O fotoğrafın hatırlattıkları…

Yıl, 1986… Üniversiteye yeni başladığım yıllar…

Yer, Ankara Basın Yayın Yüksek Okulu (BYYO) kantini…

Şimdi hâlâ aynı yerde midir; o dönem okul kantini bodrum kattaydı.

Loş ve soğuk/boğuk bir ortamı vardı… Ankara BYYO’nun uzun yıllar en önemli vasıflarından biri hiç kuşku yok ki sol geleneğin çok güçlü olduğu okullardan biri olmasıydı…

adnan-oksuz-3.jpg?r=7ad774ed3895b3663daf6eef5afe259b

“Sol kale”lerden “Mülkiye” ile iç içe olması, Cebeci Öğrenci Yurdu’nun ve Ankara Hukuk’un da hemen yanı başında yer alması sol geleneği burada güçlendiren etkenlerdendi, belki…

Silindir gibi geçen 12 Eylül askeri darbesine ve ANAP iktidarına rağmen okulda sol örgütlerin hâkimiyeti ve baskınlığı tartışılmazdı. Böyle bir ortamda biz BYYO’yu yeni kazanan 3-5 İmam Hatipli bir kenarda çay içip sohbet ediyorduk…

O sırada bizden daha kıdemli olan birkaç arkadaş daha geldi, yanımıza…

Onlardan biri de, şu anda Marmara İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cengiz Anık’tı… Cengiz bizden biriydi ama sol jargona da hâkim olan, sol dünyanın kitaplarına aşina bir arkadaşımızdı… İki cümlesinden biri “Marx” ve “Keynes”liydi, mesela…

Neyse… Çevreden gelen garip bakışlar ve fısıltılar hemen dikkatimizi çekti. Hani öyle ki, neredeyse “Allah” kelimesini telaffuz etmek dahi yasaktı… Çay içmeye, sohbet etmeye başladık...

Günlerden Cuma idi ve Cuma namazına gitmek için hazırlık yapmalıydık… O sırada kimsenin beklemediği bir gelişme yaşandı…

Bizim masada oturan kıdemli öğrencilerden biri, (bir üst sınıfta) bir anda kalktı, gömleğinin kollarını sığadı, kantinin köşesinde bulunan lavaboya gitti, abdest alıp geldi. Hâlâ gömlek kolları sığalıydı ve kollarından sular damlıyordu. Herkesin şaşkın bakışları arasında bir meydan okumaydı, bu…

“Ben… Biz buradayız!..” dercesine… Kantini tıklım tıklım dolduran solcu öğrencilerden çıt çıkmadı…

Hiçbiri tek kelime edemedi…

Yalan yok; bu hareket biz tıfıllara da bir özgüven sağladı, o baskıcı ortamda…

***

Biliyorum, şimdi hepiniz merak ediyorsunuz, “Bu kimdi?” diye…

Bu öğrencinin adı Hamdi Kılıç…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ’ın Başdanışmanı…

Cumhurbaşkanı Erdoğan ’ın, ABD Başkanı Tump ile yaptığı son telefon görüşmesinde, basına yansıyan o fotoğraf karesinde yer alan isimlerden biri…

Fotoğrafta, ayaktaki isimlerden biri Erdoğan’ın Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, diğeri -elinde kalem not tutan- ise Hamdi Kılıç…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a eşlik eden öteki isimler, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın

O fotoğraf karesinde Hamdi Kılıç’ı görünce bunları hatırladım…

MEDYATİK OLMAYAN BİR İSİM; HAMDİ KILIÇ…

Hamdi Kılıç, “Başdanışman” sıfatıyla Külliye’de önemli isimlerden biri.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşma metinlerinin yazarı… 4-5 kişilik ekiple çalışıyor… Bu ekip, kurumlardan verileri ve rakamları takip ve talep ederek, gündem ve siyaseti izliyor, gelen bilgilere göre konuşma metinleri hazırlanıyor. Kılıç, iktidara geldiği 2002’den bu yana Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yakın çalışan ekipten. Önce Başbakanlık, ardından Beştepe…

adnan-oksuz-1.jpg?r=6c88852729a81ae6994a175e6e23cc0d

Ama bir özelliğini hemen ifade edeyim; çok fazla ortalıklarda gözükmekten hazzetmiyor, hoşlanmıyor.

Birkaç yıl önce, Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Putin’le görüşmesindeki heyette görmüştüm, Hamdi Kılıç’ı… Heyetteki isimleri Putin’le tek tek tanıştıran Erdoğan’ın, Kılıç’ı da takdim eden görüntüleri yansımıştı, ekrana. Kılıç-Putin tokalaşması da… O kadar…

Çevresinde, işine odaklı, üzerinde çalıştığı konuyu, hususu sonuçlandırana kadar çaba ve gayret gösteren motivasyona sahip biri olarak biliniyor.

Bildiğim kadarıyla sosyal medyayı da çok fazla kullanmıyor…

Uzun yıllar boyunca sadece sanıyorum Ocak 2014’te şu paylaşımlarda bulunmuştu;

* “Kör bir husumet uğruna, kendi ülkesine ve milletine düşmanlık etmekten çekinmeyenler safına katılanlar var galiba. Yazık!”

* “Aldığı tüm yaralara rağmen bu ülkede devlet geleneği diye bir şey hâlâ var. Bunun ne olduğunu anlamak için biraz tarih okumak yeter.”

* “Devlet geleneğimizin kendini korumak için tarih boyunca geliştirdiği reflekslerin bir kısmı epeyce ürpertici, benden hatırlatması.”

* “Allah Allah! Kendini devlet geleneğine karşı tehdit olarak gören ne kadar çok kişi varmış. Şaşırdım.”

* “Biraz tarih okuyun dedik, birileri meseleye Cüneyt Arkın filmi seviyesinde bodoslama daldı. Kusmayın, önce okuyun.”

* “En temel bilgi kaynağı wikipedia olanlarla ancak buraya kadar… O zaman mecburen Yunus’a sözü bırakacağız. Ben gelmedim dava (kavga) için…”

***

Şu kadarını ifade edeyim, Hamdi’nin bu sınırlı miktarda paylaşımı bile o dönem epey konuşulmuştu…

KAÇ TANE PUTİN VAR?

adnan-oksuz-2.jpg?r=c8e5430c4c1a72866a7b17768e492ea7

İlginç bir kulis…

Söylenen şu; aslında ekranda çoğu kez görülen gerçek Putin değil!

Haydaaa! Nereden çıktı şimdi bu? Devam edelim, bu komplo teorisine;

- “Gerçek Putin üzerinde sürekli silah taşır. O sebeple de bir omuzu sürekli yere doğru bakar, eğiktir. Dimdik yürüyorsa o gerçek Putin değildir…”

Şaka gibi… Daha başka, daha başka!..

- “Bir nokta daha… Gerçek Putin basın toplantılarında hiçbir zaman metni kâğıttan okumaz, irticalen (hazırlıksız) konuşur. Metni okuyorsa o gerçek Putin değildir…”

Nasıl yani? O zaman kaç tane Putin var, arkadaş?

- “İster inan, ister inanma, Rusya’da 3 tane Putin var! Aksi halde o kadar geniş topraklara 1 tane Putin nasıl yetsin!”

***

Bunları dinledikten sonra ağzımdan gayr-i ihtiyari şu cümle çıktı;

- “La git işine! Putin, Somuncu Baba mı?”

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Adnan Öksüz - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?