Reklamı Kapat

Şile, Ağva, Gebze

GERİDE bıraktığımız yazın aşırı sıcak tatil günlerinden birinde Şile’ye 24 saat içinde tam bir milyon araç giriş yapmış. Yollar tıkanmış, caddeler çar...

GERİDE bıraktığımız yazın aşırı sıcak tatil günlerinden birinde Şile’ye 24 saat içinde tam bir milyon araç giriş yapmış. Yollar tıkanmış, caddeler çarşılar lebalep insan dolmuş, deniz kenarları karınca yuvasına dönmüş, polis ve belediye zabıtası seferber olmuş. Hoparlörler haykırmış. Marketler, büfeler, lokantalar, pastahaneler kalabalıktan yıkılayazmış… Soğuk meşrubat, dondurma bitmiş… Ana caddede öyle bir kalabalık olmuş ki, iğne atsan yere düşmez… Tıkanıklık korkunç, hava almaya giden vatandaşların çoğu rezil ve perişan… Dönüş tam bir facia ve felaket… Akşam kalabalık çekildikten sonra her yerde çöp yığınları… Bir hengame, bir kaos, bir anarşi olmuş ki, sormayın. Hiçbir şeye yanmam, ertesi günü bir yığın vatandaş, dün Şileye gittik, bir eğlendik, bir eğlendik ki, sormayın edebiyatı yapmıştır… Seksen virajlı o eski dar Şile yolundan gidildiği tarihlerde o şirin şehir ne kadar güzeldi…

Ramazan bayramında Bodrum ’da da böyle izdiham olmuş. Su ve ekmek yetişmemiş, yatacak yer bulamayanlar parklarda açık havada yatmış, şehir patlayacak hale gelmiş.

***

İstanbul biyolojik bir saatli bomba haline gelmiştir. Günün birinde patlayacaktır. Ne zaman?.. Nasıl?.. Tarih veremem ama böyle giderse patlayacağını iyi biliyorum.

***

Büyük bir depremden sonra İstanbul biraz hafifler ve düzelir mi dersiniz? Bence hafiflemez. Gözü dönmüş rantçılar ölüleri gömer, enkazı kaldırır ve yine çılgınca saçma sapan yeni binalar yapmaya başlar.

***

Temmuz’un sonunda Şile’deki bağ evime, bir iki gün dinlenmek maksadıyla gitmiştim. Hava temizdi, yeşillik harikuladeydi ama üzüntü ve kaygı verici olumsuz şeyler de çoktu. Bunların birincisi o bölgeye doğal gaz getirilmesiydi. Buna hiç lüzum yoktu ama dehşetli masraflar yapılarak getiriliyordu. Tarlalar, dağlar, vadiler değerlensin diye…

***

Tarım, hayvancılık, seracılık, arıcılık, ev konserveleri, el sanatları… Bu sahada bir faaliyet görmedim. Bulgaristan’dan kuru ot ithal eden Türkiye ’nin en verimli toprakları işlenmiyor.

***

Tarla satarak zengin olan köylüler beton binalar yaptırıyor, otomobil alıyor, israflı bir hayat sürmeye başlıyor.

***

Şileye, bazı yerleri üç şeritli otoyol yapmışlar. Dev hafriyat kamyonları vızır vızır işliyor. Huzur içinde yolculuk yapmak imkânsız.

***

İstanbul Şile yolunun ortalarında garip bir ağır sanayi bölgesi kurulmuş. Bacalarından dumanlar çıkan gözlemeciler sitesi… Hiçbir gözleme dükkânında fiyat listesi yok. Bu gerçekten büyük bir eksiklik. Niçin fiyatları yazmıyorlar, yazdırmıyorlar? Devlet ve belediye bu konuda niçin vazifesini yapmıyor? Müşterilerin, yiyecekleri gözlemelerin fiyatını önceden bilmelerinde ne gibi sakıncalar vardır?

***

Dostlarımdan Mustafa bey, Paşabahçe Şişe ve Cam fabrikasından emekli olduktan sonra, Şile köylerinden birine yakın bir dönümden küçük bir tarla aldı, oraya kendi eliyle inşa ettiği eve çekildi. Oldu olacağı bir dönüm. Çeşit çeşit meyve ağaçları… Her gün büyük bir yumurta yumurtlayan, Mersinden getirttiği cins tavuklar… Dört arı kovanı… Güvercinleri vardı, onları tilki yedi. Bir atölyesi var, orada el işi bıçaklar vs. üreterek internetten satıyor, birkaç kuruş ek gelir elde ediyor. Arılar daha yeni, hayvancağızlara hiç ama hiç şeker vermiyor. Ürettikleri balın yeterli kısmı onların hakkıdır diyor. İlk mahsulden bana da yarım kilo süzme bal ayırmasını istirham ettim. Hakikî bal fazla yenmez, günde bir tatlı kaşığı şifadır. Kocaeli bölgesinde her köye bir Mustafa bey lazım.

