Gizle

“Gülek” boğazında “Gülek” Boğasına “Gülen”ler

Seçimde yenilek, kendimize Gülek

Adını internetin bilgi sitelerine yazdığınızda, onun, “antimilli” kelimelerle anlatıldığını görürsünüz.

(PWPA)nın ilk başkanı, Koreli Moon’un Türkiye ilişkileri yürütücüsü, Abramowitz’e F.Gülen’i takdim edici ve ona referans olucu…

Kasım Gülek’ten bahsediyoruz.

CHP ’de 27 yıl parlamenterlik yapmış, İsmet Paşa’ya sekreter olmuş Kasım gülek’le CHP’lilerin övünmelerinin, bugün dolaylı olarak yazılmasını ve o yazılmanın yuyup yıkama amaçlı olmasını analiz etmek istiyoruz.

Yuyup yıkama temizlik içindir biliriz. Lakin kirli su ya da malzemelerle yapılırsa, “kir”in, bir başka “kir”le örtülmesi sağlanmış olur. Anlatmak istediğimizde bunlar da var.

Özürümüz peşindir diyor ve konuya giriyoruz. Yani Ertuğrul Özkök’ün 26 Kasım 2017 pazar tarihli Hürriyet Gazetesi’nde “Kendimi tutamadım yine bir … hikayesi yazacağım” başlıklı yazısına.

“Bakın … olayı TBMM ’nin gündemine nasıl girmiş.”

Olayın TBMM’nin gündemine girdiği iddiasıyla başlaması Özkök’ün, CHP milletvekili ve milletvekilleri artı gazeteciler vasıtasıyla yapılmış nahoş ve gayri ahlaki bir espriye meşruiyet / resmiyet sağlama girişimidir.

Sayın Özkök’ün, “Üstelik de iyi okumuş, Columbia Üniversitesi’nden diploma almış, İngilizce, Arapça, Fransızca, Rusca ve Korece dillerini konuşan bir siyasetci…” övgüleriyle anlattığı o kişinin tüm organlarıyla bir bütün olarak Meclis’te olmasına rağmen, sadece bir organıyla CHP’lilerin “ağzında” (gündeminde) olduğunu bir siyaset sosyoloğu olarak bilmesindendir, tercihinin böyle olması.. Kasım Gülek’i yuyup yıkama işini üstlenmek dedik biz buna.

Parti içi bir şüphe, Parti dışı ortamlarda test ediliyor

“Kasım Gülek 1950’li yıllarda CHP Genel Sekreteri olunca, iktidar partisi saflarında ona karşı bir kampanya başlatılmış..”

1950’de büyük bir zaferle iktidar olmuş bir partinin mensupları, CHP’nin Kasım Gülek’iyle neden ilgilensinler, meşgul olsunlar? Seçim vaadlerini gerçekleştirmek çalışmaları yapmaktan arta kalan zamanları mı varmış?

Böyle soruları düşünmenize ve sormanıza fırsat vermemek adına hızla dalıyorlar hedef noktalarına.

“DP milletvekilleri onun için ‘sünnetsizdir’ dedikodusunu yaymaya başlamışlar.

Amaç onun Hristiyan olduğu dedikodusunu yaymakmış.”

Sayın Özkök’ten cevaplamasını istediğimiz sorulardan biri şudur: “Yaymaya başlamışlar, yaymakmış” fiillerinin belgeleri nerede? Hangi Meclis toplantısının ya da özel DP toplantılardan birinin zabıtlarında yazıyor?

“CHP’nin Genel Sekreteri Kasım Gülek, medyada, hakkında böyle çağrışmalar yaptıran haberler üretilmesine prim veren CHP milletvekilidir.”

(Biz de bu cümleyi, yine bir Kasım Gülek yazısı için 10 Nisan 2015 tarihli sayfamızda yazmışız.)

Üreticilerin, CHP’li ve gazeteci sıfatlı insanlar olduğuna inandığımızdan, devam cümlemizde de insanlık adına ve edep aşkına şöyle demişiz: “(Kasım Gülek) Sünnetli olup olmasının konu edilmesine üzülmemiş, yandaşlarına, beni konuşmak için başka bir şeyim aklınıza gelmedi mi, diyememiştir.”

Sayın Özkök’de adı geçen kişinin başka bir özelliğiyle anılacağına inanmadığından bugün, yuyup yıkamasına mecburen oralarından yanaşıyor.

