Eşyanın tabiatı

“Eşyanın tabiatı” ibaresini “nesnelerin doğası” olarak da ifade etmek mümkündür. Özellikle, düşünce, kuramsal düşünce alanında “nesne” terimi canlı-cansız tüm nesneleri kapsayıcı olması bakımından daha elverişlidir. Yakınlığı dolayısıyla “varlık” terimini de burada hatırlamak yerinde olursa da, özellikle kuramsal düşünce (mesela felsefe) bakımından işler bir terim olmakla birlikte, anlam özgünlüğü açısından sınırlandırıcı bir niteliğe bürünebilir.

Genel düşünce bakımından, “nesnelerin doğası” deyimi on yedinci yüzyılda Batı düşüncesinde belirleyici bir ilke düzeyinde anlaşılmaya başlanmıştır. Burada, doğa bilimleri alanında göz kamaştırıcı gelişmelerin etkisi, aynı zamanda doğaya karşı insanın mücadelesinde hâkim konumu işgal etmesi gereği yönündeki beklentisi, deyimin anahtar işlevi görecek mahiyette kavranmasına yol açmıştır denebilir. Böylece, “nesnelerin doğası” terimi, sadece doğa bilimleri alanında değil, ona göre gölgede ve cılız kalmış olan “sosyal bilim ” alanında da, hareket noktası alınması gereken bir ilke olarak kabul edilmeye hazır hale getirilmek istenir.

Bu bağlamda, Fransız düşünürü Montesquieu belirleyici bir adım atar. Doğa bilimlerinin nüfuzunu çağrıştırıcı bir tutumla, nesnelerin doğası deyimini “sosyal” olana aktarmak üzere siyaset alanına yoğunlaşır. Genel olarak, Aristoteles’ten mülhem siyasal rejim türlerini ele alır, ama ondan farklı bir düzlemde açıklamalarda bulunur. Çünkü Aristoteles, her ne kadar toplumu ve siyasal yapılanmasını, geri planda doğa yasası (nomos) temelinde kendi mantık sistemine dayanarak kurmuştu. Ama buradaki doğa yasası, sonuçta zihne ait bir kurgulamaya dayanıyordu. Buna karşılık, Montesquieu, nesnelerin doğası ilkesinden hareketle insan, toplum ve siyasal rejimleri irdelemeye yöneliyordu. Ancak, insanı, özellikle toplumu maddi (coğrafya, iklim, beslenme şartları) ve manevi (örf-adet, ahlak, hukuk, din) dinamikleri bağlamında kavrıyor ve siyasal rejimlerin mahiyet ve niteliklerini de ona göre belirlemeye çalışıyordu.

İnsanın olduğu gibi, toplumun da bir doğası vardır. Bu doğa temelinde ve bağlamında, deyim yerindeyse, toplumun kişiliği, ona bağlı ve onu yansıtan kurumları, kuralları, kültürü oluşur. Bunları bütün toplumlar bakımdan genelleştirmek ne kadar yanıltıcıysa, tek tipleştirmek de o kadar doğasına aykırıdır.

Sözü, zaman dışı, çağ dışı, ilkellik kategorisine girdirilmeyecek denli bayağılıkla malülSuut yönetiminde patlak veren gelişmelere getirmek istiyorum. Daha adı bile nesnenin doğasına aykırıdır: Suudi Arabistan . Arap kökenli topluluklar sadece burada yaşamıyor. Ancak Arap topluluklarının çoğunluğu mekân itibariyle burada yaşamasalar da, bu coğrafyada yer alan iki şehir ve onların manevi anlamlarının temsiliyeti sıkı bir bağ oluşturur. Fakat bunu sadece Arap kökenli topluluklara hamletmek de doğru değildir. Farklı kökene mensup bütün Müslümanlar böyle bir temsiliyet bağına sahiptirler.

Asıl olarak Suut yönetimi, söz konusu iki şehrin ( Mekke ve Medine) mekânı olan coğrafyayı “özel mülkleri” haline getirmek suretiyle bütün Müslümanların manevi coğrafyalarını gasp etmişlerdir. Bu bakımdan, Suut yönetimi, coğrafyası itibariyle haksız, gasp edilmiş bir mekânda ortaya çıkmıştır. Görünüşte vuku bulan olaylar yönetici bir aile içinde cereyan eden iktidar mücadelesi gibi gözükse de, aslında bu coğrafyada yaşayan toplumun doğasının derinden gelen sarsıntısı şeklinde yorumlanmalıdır. Kuşkusuz o toplum birçok güçlükle, eksikliklerle kuşatılmıştır. Ama derinden verdiği tepki önemlidir, zaman içinde o güçlüklerin, eksikliklerin üstesinden kendi imkân ve becerileri sayesinde gelebilir. Gelmelidir. İsrail yönetimi, nasıl Müslüman Ortadoğu toplumlarının bağrına dıştan saplanan bir ok ise, Suut yönetimi de içten kanırtılan bir hançer olarak ortaya çıkmıştır. Hançerin çıkarılıp atılması, Arabistan’da yaşayan toplulukların yükümlülüğündedir öncelikle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Cihan - Sonucta Mekke ve Medine su ya da bu devletin kontrolunde olmayacak mi? Bunu direkt olarak "gasp etme" olarak yorumlamak pek dogru degil gibi geliyor. Suud'un ozellikle Mekke'dfeki kimi uygulamalarini tasvip etmiyorum, mesela ortaligi gokdelenlerle doldurmalari gibi ama kategorik olarak oranin idaresinin onlarda olmasina da, daha once belirttigim nedenden dolayi, karsi degilim.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 08 Kasım 12:50


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?