Tükenmemek için kalk ve yorul!

Dünyanın yeni markaları artık ülkeler değil, şehirlerdir. Çünkü tüketim ekonomisinin lokomotifi kentleşmedir. Dünyada son altmış yılda kentlerin hızla büyümesi, ülkelerin büyük kentleriyle algılanması bu yüzdendir. 1950’de dünya genelinde nüfusu 1 milyonun üzerine olan şehir sayısı 77 iken, bu rakamın 436’ya ulaşmış ve şehirlerde toplamda 179 milyon insan yaşıyorken bugün 1,4 milyar insan yaşıyorsa takipçi sayısı artıyor demektir. Daha da önemlisi tüketim ekonomisinin takipçi sayısı 2025’e geldiğimizde nüfusu 1 milyonun üzerinde olan şehir sayısının 616’ya ve şehirlerin toplam nüfusunun 2,1 milyara ulaşacağından hareketle dikkatli olunmalıdır.

Tüketim anlayışını şehirleşmenin yanında eğitim ve bunun kültürel yansıması sayesinde iş ortamları belirliyor. Özellikle iş ortamları arasındaki ilişkiler sürekli tüketim lehine destekleniyor. Böylece, tüketim ekonomisinin takibindekilerin listesi sürekli yenileniyor, konut sahibi olması gerekenler, banka hesabı olması gerekenler şeklinde sıralanacak yeni tüketiciler listeleniyor. Listedekilerin çoğu, “insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” anlayışına sahip olsa da tüketim ekonomisinde herkes payına düşeni alamıyor. Çünkü mesai saatinin fazlalığından harcamaya vakit kalmıyor. Zamanı olanlar sadece haksız kazanç sağlayanlar oluyor!

Bugün geldiğimiz bu noktada; mevcut sistemi sürdüren değil, dönüştüren çalışmalara olan ihtiyacın ne kadar önemli olduğu açıktır. Çünkü sadece tüketim üzerinden insanların gelecek beklentileri doğru tespit edilemiyor. Ekonomide fayda dağılımı genişletilemiyor, kentlere rehberlik etmesi gereken kurumlar, birbirini taklit ederek zaman ve imkân israfına neden oluyor. Çünkü sistem, insanı değil, yapıları öncelemektedir ve bu yapılar konforu büyüterek yalnızlığı körüklemektedir.

Tüketim ekonomisinin kurbanı olmamak için insanı önceleyen bir yapı kurmak gerekiyor. Yoksulluk kadar yoksunluğun da arttığı bir dünyaya karşı, yereldeki unsurları değerlendiren ve mikro kararlarla makro faydalar üretebilen çözümler aranmalıdır. Böylelikle sadece yeni markaların değil, yeni yaklaşımların da artışını destekleyen modeller gelişecektir. Bu gerçeği algılayan yereldeki az sayıda insanın kararlarıyla ekonominin ve tüketimin yeniden şekillendirileceği yakında görülecektir. Bu uğurda «o halde boş kaldığında yine kalk yorul» emrine uymaya çalışanlar; iyi ki varsınız!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Veli - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?