Gizle

Sosyal medya yorgunluğu

Anlık bilgiler, bildirimler, beğeni ve yorumlar. Peki, bunca şeye insan nasıl yetişir? Sosyal medya bağımlılık yaptığında insanın zamanını çalmakla kalmıyor ruh dengesini düşünce dünyasını da etkiliyor. Halkın genel görüşü adı altında pek çok şey sunulabiliyor. Olmayan olaylar kısa sürede yayılıyor. Gerçek ve kurgu o kadar iç içe geçiyor ki ayırt etmek pek mümkün olmuyor. Bu kargaşa hali ister istemez muhatap olanlara yansıyor.

Sosyal medyada yazılanların çarpıtılması daha kolay. Mimik ses eksik olduğunda ifadenin anlaşılması güçleşebiliyor.

Fakat en önemli husus hiç tanımadığımız milyonlarca kişiyle karşı karşıya oluşumuz. Sitede kötü amaçlı çeteler mafyavari insanlar cirit atıyor bilgi topluyor. Bu yolla şahsi bilgiler istemediğimiz insanların eline geçebiliyor.

Sosyal medyada kim dost kim düşman anlamak mümkün değil. Yapılan bir yorumun aslında alay olduğunu beşinci ya da onuncu kez okuduğumuzda fark edebiliyoruz zira ilk okumalarımızda iyiniyetli yaklaşım sergiliyoruz. Kendi penceremizden izlediğimizde olumlu sandığımız nice şey aslında olumsuz. Taşı gül sandığımız bir mecra sosyal medya . Ya da gülü taş sandığımız. İyi niyetli nice yorumum küfür sanıldı. Orada anlam veremediğim bir ego yarışı var.

O ortamlarda herkes bir şekilde eleştirilere maruz kaldığından yapılan iyi yorumları da kötü sanıyor. Düzgün bir sohbet kurmamız imkânsız. Herkesin gördüğü alanlarda yapılan dostane konuşmalar bana samimi gelmiyor. Yüz yüze konuşarak bile bir birimizi tanıyamazken yanlış anlarken anlaşamazken yapay nefessiz soluk bir ortamda bunu sağlamamız mümkün değil. Konuşmalarımızın okumalarımızın çoğunluğunu zihnimiz şekle sokuyor hayal gücümüz iyi ve kötü algımız devreye giriyor. Sağlıklı bir iletişim ilişki kuramıyoruz.

Sosyal medya yalnızların kimsesizlerin depresyondakilerin günlükleri haline geliyor. Canımızı sıkan içimizde dert olan ne varsa sosyal medyada yazıp rahatladığımızı sanıyoruz. Birilerini oradan rezil etmek itibarsızlaştırmak için paylaşımlar yapılıyor. Oysa yüz yüze konuşmadığımız ne varsa sosyal medyadan söylemek acizliktir. Bunu şahsın yüzüne söylesek saygısızlık olacak. Peki, sosyal medyada söyleyince aleni saygısızlık olmuyor mu? Toplu gıybet, laf çarpma adeta bir nefret makinesi. Sanki reel hayatta yaşadığımız yüzleştiğimiz mücadeleler zorluklar yetmiyor da bir de sosyal medyanın nefretine maruz kalıyoruz. Neden bir birimize bu kadar tahammülsüz, bir birimizden bu kadar nefret eden bir topluma dönüştük?

En basitinden bir kitabın ithafında adı geçenler teşekkür etmek yerine nefret duymaya başlıyor. Örneğin bu cümleyi okuyan da “teşekkür almak için ithaf yapmış” diyor. Neden? Çünkü kalbiniz kalmadı. Kalbi kalanları da sahtekâr olmakla suçluyorsunuz.

İlginçtir ki takdir edilesi haller aşağılanabiliyor. Mahcup olması gerekenler, özür dilemesi gerekenler kafa tutuyor, suçluyor, ithamlarda bulunuyor. Ruhsal dengesini kaybedenler sağlıklı insanlara hasta , şizofren diyebiliyor. Dünyada birtakım şeyler tersine dönmüş ancak kimse farkına varamıyor.

Bu yazının sosyal medyada yorumu da muhtemelen şöyle olur: Herkesin farkına varamadığının ben farkına varıyorum egosu.

Öyle evet demekten başka yol da bırakılmıyor.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hatice Çay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?