“Oysa Kasım Gülek çok da inançlı bir Müslümanmış.”

Gerçi bu inançlı müslümanlığa inanma konusunda sayın Özkök yalnız değil. Cenaze namazını F.Gülen’in kıldırmış olması dolayısıyla-ki bundan kim ne kazanacaksa ve nasıl bir özellik varsa – benzer cümleler çok yazılmıştı haber sayfalarında. O okumalardan hatırlanmıştır mı desek?

“Bu alehte propaganda öyle yayılmışki, CHP’liler bunun seçim sonuçlarını bile etkileyeceği endişesine kapılmışlar.”

Bir siyaset sosyoloğu böyle mi yazar sayın Özkök?

Ortada bir ters tepme vardır.

Bildiği propaganda edilen o dillerin kitaplarından mı, yoksa Paşa’sından mı kaptı bu huyunu, sorusunu, çok duyduk karşılık vermek ihtiyacı hisseden büyüklerimizden, çocukluğumuzda..

Sizin “göstermek” fiiliyle yaptığınız sonlandırma şeklinin çok başka şekileri de çalınmıştı kulaklara ama, beyinleri cıvımışların haricinde kalan CHP’lilerin “Edep yahu” çığlıkları galiba bir tek üretici kalemşor mizaçlı gazetecilerde yankı bulmamıştı.

Nerdesin ey Homongolos yazarı Reşat Nuri

Endişelerinde haklıydı CHP’liler. Sözkonusu Kasım Gülek olunca hep kaybediliyordu.

1954 seçimleri çalışmaları yapılırken, partili kadınlara gayret vermek için nasıl bir vaadde bulunduğunu ve neticenin ne olduğunu bakın o günlerde nasıl yazmışlar.

“Kasım Gülek seçimlerden evvel milyoner bir mihrace edasıyla Seçimlerde partimiz için hangi kadın çok çalışırsa onunla evleneceğim demişti. Kadınların böyle bir felakete uğramamak için Halk Partisi’ni tutmadığı, bu yüzdende CHP’nin kaybettiği anlaşılmıştır.

Seçimlerden sonra niçin hala evlenemediğini soran bir arkadaşına ebedi bekar Kasım Gülek şu cevabı vermiştir.

-Şimdilik muhalefet cephesini idare ediyorum. İki cepheyi birden idare edemem.” (Bir Akbaba’dan)

Seçimlerde hep yenilen CHP’dir. İntikam peşindekiler ise kalemşor ünvanlı ve CHP’li etiketli gazetecilerdir kanaatimizin delili, “idare etmek ve edememek” itirafının yapıldığı son cümledir. Kimileri yuyup yıkama görevi yüklenmiş olsa da..

Herkes işini yaparken acı olan ne? Sorusu düşerse bizim okuyucularımızın aklına, ki bizim de bu konuyu işleme sebeplerimizden biridir ve cevabımız şudur: İktidarın yani DP’nin, onlara inanan gazetecilerinin olmamasıdır. Dolayısıyla gazetelerinin olmamasıdır, dolayısıyla okuyucularının olmamasıdır.

Beyinleri kamaştıracak acı budur.

Halbuki, niçin evlenmediği sorusuna Kasım Gülek’e yakışan çok cevap yazılabilirdi.

Partimin kadınları dahi beni istemiyorken.. Denilerek en hafifinden.. Yahut acaba soruları çağrıştıracak karikatürlerini de onların çizmesinden istifade ederek mesela. (O günlerde çizdikleri karikatürlerden ikisini koyduk buraya)

Her ne kadar sayın Özkök’ün aklama ve iyileştirme amaçlı yazısını malzeme yaparak işlesek de, ölmüş bir adamın evrakı metrukesini, sebeplerimizden biri de vaktinde yapılmış hesaplaşmaların önemini vurgulamaktır. Bayatladığında ise işte böyle hafızalar zorlandırılır, hatırlatmak için.

Gülek, Özal’ı “Küçük Turgut” dolayısıyla mı sevmişti ?

T.Özal bir demecinde aynen şöyle demişti: “Kasım Gülek beni cumhurbaşkanı yap diye çok ısrar etti ama, ben kendim oldum.”

