Gizle

Diyar-ı Bekir Hüznü -I-

Adı bir değişime uğradıktan beri bir türlü huzur yüzü görmedi bu şehir: Diyar-ı Bekir. Hep acı çekti, hep kafası karışık. Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Mavera Kulübü’nün daveti üzerine gittik. Önceliğim Diyar-ı Bekir’in Sur İçi idi. Mevsim güz, ağaçların yapraklarının sarardığı ve döküldüğü zaman. Hüzün beldesinde hüzün mevsimi de dersek yeridir. Diyar-ı Bekir’de hüzün hiç bitmez. Acı çekiyor sürekli. Diyar-ı Bekir, bir İslâm beldesi, şehri. Halid bin Velid’in oğlu Hz. Süleyman ve arkadaşları şehrin fatihidirler. Orada şöyle bir söylence de var. Efendimiz’in İstanbul için söyledikleri Diyar-ı Bekir için de geçerli. Çünkü bu şehir Bizans’ındı. Önemli olan niyet ve bakış. Şehir İslâm beldesi olduktan sonra huzur buldu yüzyıllar boyunca. Bir merkezdi, bir kültür çevresi idi.

İlk kez 1973 ya da 74 yılında gitmiştim. O zamandan sonra birkaç kez gitmek nasip oldu. Konferanslara katıldım, faaliyetlerde bulundum. Her gidişimde iç şehri, yani Sur İçi’ni mutlaka ziyaret ettim. Her gidişimdeki hissedişlerim beni etkiledi. Bu şehrin ruhundan medeniyetimin ruhunu yaşadım, özümsedim. İlk darbeyi Cumhuriyet’in ilk yıllarında yedi bu şehir. Adı değişti. İlgisi olmayan bir isimle anıldı: Diyarbakır . Putperest pagan ruh egemenliği başladığından beri de Amed diye anılmak isteniyor. Bir paganlıktan kurtulayım derken bir başka paganlığın kurbanı oldu.

Kültür ve düşünce düşmanları elbirliği ederek yıkımlarını sürdürüyorlar. Birkaç yıldır gittiğim illerde, beldelerde sağlığımdan ötürü pek gezmiyorum, dolaşmıyorum. Ya da kısa geziler ve geçişler yapıyorum. Diyar-ı Bekir özeldi benim için. Dedemin medrese tahsilini gördüğü ilk kültür merkezi. Dahası peygamberler ve sahabeler beldesi. Manevî ruhu ve hazzı yüksek. Güçlerin çatışmasının kurbanı oldu bu güzelim şehir. Bu güçlerin nedense ilk ve tek hedefi şehrin ruhunu oluşturan kültürü ve tarihi. Yakın zamanda, şehrin ruhunu temsil eden dört ayaklı minare altında, baro eski başkanı Tahir Elçi failleri bulunmayanların kurbanı oldu. O çıkışı ve duruşu bir sembol olan minare altında yaptı açıklamasını, yapamadı, katledildi.

“Çözüm süreci” bir başka felâketin başlangıcı oldu. Uçakta iken yanımda oturan bir kurumun bölge müdürü ile başlayan görüşmemiz, kente vardığım ve ayrıldığım zamana kadar sürdü. Kentte bir suskunluk var. Derin bir sessizlik. İnsanlar âdeta konuşmaktan çekiniyorlar. Şunu söylüyorlar. “Militanlar, göz göre göre silahlandılar. Biz gözlerimizle gördük, herkes görüyor ve biliyordu. Buna neden fırsat verildi anlayamadık.” Sonrası biliniyor. Hendeklerin kazılması ve “Şehir yapılanması” ile bir savunma süreci başlıyor. Ve tabii, kültürü, tarihi, medeniyetimizin verilerini düşünmeden iki taraf karşılıklı bir yıkıma başlıyorlar. Sur içi yerle bir ediliyor. Militanlarla birlikte siviller de zarar görüyor. Ölenlerin sayısı bilinmiyor. Görmeyi istediğim Sur İçi’ne giriş izni yok. Surların üstüne de çıkılıp bakılamıyor. Hz. Süleyman ve arkadaşlarının türbesinin bulunduğu yerde surdaki tel örgülü ve kapalı bir kapıdan bakabildik ancak. Bir yıkıntıdan başka bir şey yok. Sadece orta yerde bir cami duruyor, görebildiğimiz bu.

Hz. Süleyman’ın bulunduğu bölgedeki bütün yapılar yıkılmış. Sadece Muhyiddin ibn Arabi’nin bir medrese arkadaşının küçük bir türbesi orta yerde duruyor. Çevreyi düzenlemişler! Anlamsız bir hâle getirmişler. Külliye ve türbe bir maket görünümünde. Yakın zamanda modern muhafazakârların veya diğerlerinin kent ve tarih kültür anlayışı bu.

Nebi Camii, Ulu Cami ve yazmalar bölümünü ve çevresini Ensar Kitabevi’nin olduğu geniş ferahlatıcı ve soluk aldırıcı mekânı hüzün ile gezdim. Buruk bir tadı kaldı bende.

Bu gezimin hüzünlü bir güz vaktine denk düşmesi acıyla derin bir iz bıraktı. Hüzün, hep hüzün.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Ali Haydar Haksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

02

Kasım Özdemir - Devlet bir kesimi hasım bellemişse önce ipini gevşetir, sonra kafaya koyduğunu yapar. Adalet yılların ardından -gecikir- gelir, belki de gelmez. Kara tren türküsü gibi.

Yanıtla . 0Beğen 01 Aralık 18:57
01

Cihan - Harap oldu Surici harap. Tabii en guzel soruyu halk dile getirmis: Bunlarin, bile bile, sehir icinde silahlanmasina, yiginak yapmasina niye musaade edildi?

Yanıtla . 0Beğen 01 Aralık 12:48

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?