Reklamı Kapat

İki gönül bir olunca kapitalizm âbâd olur

İnsan için en ideal düzlemdir halbuki iki gönlün bir olması. Bir insan tekinin diğerini sevmesi, ruhsal, gönülsel birliktelik kurabilmesi hem inancın / inançların emrettiği hem de en insani eğilimdir. Ve aslında iki gönül bir olunca dünya güllük gülistanlık olur. Tüm inanç esaslarını sıraladıktan sonra din, Allah’ın Elçisi’nin dilinden “Birbirinizi sevmedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız” diye söyleyerek yeryüzünde sevginin, adaletin, aşk ve kardeşliğin esas olduğunu belirtmiştir. Dilde dahi iki gönlün bir olması samanlığı seyran eden imgelere dönüşür. Bir başka açıdan bakılırsa o samanlığın yanıp kül olması da mümkündür tabi. Yakılan hayallerin, hayatların, anlayışların yanında samanlığın yanıp kül olması hiç mesabesindedir.

İki gönül bir olunca fiziksel olarak da bir araya gelip birbirine çay ısmarlar arkadaşça. Çayın ısmarlanan değil, demlenen bir içecek olduğunu düşünmeksizin… Oturup bir kilo çay fiyatına üç – beş bardak çay yudumlanır. İki kişinin insani ilişkisinden mükemmel bir ticari döngü çıkarılıverir. Sayelerinde bir işletmeci daha evine ekmek götürmüş olur. Söz konusu bu iki gönlün muhabbeti de eve davet edip çay demlenmediği için çay ocağının, pardon, kafenin kirli masasında, sandalyesinde bırakılır. Yiyecek, içecek bağlamında ısmarlanan şeyin mahiyeti önemli değildir. Pekala yemek, tatlı, kahve vs. de ısmarlanabilir. Mühim olan tüm bunların ısmarlanacak şeyler olmayıp pişirilen ve ikram edilen şeyler olduğunun anlaşılmasıdır. Anlaşılırsa iki kişinin buluşması, muhabbeti, birlikteliği dolayısıyla bir işletme kâr edemez. Dolayısıyla iki gönül bir olmazsa işletmeci kârından, mal sahibi kirasından, devlet vergisinden edilmiş olur. Aynı devlet iki kişinin bir araya gelmesinden fena halde rahatsızlık duyuyordur halbuki. Aleyhime bir şey mi planlanıyor diye kurt düşer içine. Birlikteliklerden hiç hazzetmez. Kolluk kuvvetleri dahi bunun için seferberdir. Binaenaleyh ayrıştırır, ayıklar ve kontrol ettiğini zanneder.

Kadın ve erkek tekleri bağlamında iki gönlün bir olması daha ilginç neticeler bahşeder. En iyi ihtimalle evlilikle neticelenen birliktelikler mal, meta, altın, pırlanta değerindedir! Öyle çay ısmarlamak, çorba kaynatmak falan kesmez. Daha evlenmenin sözü ilk edildiğinde, evlilik teklifi dedikleri şeyde yüzükle, pırlantayla başlar mevzu. Gönlünü sevdiğinin rızasından daha mı değerlidir?! Alındığında ateş pahası, satıldığında beş para etmeyen bu ucube yüzüklere ‘ama manevi değeri var’ avuntularıyla ruh yüklenir, mana bahşedilir. Bilinmez neresi Allah’ı, O’nun Rasülünü hatırlatıyordur ama çok mukaddes, çok mübarek yüzükler üretilir, satılır! Yoksa kuyumcusu, tasarımcısı, ithalatçısı, yok zıkkımın kökü goldçüsü nasıl kâra geçsindir iki gönlün bir araya gelmesinden…

İlerleyen aşamalarda mobilyacıdan beyaz eşyacısına (ki o eşyalar niye beyaz adıyla anılarak güzelim rengi kirletir hiç anlaşılamamıştır) gelinlikçisinden manifaturacısına, zücaciyecisinden düğün saloncusuna, perdecisinden emlakçısına, kuaföründen fotoğrafçısına memlekette işletme adına ne varsa istisnasız, ağzını açmış sizi bekliyordur. Kampanyalar, indirimler, taksitler, düğün paketleri; hayatları düğümleyen tüm fiyonklar iki gönlün bir olmasını bekler. Yani erkek – kadın ilişkisi bağlamıyla iki gönlün bir olması arzın ve talebin tüketici tarafında iş gören, ekonomiyi ayakta tutan en önemli sektördür. O ekonomiyi ayakta tutabilmek için de birleşen iki gönlü her anlamda yatırmaktan çekinmez.

Söz konusu işteşliğe eş, dost, bilumum akraba, arkadaşlar, tanıdıklar da düğüne gelmek, güya hediye takmak suretiyle dahil edilir. Pirinç çuvalını omuzlayıp, tabak – çanak paketleyip, yün yatağı hazırlayıp, koltuğunun altına canlı bir horoz kıstırıp onurla, gururla düğüne yollanan insanlar çok eskilerde kalmıştır. Ne ceviz ağacına asılan yumurtaya ateş edilir, ne meydan ateşi yakılır, ne de elbirliğiyle yapılan yemeğe kaşık sallanırken muhabbetin beli kırılır. İki kurbanın gönlü hoş olsun için kös kös oturup kuru pasta ve alkışlar eşliğinde sıkıcı bir zamana tanıklık edilir.

Hal böyle olunca gönüllerin birlikteliği dumura uğratılmış, aldatılmış, istismar edilmiş bir döngüye dönüştüğünden fena halde yapaylık arz eder. Birleşen gönüller için seyran olduğu bilinen samanlıklar da çaktırmadan boşaltılmış, içine Bulgaristan’dan ithal edilen samanlar doldurulmuştur zaten. Literatüre bile girmiş, deyimleşmiş samanlıklar kimsenin umurunda değildir artık. Bir sonbahar günü, ikindinin can çekiştiği demlerde Ferdi Tayfur’dan “Her şeyi bıraktık bir roman gibi, biz aşkı yarına götüremedik” şarkısını duyumsarsınız uzandığınız samanlık duvarının sekizyüzelli kilometre kadar yakınında… Karşı binanın burnunuza kadar uzanmış abus duvarını seyrederek bir daha…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?