Reklamı Kapat

Güz

İnsan, hayat denilen yolculuğun yeni bir durağında uyanıyor her yeni güne. Mevsimler dönüp durmakta. Bakın, büyük bir neşe içinde arz-ı endam eden yemyeşil yapraklar, sert rüzgârların insafına teslim olmak üzere. Damarlarından kanı çekilmiş, gözlerinin feri sönmüş, beli bükülmüş bir insanın haline bürünmek üzere tabiat.

Fanilik hissi içten içe, derinden derine kalbimizin çeperine vurup durur güz gelince. Bize hüznü, melâli çağrıştırsa da aslında bir muhasebe imkânı verir güz mevsimi. Baharla birlikte yeşeren, boy veren her ne oldu ise hasattan kârımız da o nispette. Güz gelince yeniden baharı beklemeye başlar insan. Umuda bitişiktir nitekim ayrılıklar.

Ziya Paşa meşhur Terkib-i Bent’inde “Âsûdeolam dersen eğer gelme cihâne /Meydâne düşen kurtulamaz seng-i kazâdan” der. “Eğer mutlu olayım dersen dünyaya gelme, çünkü dünyaya gelen ölüm taşından kurtulamaz” diye günümüz Türkçesine aktaracak olursak anlarız ki bu beyitten bekası olmayan şu fani dünyanın rahatı da yok. “Ne ettik, ne gördük şu fânîdünyâda” diyor Orhan Veli. İnsanın dinmez, tükenmez bekâ iştiyakına işaret ediyor kalbine şifa, derdine devâ arayarak şu mısralarında Yahya Kemal: “Fânîlik ortasında yüzen sâdedil beşer / Herhangi bir şekilde umar bir bekâ buluş”

Dünya boşuna yaratılmadı. Hayat da boşa değil. Ancak düşünmemiz gereken, içini dolduralım derken içimizi dünya ile doldurduğumuz. Gemi su olmadan gidemez ancak su alması felaketi olur. Dünya karar yurdu değil bilakis sürekli bizi yarım bırakan, eksilten bir yer. Yoğun bakım ünitesine alınmış hastalar gibi aletlere bağımlı hale geldiğimiz aşikâr. Tıp elinden geleni yapsa da göstergeler düz çizgiye dönmüş durumda.

On yedinci yüzyıl Anadolu velîlerinden ve kabri Üsküdar ›da Bezcizâde Efendi türbesinde bulunan Bolulu Himmet Efendi’ye kulak verelim sözü çoğaltmadan: “Bu dâr-ı rıhlettir bunda kalınmaz/ Hem sonu fenâdırmurâd alınmaz/ Kâfile kalkacak geri dönülmez /Kervanbaşı göçtü haberin var mı”

Çağrışıp duran tellallara kulağımızı tıkadığımız, kendi sesimizi dahi duymaktan aciz kaldığımız şu zamanlarda göçüp giden kervanların ardından bakakalıyoruz. Güzel adamların temsil ettikleri güzelliklerle birlikte çekip gitmelerinden ziyade bizim onların mirasından nasipsiz olduğumuz daha çok can yakıcı. Kendisini bu durumdan rahatsız eden kaç kişi var bilemem ama neyin devamı olduğumuz/olacağımız hususunda sıhhatli bir yerde olmadığımız açık. Bir emanet miydi yükleneceğimiz? Bir sarp yokuş muydu zor da olsa göze alacağımız?

Sözü darlamadan kafa gözü kapalı lakin kalp gözü açık bir arife, Âşık Veysel’ e kulak verelim. Siz de kolayda ise hemen açın bu mısraların güzel bestesini, dinleyin:

“Dünyadatükenmezmuratvar imiş/Nealanıgördümnemuratgördüm/Meşakkatin adını murat koymuşlar/Dünyadanelezzetnebirtatgördüm”

“Fânilik köyünde, akıllı ile deli birdir.” diyor Rind ü Zahid isimli meşhur eserinde bağrı yanık, âşıklık istidâdı Mecnun’dan füzûn olan Fuzulî. Soruyor genç delikanlı: “Delirmek üzereyim, hocam ne olacak bu işler?” cevap veriyor derinden bir nefes alarak öğretmeni: “Ne fark eder? Bak, olan oldu olmayan da olacağına varacak.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Orhan Gazi Gökçe - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Cihan - Her hafta en azindan bir cenaze namazina katilmak lazim, belki aklimizi basimiza getirir.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 18 Ekim 12:49

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?