***

Dağlara, vadilere, ıssız yerlere doğal gaz getiren devletimiz ziraat, hayvancılık, arıcılık, fidancılık, seracılık, el sanatları konusunda ne yapıyor acaba?

***

Bazı büyük köylere marketler açılmış. Birinin önünde durdum, on beş yaşlarında bir köy kızı bakıyordu. Saçı başı açıktı, çok üzüldüm. İslamcılar köyleri terk ettiler. Köylerde onlara rant yok.

***

Cuma namazını Ağva’ya yakın bir köyün camiinde kıldım. İmam, hutbeyi, cep telefonundan okudu.

***

Alış veriş yapmak için Ağva’ya gittim. Hafta sonu olmamasına rağmen her yer otomobil ve insan doluydu. Huzur ve sükun yoktu. Bir dükkanda çibörek ilanı gördüm. Tanesi beş liraymış, yemedim. Bu böreğin âlâsı, İstanbul Şehremini Odabaşı camii civarındaki meşhur dükkanda üç liraya satılıyor.

***

Ertesi günü Gebze’ye gittim. Gebze canavar bir beton şehir olmuş. Eski evleri, eski tarihî kültürel yapısı tahrip edilmiş. En az bir milyon nüfusu var ama bir tek antikacı ve sahaf dükkanı bulamadım. Osman Hamdi beyin Gebze’si tarihe karışmış.

***

Emekli imam olan aynı zamanda da maket ustası olan Feyzullah Karaman beni tanıdı, ısrarla Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği’ne götürdü. Eskiden kalma harika bir bina. Pek harapken restore idilmiş. Vaktiyle papazın evi deniyormuş. Orada hat dersleri veriliyor, kültür faaliyetleri yapılıyormuş.

***

Binayı terk ederken karşıdaki Sultan Orhan camiinde ikindi ezanı okunmaya başladı. Hiç mübalağa etmiyorum, sesin şiddeti 100 desibelden aşağı değildi. Civardaki binaların camları zangırdıyordu, kulak sağlığına zarar... İkindiyi orada kılacaktım, vaz geçtim. Yolda yeni bir cami vardı, ahşap iç kapısı harika işlemeliydi, orada kıldım.

***

Gebze’de Aysu Eczanesi sahibi Suat Atıcı beye misafirperverliği, güler yüzü, fütüvvet ahlakına sahip oluşu dolayısıyla teşekkür ediyorum. (Hacı Halil mahallesi, Zübeyde hanım caddesi.)

***

Gebze elbette bir Müslüman şehri ama bir İslam şehri değil. İslam şehrinde ulema ve fukaha yetiştiren medreseler, islamî-tevhidî eğitim veren İslam mektepleri, içinde zikrullah yapılan ve olgun Müslüman yetiştirilen tasavvuf tarikatları, hisbe teşkilatı, ticaret ve iş hayatına hakim fütüvvet ahlakı olması gerekir. İslam şehrinde bütün İslam kadınları ve kızları tesettürlüdür. Orada Cuma ezanı okununca bütün dükkanlar, çarşılar pazarlar, atölyeler kapanır ve bütün Müslümanlar camie gider… İslam şehrinde yazılı ve medenî İslam kültürü vardır. Gebze gibi (sanayi bölgesi hariç) bir milyon nüfusu olan büyük ve canlı bir şehirde Osmanlıca günlük gazete yayınlanması gerekir.

***

Molla Fenari köyünde Kabacı marketinin sahibi Saim beye uğradım. Saim beyin ailesi iki asır önce Erzurum’dan buraya hicret etmiş. Arı gibi çalışan, dindar, ciddî bir aile. Molla Fenari köyü şehir gibi olmuş. Vızır vızır otomobil, gürültü, egzoz dumanları, kornalar, toz duman… Bu civarın en dindar ve bozulmamış köyü. Orada iskambil oyunu oynamak bile yasak. Yanındaki Denizli köyü de mazbut ve dindar bir köy.

***

Trakya Vize’ye yaptığım son seyahatte, yabancıların sessiz sedasız sinsice o bölgede büyük miktarda toprak-arazi satın aldıklarını öğrenmiştim. Şile’de, Gebze’de böyle bir durum var mı, kesin bir bilgiye sahip değilim. Gebze’de, ataları Gebzeli olan halen Fransa’da yaşayıp çalışan bir Ermeni ile tanıştım. Mükemmel Türkçe biliyordu. Gezmeye gelmiş…

***

Topraklarını, Türkiye’nin dostu olmayan yabancılara satan Müslüman bir toplum iflah olmaz.

1930’lu, 40’lı yıllarda Filistin Araplarının beyinsizleri, arazilerini bol para veren Siyonistlere satmıştı. Sonunda vatanlarından oldular.

Topraklarını ekip biçmeyen, yabancılara satan bir kavmin sonu iyi olmaz.

Bulgaristan’dan kuru ot ithal etmenin hükmü nedir? Onu siz söyleyiniz.

15.10.2017

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmed Şevket Eygi



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?