Reklamı Kapat

Kulluk kimliğimiz-1

İnsan, kul, Müslüman, mümin, halife, vatandaş, ümmet, mezhep, ırk vb. kimliklerimiz /aidiyetlerimiz bizi tanımlar.

İnsan olarak yaratmış bizi, her şeyi Yaratan, varlığını sürdüren, yöneten Rabbülalemin. Unutmak ve ünsiyet anlamlarında... Allahu Teâlâ insanı âlemlerin içinde de “eşrefi mahlûkat”, “ahseni takvim” ve yeryüzünde Kendisinin “halife”si sıfatlarıyla nitelemiş, Kendi esmai hüsnasından “mümin” adıyla da isimlendirmiş, tüm kitaplarında “müslim” olarak zikretmiştir. İnsana Esma-i Hüsnası ile tecelli etmiş, onu şereflendirmiştir.

İnsan akıl kuvveti, şehvet kuvveti, gazap kuvveti ile donatılmış. Bunların ıslahıyla hikmet, iffet, şecaat kazanılır. Bunların toplamıyla adalet fazileti kazanılır.

İnsan, hayır veya şer yollarına gitme, seçme imkân ve kabiliyetine sahip olarak yaratılmıştır. “Biz insana hayır ve şer yolları olmak üzere iki yol gösterdik.” (El-Beled 10)

İnsan: aceleci, zalim, cahil, cimri, hırslı, nankör, husumet, cedelci... Vasıflarıyla yaratılmış. Hem de bu vasıflardan uzak durması, karşıtı güzel vasıfları da kazanması emredilmiştir.

Akıl göz, vahiy ışık gibidir; akıl lambaya, vahiy de enerjiye benzer.

İlk insan Adem (a.s) topraktan yaratmış, ruhundan üflemiş, sırtından zürriyetini çıkartıp, hayat ve şuur vererek Kendi Rububiyetine bizlerin de ubudiyetine şahitler kılmış, Rububiyetiyle insanları şereflendirmiş, tenezzül buyurarak muhatap almış, ikramla biz kullarına yeryüzünde halifesi ve kulları sıfatlarıyla sadece ve ancak Kendisine kulluk/itaat edeceğimize, Kendisiyle birlikte veya Kendisinden başka hiçbir mahluka (nefis, şeytan, tağut vb.) Kullukta bulunmayacağımıza, hayatımızı Kendi rızasına ve emirlerine uygun olarak yaşayacağımıza ilişkin “icab”ta bulunarak bizlerden de “kabul” beyanlarımızı/sözlerimizi almış ve bizi bu sözümüzde vefa veya vefasızlıkla dünyaya göndererek denemektedir. İlahi hikmet gereği olarak bu sözleşmedeki taahhütlerimize (ahde vefa) bağlı bir hayat sürdüğümüzde hem dünya, hem de ahiret hayatı mutluluğu vaadi var. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” beyanına “bela” (evet) sadece ve yalnız ancak Sen›sin Rabbimiz. Senden başka veya Seninle birlikte hiçbir şeyi, kimseyi rab olarak tanımayacak, onlara kulluk /itaat etmeyeceğiz... Demişiz. (Araf,172)

Dinin (İslam) “Rububiyet ile ubudiyet arasındaki egemenlik/emretmek ve bu emirlere tam itaat/ teslimiyet ilişkileri” olarak tanımlanması ne kadar güzel ve anlamlı...

Din de kelime olarak zaten karşılıklı taahhütleşmek, alış-veriş/borçlanma sözleşme değil mi? Ve Allah (c.c) katında gerçek hak ve doğru din de yalnızca Kendi dini İslam değil mi? İşte Müslüman da O’nun (c.c) egemenliğine/emir ve yasaklarına riayete söz verip, O›na (c.c) teslim olan anlamına geliyor. Tevhid, şehadet bizim kimliğimiz oluyor. Ben O›nun kuluyum, sadece... Diyoruz.

İlk insan Adem’den (A.S) son Elçisi Hz. Muhammed (S.A.V)›e kadar tüm peygamberler Müslümandılar; kendilerine tabi olanlar da Müslüman oldular. Allah-u Teâlâ (c.c) tek din göndermiştir. Adı da İslam›dır. Hristiyanlık, Yahudilik, İncil ve Tevrat’ın tahrifiyle ortaya çıkartılmış sapkınlıkların adlarıdır. Tüm peygamberler yeryüzünde sadece Allah-u Teâlâ›nın Rububiyetine çağırmışlar, yaratıklara kulluktan sakındırmaya çalışmışlardır. Ve Allah›ın dini İslam, son Kitap Kur›an ve Son Elçi (S.A.V) ile tamamlanmıştır. Tüm zaman ve coğrafyalarda herkes için en üstün, geçerli bir nizam olarak insanlara teklif ve tavsiye edilmiştir. Kendi irade ve tercihimizle ya O›nun gösterdiği, çağırdığı yolda yürürüz veya yasakladığı sapkın kulların yollarına sapar, hem dünya hem de ahiret hayatımızı kendimize zindan ederiz...

Bir hadis-i şerifte bildirildiğine göre “bezmi elest”teki sözümüze vefa göstererek, O›na kullukla, şirk koşmaksızın hayatımızı sürdürebilirsek sonunda cennet vaadi/taahhüdü var. Ve bu O›nun taahhüdü. Kullarının da O›nun üzerindeki hakkı oluyor... Rububiyet, hak ve yetkisi yalnızca ve ancak Allah-u Teâlâ (c.c.)›ya aittir. Yaratılmışlara kulluk en büyük zulümlerdendir, şirk büyük bir zulümdür. Zulüm, kendine ait olmayan hak ve yetkileri kullanmaya teşebbüsle ortaya çıkıyor.

“Yaratmak da emretmek de yüceler yücesi Rabbülaleminindir.” (Araf,54)

“Göklerde de yerde de egemenlik/hükmetmek O›nundur.” (Furkan,2)

“O(c.c) arşın, göklerin, yerin ve arasındakilerin, her şeyin Rabbidir.”

“Müşrikler, her şeyi yaratan, rızıklandıran ve yönetenin Allah (c.c) olduğuna inandıkları halde yine de “müşrik”tiler. Çünkü yeryüzünde Allah-u Teâlâ›nın egemenliğini/emretme kanun koyma, hayatını düzenleme sıfatını (Melik, Hakim, Rab, İlah...) kabul etmiyor ve O (c.c) bizim dünyadaki hayatımıza karışmasın, biz bildiğimiz gibi, kullarının, nefsin, şeytanın hükümleriyle yaşayalım inancındaydılar...

“Hristiyanlar ve Yahudiler rahiplerini ve hahamlarını rab edindiler...” (Tevbe,31) (Haramı helal, helali de haram saydıklarında onlara itaat ederek)

Allah-u Teâlâ›nın bir hükmü/emir ve yasağı karşısında buna aykırı hüküm koymak şirktir, zulümdür. Rububiyete yeltenmek, haddi aşmaktır. Onlara itaat etmek de şirktir, kullara kulluktur...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?