Reklamı Kapat

Vizyoner kalkınma insan sermayesini esas alır

Yapılacak işlerde “ehem-mühim” sıralamasının sağlıklı bir şekilde yapılmasının bugünkü adı vizyondur. Bu sıralamayı başaramadan yapılan icraatlar ise ilizyondur. Ülkelerin kalkınma vizyonu hazırlanırken en büyük sorun, parti ve hükümet programlarının kalkınma programları ile örtüşmemesidir. Bunun sebebi ise “planlama - piyasa ikilemi” arasında kalan siyasettir. Çünkü, iki farklı ekonomik akılcılık olarak tanımlanan plan akılcılığı ve piyasa akılcılığının soruları farklıdır: Kalkınmacı bir devlet anlayışı mı, düzenleyici bir devlet mi? Piyasalar daha işlevsel olabilir mi, mevcut piyasalara uyum yeterli mi? Sektör ve firma düzeyinde üretim politikalarıyla sanayileşmek mi, sanayi politikalarının “kazananları belirleme” ve potansiyel kazananlara rant dağıtmasına imkan tanımak mı? Tesir mi, etkinlik mi?

Beşeri gelişme iyileşmeleri ile birlikte sağlanmayan güçlü uzun süreli büyüme (2002-2012), kararlı denge süreci vermeyebilir (2012-2017). Ülkemizde ulusal politikaların oluşturulma ve uygulanmasında seçkin ve yetkin insanları istihdam eden bir kamu yönetimi öngörmeden beklenen netice alınamadığına göre, seçkin ve yetkin insanların girişimleri yeni ve özgün bir iktisat kuram ve yaklaşımı geliştirilmelidir. Aradığımız iktisat kuramı ise; önce Batı iktisadının olayları esas alan dengeli, uygun büyüme modellerine dayanan bir anlayışla kalkınabilmesinin mümkün olmadığını tespit etmelidir. Çünkü bu model gelişmiş ülkeleri, onların dar çıkarlarını esas alıyor ve kısa süreli çözümlemelere ağırlık veriyor.

Yaşanan gelişmeler doğrultusunda Türkiye’nin günümüzde benimseyip izlediği büyüme modelinin, gelişmiş ülkelerin büyüme modeli olduğundan; aşırı tüketim, azalan tasarruf ve yatırım, yoğun dışalım, korkunç cari açık, büyük işsizlik doğurduğu açıktır. Uzmanların tespitleri ise, “asıl tehlikenin ileride yaşanabilecek ani döviz akımı duruşuyla, geçmişte yaşanmış bunalımlar niteliğinde bunalımların ortaya çıkabilme ihtimalidir. Bu durumda, on bin dolara yükselmiş görünen birey başına gelirin bir günde/bir haftada yarısına düşebilir”!

Türkiye’nin sanayileşmesinde son yirmi yıl incelendiğinde, plan akılcılığının piyasa akılcılığına mahkûm edildiği ve ehem-mühim dengesinin kaybedildiği açıktır. Çözüm; “insan sermayesini esas almak ve toplumun tüm kesimlerine, tüm bireylerine kendi yeteneklerini tanıma, geliştirme olanağı sağlayacak köklü bir toplumsal hareketlilik ortamı oluşturmaktır. Bunun için; ortalamalara göre hareket eden akılcı bilimsel yaklaşım yanında, atılgan girişimciliğin kapısı ne zaman çalınacak?” İşinin delisi olacak yatırımcılar aranıyor!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Veli - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?