Toplumun vücuduna mikrop yavaş yavaş yerleşti: fitnevizyon!

Bİzde televizyonla ilk olarak karşılaşan kuşak 60’lı yıllarda doğanlardır. Çünkü 70’li yıllarda televizyon bazılarımızın evine girmeye başlamıştı. Benim kasabamda ilk televizyon alanlar, o yıllarda ‘asrî’ diye adlandırılan, şimdilerde modern olarak karşılığını bulan kişilerdi. Yani biraz varlıklı ve yeniliklere açık. İlk olarak ‘ Kaçak ’ adında bir dizi vardı ve haftanın belli günlerinde yayınlanıyordu. Bu dizi bizi o kadar cezbetmişti ki, büyüklerimiz de dâhil olmak üzere televizyon olan evlere gidip misafir oluyor ve o diziyi seyrediyorduk. Bizim bir komşumuz vardı. Mahallede ne kadar kadın ve çocuk varsa televizyon seyretmek için o eve giderdik. Öyle ki evin beyi bizim yüzümüzden başka odada oturmak zorunda kalır ve o akşam televizyon seyredemezdi.

O zamanların dizisi meşhur ‘Kaçak’tı. Adam belli ki kanunlara aykırı bir iş yaptığı için kaçıyordu. Ama artık nasıl bir beyin yıkamaysa hepimiz onun polise yakalanmaması için dua ediyorduk. Sonra ‘Dallas’ adında bir diziye müptela olduk. Amerika ’nın en zengin ailelerinden birinin rezil ötesi günlük hayatıyla ilgiliydi. Her türlü haram, hatta en büyük haramlar işleniyor, ama biz seyrediyorduk. Seyretmeyenler yok muydu? Ben Erzurumlu bir büyükannenin seyretmediğini duymuştum. O dönemde sobayla ısınıldığı ve her odaya soba kurulmadığı için mecburen televizyonlu odada oturuluyordu. Bu annemiz de orada oturuyor ama çocukları televizyonu açtıklarında, orada açık saçık tipler olduğu için onu görmeyecek şekilde otururmuş. Hatta bazıları televizyondakilerin kendisini görebileceğini düşünerek, dış kıyafetini giyerek televizyonlu odaya gelirmiş. Sonra bazı büyüklerimizin televizyon seyredilmemesi konusunda ikazları olduğunu duyuyorduk. Televizyonun kötülüğünü anlatan şiirler yazılıyor, konuşmalar yapılıyordu. Bazen bu tavsiyelere uyan aileler de olduğunu görüyorduk. Ama onlar da bir zaman sonra zamanın eğlenceli kutusuna yenik düşüyorlardı.

TELEVİZYONA ÇOCUKLAR HÜKMEDİYORDU

Sonra bu defa 80’li yıllarda doğanların televizyon seyretmek için normalden fazla vakit ayırdıkları görüldü. O yıllarda doğanlar ortaokula başladıklarında çok televizyon seyretmelerinden şikâyetçi olundu. Televizyon başında kalma süresi ile ilgili olarak istatistiklerde anormal sonuçlar ortaya çıkıyordu. Akşam evine gelen baba kumandayı eline alıyor ve sadece televizyon ile meşgul oluyordu. Kendisine göre haklıydı; çünkü günün yorgunluğunu böylece atıyordu. Kocalarından şikâyetçi olan kadınların da onlardan farkı yoktu. Çamaşır, bulaşık başta olmak üzere çoğu iş makinelerle yapıldığı için gündüz boyunca vakitlerini ‘kadın kuşağı’ adı verilen programların başında geçiriyordu.

Ailede televizyona çocuklar hükmediyordu. Açıp kapama, varsa kanal değiştirme işi hep onlardan soruluyordu.

Peki, televizyonu açmak kapamak ya da seyretmek bir beceri gerektiriyor muydu?

Aslına bakarsanız televizyonu açmak kapatmak veya seyretmek için özel bir beceriye sahip olmanız gerektirmez. O kadar gerekmez ki geçen bunca sene içinde yeteneksizliğinden dolayı televizyon izleyemeyen bir kişinin olduğu şeklinde vak’a hiç duyulmamıştır.

Peki, çok fazla televizyon seyredilmesinden niçin şikâyetçi olunuyordu?

Çünkü kişi televizyon seyrederek hiçbir becerisini geliştiremiyordu. Televizyon seyreden hiçbir çocuk ya da yetişkin, televizyon seyrederken veya daha fazla kanalı takip ederken veya televizyon seyretmeye daha fazla zaman ayırarak, olduğundan daha iyi konuma gelmiyordu. Hatta geriliyordu.

