İnsanlığın Fiyakasını

Ahmet Hamdi Tanpınar, okuyanların malumudur meşhur romanı Mahur Beste’de Sabri Hocayı şöyle konuşturur: “Cahilsin, okur öğrenirsin. Gerisin, ilerlersin. Adam yok, yetiştirirsin. Paran yok, kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur.” Nitekim Said Nursî’nin teşbihi de şöyledir bu hususta: “A’lâ bir şey bozulsa, edna bir şeyin bozulmasından daha ziyade bozuk olur.” İnsanın bozulması tuzun kokması gibidir, umudu tüketen bir şey.

Bayatlama, bozulma, çürüme, kokuşma son derece organik bir süreci ifade ediyor madde planında. Bunu önleyici yahut geciktirici bazı tedbirler alınabilir. Bahsini ettiğimiz, insan fıtratına, mizacına ve karakterine dair işleyen bir süreç ise işte bunun bir dip noktası yok. Nerede nasıl bir felakete kapı açacağını, hangi trajik sonuçlar doğuracağını kestirebilmek çok zor. Öyle ya, insanın kıvamı bozulduğunda yavanlık yahut cıvıklığın hangi boyuta ulaşacağını kestirmek mümkün değil. Ahsen-i takvim ifadesi de korunması istenen kıvama işaret etmiyor mu?

Hemen hemen her gün haber bültenlerinde, gazete sayfalarında insanın kalbini oyan, tüylerini ürperten birçok hadise ile karşılaşıyoruz. Kendi evladına kıyan babalardan(!), taammüden annesini katleden çocuklardan bahsedilir oldu. Cezaevleri bu türden suçlara bulaşmış insanlarla dolu. İçimizi karartalım diye söylemiyorum tüm bunları ancak her manada derin bir muhasebeye ihtiyacımız yok mu?

İsmet Özel’in “ Ölüm gelir ölüm duygusuna karşı saygısız” mısrasını hatırlatıyor bana izlerken, okurken dehşet veren bu haberler . Psikolojik bir rahatsızlık yahut cinnet haliyle olan biteni yorumlamak çok zor. Keşke öyle olsa ama değil. Daha derinlerde bir kopuş var anlaşılan. Belli ki önü alınamayan bir öfke söz konusu.

Son zamanlarda alanın uzmanları tarafından dikkat çekilen bir kavram var: Öfke Kontrolü. Elbette öfkeyi kontrol etmek, yenmek önemlidir. Ancak öfkenin kontrol edilmesinden evvel öfkeyi körükleyen sebeplerin dikkate alınması elzem.

Hayatın tüm alanlarında ilişkilerin/işlerin profanlaşması ve mekanik bir nitelik kazanması insanı aşındıran bir durum olarak ortada. Sevgi ve merhametten uzaklaşmış kıyasıya bir rekabetin müşterisi haline gelmiş günümüz insanı, hiçbir zaman onu mutlu etmeyecek ve bir tatmine erdirmeyecek bir serapların peşinde heder olup gidiyor. Bu minval üzere şekillenen hayat tarzı, yoğun bir stres oluşturuyor üzerimizde ve gözü doymazlığa, acımasızlığa, incitici olmaya itiyor bizi. Bu satırların yazarı da siz okuyucular da bu atmosferden kendini yalıtamaz halde ne yazık ki.

Evde, işte, trafikte pimi çekilmiş bombalar halinde birbirimize tehdit oluşturmaktayız. İlişkilerimizde cümle kurarak değil birbirimize tuzak kurarak mesafe alacağımızı düşünüyoruz artık. Birbirimize yurt olmak, imkân olmak yerine; birbirinin izzetine kast etmiş kurtlar olarak gemimizi yürütmeye çalışıyoruz dünya vadisinde.

Öte taraftan gözüne kestirdikleri üzerinde tahakküm kurarak bir tatmine erişmek isteyen, gözünün kesmediği yerde ise boyun eğip sözüm ona gelecek mükâfatı bekleyen budalaların işgali altında hayatımız. Bunun, insanlığını muhafaza etmeye çalışanlar üzerinde oluşturduğu olumsuz etki daha da yıkıcı tabii.

Kara gün kararıp kalmaz demiş eskiler. Bu böyledir. Amennâ. Sorun olarak gördüğümüz birçok meseleyi iyi niyet ve samimi gayret hatta sadece göz kırparak bile bir çözüme kavuşturabiliriz. Yeter ki iyilik tohumlarını bıkmadan, usanmadan ekmeye devam edelim, insan olduğumuzu unutmadan, unutturmadan.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Orhan Gazi Gökçe - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?