Menderes iktidarını 27 Mayıs’a götürmüş ve urgan yağlamış bir Kasım Gülek’in, hangi hakla ve yüzle, hangi şartlarda ve neye karşılık yapılarak, DP geleneğinden olduğu iddiasındaki bir T.Özal’a böyle bir teklif yaptığını hiç soran olmadı bu ülkede.

T.Özal, bu açıklamayı yaparken, Yassıadacıların, kendisini teklif yapmaya uygun kişi olarak gördüklerini de itiraf ediyordu bir yerde. Böyle özelliklerin insanı olması T.Özal’ın o kadar kabul görmüş olmalıydıki, hiçbir partilisi de rahatsız olmamıştı bu siyaset kayıtlarından.

Anlatmak istediğimizin bir kısmıdır bunlar.

O gün T.Özal’ın sorularla bunaltılmış olmamasından, ki yapacak kimse yoktu, bugün Kasım Gülek’in “Ahlaki” olmayan siyaset mücadelesi yunup yıkanarak nazire yapılıyor.

Hatta, şimdi “kaçak” sıfatı taşıyan ihanet savcılarından C.Kara’nın, Cumhuriyet Gazetesi’ne “Bunların sonu Menderes’ten beter olacak!” açıklamasını yapması da Kasım Gülek artı F.Gülen artı Yassıadacılar birlikteliğinin bir ürünü idi.

Dedeleri ve babaları DP geleneğine oy vermiş çocukların F.Gülen elinde nerelere savrulacaklarını vaktinde gören, tesbit eden rahmetli Necmeddin Erbakan Hoca’mızın mücadelesine inat yazılmış virüs yüklü bir Kasım Gülek savunmasına, izahlı ve antiseptik tez sayılsın bizim bu uğraşımız.

Zira F.Gülen sadece F.Gülen değildi. Halkın DP iktidarına kan doğramış Kasım Güleklerle, yassıadacılarla F.Gülen’di.

Cumhuriyet Gazetesi o ihanet savcısından o cümleyi boşuna almadı.

Sağımızı “Ekşi”ten, solumuza “Ekşi”yen ihtilaller salçası

Mademki Sayın Özkök’ten bir malzeme alıp yazdık. Bir malzeme daha alıp yazalım dedik. Aynı günün sayfasından. “O insan niye gözümde hep ‘Oktay Bey’ olarak kaldı” başlığında olanı..

Oktay Ekşi’nin “Gazetecilikte geçen o yıllar” adlı anı kitabından okumuş meğer, bizim de üstünde kalem oynattığımız ve içinde Kasım Gülek geçen, CHP’li kalemşörlerin bulaşıcı mikrop özellikli üretimini..

O kitabı ben okumadım. Sonra bakacaklarım arasına yazdım şimdilik. Biz sadece Oktay Ekşi’yi yazmak istiyoruz. Daha doğrusu 1958 yılı biterken bir başka CHP kalemşörünün onu nasıl anlattığını yazmak istiyoruz. Kendisi bu yazacaklarımızı, eğer kaydetmişse, ordan da değerlendiririz bir gün.

Y. Ziya Ortaç’ın Aralık 1958 tarihli başyazısını özetleyelim önce.

“Bir tören dönüşünde, hemde meşhur Doğu üniversitesi açılış töreni dönüşünde de bir gazeteci tokatlandı: Yine DP mebusu tarafından ”

“Şamar oğlanı” da olduk diye anlatılan bu olayda soyadı Akdağ olan bir DP mebusu var, bir de tokat yiyici şamar oğlanı olarak takdim edilen gazeteci Oktay Ekşi var.

Sebebi neymiş o tokadın?

Millietvekili Akdağ’ın, İnönü’nün kızının Milli Damat Metin Toker’e “Çeyizine üç buçuk milyon harcanarak” verildiğini söylemesi...

Oktay Ekşi buna sinirlenmiş. Neden mi?

“İnönü gibi tarih olmuş şereflerin üstüne kendi şereflerimizden çok titremeliymişiz” de ondan.

27 Mayıs’ta yedek subay elbiseli gazeteci Oktay Ekşi’nin ihtilale faydaları üstüne bir yazı okuduğumda, Kurucu Meclis’e niçin seçildiğini anlamıştım.

Gazeteciliğini ve ömrünü neden sadece CHP’li olarak yaşamasına bulamadığım gerekçeye de 1958 yılında yediği o tokatta ulaştım.

Bir tokatın bedeli işte böyle yansımıştı.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?