Kendimizi ve çocuklarımızı televizyondan niçin koruyamıyorduk?

Çünkü televizyondakileri anlamak için özel bir eğitim gerektirmiyordu. Ayrıca kolaylıkla seyrediliyordu, zihni yoracak bir şekilde değildi. Ayrıca televizyon, seyircisini sınıflara ayırmıyordu.

MANİDAR KIZILDERİLİ OYUNLARI

2000’li yıllarda doğanlar ise kendilerini bilgisayar oyunlarının önünde buldular. Bu oyunların çoğu, şiddet içeriyordu ve daha beş altı yaşındaki çocuklar bundan zevk alıyordu. Mesela benim şahit olduğum bir olayda, evin çocukları o zamanın büyük kasalı bilgisayarlarının başında ‘Kızılderili öldürme’ oyunu oynuyorlardı. Altta bir ok ile nişan alınıyor, bu esnada gönderilen Kızılderililere isabet ettirilmeye çalışıyordu. İsabet ettirmek için Kızılderili’nin tam alnına getirmek gerekiyordu. Ok alnına isabet eden Kızılderili ise yüz üstü düşüyor, tam olarak arkadan çıkmamış olan ok, bu düşmenin etkisiyle sanki bir çekiçle vuruluyormuş gibi gıcırtılı sesler çıkararak üç aşamada tam olarak başına giriyor, arkadan çıkıyor, etrafa kanlar fışkırıyor ve Kızılderili cansız yere seriliyordu. Bu dehşet görüntüye rağmen çocuklar ıskaladıkları zaman üzülüyor, karşılarındakileri daha çok öldürmek için yeniden, yeniden deniyorlar ve öldürmekten büyük bir zevk alıyorlardı.

Bu iki çocuğa nasıl müdahale etmem konusunda baya düşünmüştüm. Sonra onlara; “Ama yazık, niçin bunları öldürüyorsunuz ki?” dedim. Tabii ki oyun oynadıklarını söylediler. Ben de; “Ama insanları öldürüyorsunuz, her taraf kan oluyor, bu hiç güzel bir oyun değil!” dedim. Kısa bir müddet daha oynadıktan sonra oynamayı bıraktılar.

BATILILAR BOŞ DURMUYOR

Sonra dergilerde bu oyunların ‘vicdansız’ bir nesil yetiştirdiği yazıldı. Hacca giden dedelerin, ananelerin, babaannelerin torunlarına bilgisayar oyunu getirmelerinde biraz azalma oldu. Çünkü o zamanlarda bu oyunları oynamak için bilgisayara hariçten bir alet takılıyordu.

Ama daha çok para kazanmak isteyen Batılılar, boş durmadı. Bilgisayarları geliştirdi. Artık oyun oynamak için hiçbir şeye ihtiyaç duyulmuyordu. Üstelik bu defa oyun sayfalarında uygunsuz reklamlar görülmeye başlandı. Tehlike gittikçe büyüyordu. Çocukların odasında olan bilgisayarların oturma odalarına alınmaları söylendi. Böyle büyük bir tehlikeyle çocuklar yalnız bırakılmamalıydı.

Çok yakın bir zamanda bilgisayarın yerini ‘akıllı’ sıfatıyla anılan cep telefonları aldı. Hacdan torunlara cep telefonları taşındı. Anne-babalar kendileri kullanmadıkları halde çocukları mahrum kalmasın diye onlara en pahalısından bir servet ödeyerek akıllı(!) telefon aldılar veya okulda herkesin olduğu için bazıları da mecburen almak zorunda kaldı.

Şimdi daha geçen yapılan bir veli toplantısında veliler ve öğretmenler, çocuklarının ve öğrencilerinin akıllı telefonlara olan bağımlılıklarından şikâyet etti. Çocukları bu illetten nasıl kurtarabilecekleri konusunda bir iki kelam edildi. Ama bundan şikâyet edenlerin hepsinin akıllı telefonları vardı ve bu sızlanışları esnasında da aktif olarak kullanıyorlardı. Bu özellikler bakımından televizyon karşısında Müslüman olsun, kâfir olsun bütün insanlar aynı seviyededir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Çetin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Cihan - Bu tip teknolojik gelismelerin onune gecilemez. Bunlari "bize karsi ozel olarak kurulmus tuzaklar" olarak gormuyorum ama topluma, aile yapisina bireye zararlari ortada. Sonucta cozum kendimizde. Ailemizi koruyabiliriz bahanelerin arkasina saklanmayarak. Mesela televizyonda sadece faydali olabilecek yayinlari seyrederiz.

Yanıtla . 0Beğen 29 Ekim 12:26

Anket Soğan fiyatlarının yükselmesindeki sebep sizce nedir?