Reklamı Kapat

Az bir topluluk

Elhamdülillah, Milli Görüş olarak olayları her zaman doğru değerlendirmeyi, resmin gösterilmeyen parçalarını da görebilmeyi, türlü algı operasyonlarına rağmen saklanan gerçekleri algılayabilmeyi başaran bir camiayız. Yıllar içinde yaşadığımız olaylara verdiğimiz tepkilerle, gerek dünya gerekse ülkemizdeki gelişmelere bakış açımızla, herkesin yönlendirildiği yöne doğru giderken bizim bildiğimiz yönden şaşmayışımızla defaatle kendimizi kanıtladığımız, pek çoğu halen kuru inat yaparak kabul etmekte dirense bile yine pek çoklarının “Milli Görüşçüler uyarmıştı” diyerek kabullendiği, çizgimizin doğruluğundan kaynaklanan bir firasete sahibiz. Hâl böyle olunca her “Biz söylemiştik” dedirtesi olayda aynı duyguları yaşıyoruz.

Evet, son günlerde sıkça paylaşılan Türkiye’nin etrafını üslerle ve tırlar dolusu silahlarla donatıp ansızın vuracağı güne hazırlanan kadim dostumuz (!) ABD’nin haritaya vurulmuş fotoğrafından bahsediyorum. Üzülsek mi, öfkelensek mi, endişelensek mi bilemediğimiz, pek çok duyguyu bir arada yaşadığımız ve kurunun yanında yanacak olan yaşlardan olduğumuzu düşündükçe de bu duygu karmaşasını artırdığımız o resim...

Elbette “Biz söylemiştik” demeyeceğiz. “Ne haliniz varsa görün” tavrına bürünmeyeceğiz. Çünkü vatan hepimiz vatanı. Belki de etrafımıza sayıp sövmek yerine yine, bir kez daha kendimize bakmalıyız. Ciddi bir kaosa, Rabbimiz muhafaza buyursun Bosna’nın, Irak’ın, Suriye’nin başına gelenlerin bizim de başımıza gelmesine, tepemizde bombalar patlamasına, evlerimizin coni köpeklerince yıkılmasına ramak kala bir kez daha ve çok daha ciddi bir şekilde kendi durumumuza bakmalıyız. “Biz nerede duruyoruz” sorusunu bir kez daha kendimize sormalıyız.

Sahi biz nerede duruyoruz? Evet, Milli Görüşçüyüz. Evet, olayları doğru yerden okuyabiliyoruz ama biz doğru insanlar mıyız? Lut Peygambere melekler geldiği ve sadece gerçekten inananlarla birlikte sabah vakti şehri terk etmelerini, hatta geriye bile bakmamalarını söylediği zaman peygamberin yanına aldığı o doğru insanlardan mıyız?

Nuh Peygamberle birlikte gemiyi inşa eden ve vakti geldiği zaman da sadece inananlarla birlikte gemiye binmesi emredilen ve kurtulan o insanlardan mıyız?

Salih Peygamberin, gelen azap bulutlarını yağmur bulutları sanarak mutlu olan sapkın kavmine rağmen, onların bela olduğunu bilen ve bilmekle kalmayıp o beladan kurtulan doğru insanlardan mıyız?

Talut’un yola çıktığı ordusundan, yolda dökülenlere rağmen Allah’ın vahyettiği şekilde ırmaktan su içmeyerek yola devam eden o bir avuç doğru insanlardan mıyız?

Muhtemelen pek çoğumuz buna, bir çırpıda “Evet, muhakkak öyleyiz” cevabını verebilir. Çünkü başta da söylediğimiz gibi yaklaşan belaları görmüş, bilmiş, ülkenin neredeyse tamamı ABD’yi dost bellemişken biz o tepede dolanan bulutların bizim sonumuzu getirdiğini anlamışız. Peki, bu kurtulan o bir avuç insandan olmak için yeterli midir? Gemiyi inşa etmemiz gerektiğini bilmek, o gemiye binmeye ve kurtulmaya hak kazandırır mı bize? Sadece siyasi olarak olayları doğru değerlendirebiliyor olmak, kazandığımız tecrübeler ile belli bir bakış açısı kazanmak bizi diğerlerinden ayırır mı?

Şöyle soralım, Lut kavmini helak eden sebebin çok daha fazlası üstelik aleni bir şekilde zamanımızda işlenirken, yalnızca bu sebepten azap melekleri ülkemize gelmiş olsa, biz ardına bakmadan şehri terk edip gidecek ve azaptan kurtulacak kadar temiz bir imana sahip miyiz? O suçu işlemiyor, desteklemiyor hatta elimizden geldiğince karşı çıkıyor da olsak diğer imanî meselelerde ve ibadet noktalarında tam ve sağlam mıyız ki Rabbimiz bizi seçsin?

“Yapmayın” dediği halde aleni bir şekilde günahlar işlenirken “Bu deveye dokunmayacaksınız” dediği halde onun bacaklarını kesen ve onu öldüren barbar bir kavim misali, bizim de çiğnediğimiz nice emri yok mu? Manevi olarak kırdığımız nice develerin bacakları yok mu ki azap bulutlarından rahmet bulutlarına sığınacak ve kurtulan o az topluluktan biri olacağız?...

Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bize sayısız örnekler vermiştir. Her bir peygamberin, her bir önderin, insanı Hakka çağıran her bir davetçinin yanında gerçekten inanan, imanını sağlam tutan ve olanca uyarıya rağmen dinlemediği için azabı hak eden kavmin içinde kurtuluşa eren çok az bir topluluk vardır. Fakat Allah’ın emirlerine riayet konusunda sabırlı davrandıkları için kurtulmuşlardır. Sadece jeopolitik olarak yaşadıkları coğrafyanın önemini bildiklerinden veya dostu düşmanı iyi ayırt edebildiklerinden midir onların bu seçilmişliği? Dünya altüst olurken, seller insanları ve yapıları yutarken, peygamber oğlu olmak bile bir ayrıcalık oluşturmazken, peygamberle birlikte azap sularının üzerinde güvenle yüzecek kadar onları diğerlerinden ayıran sebep sadece doğru zümreye üye olduklarından mıdır yoksa doğru yerdeki doğru insanlar oluşlarından mıdır?

Evet, az kaldı. Evet, yaklaşıyor yaklaşmakta olan. Evet, yıllardır uyardığımız çizgiye maalesef adım adım geldik, getirildik. Dinletemedik, anlatamadık, kabul görmedik. Öyle olmaması için elbette geceler boyu gözyaşı dökecek ve dua edeceğiz. Fakat Rabbimiz adaletlidir. Bizzat biz yapmasak bile mutlaka azabı hak eden eylemler önceki kavimler gibi bizi de helake götürecektir.

Öyle ise sel sokak aralarından akmaya başlamadan başımızı ellerimizin arasına alıp dürüstçe düşünmeliyiz. Küçük ya da büyük günahlarımızla, uyduğumuz uymadığımız emirlerimizle biz, helakten kurtulmaya sebep olacak kadar temiz miyiz ve Allah ve Rasulüne olan bağlılığımızla da kurtuluş gemisine binmeye hak kazanacak kadar sağlam bir imana sahip miyiz?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?