Reklamı Kapat

Hayatınıza dokunun!

Ümmet olarak mı desek, millet olarak mı yoksa insanlık olarak mı bilmiyorum ama bir türlü değiştiremediğimiz bir noksanımız, düzeltmeye muvaffak olamadığımız bir hatamız, tabiri caizse bir hastalığımız var; plansızlık!

Uyku düzenlerimizden tutun da, yeme içme alışkanlıklarımıza, kitap okumadan vakıf dernek çalışmalarına varana kadar hayatımızın her alanında bizi etkileyen, pek çok noktada yalnızca bizi etkilemekle kalmayıp ümmete de mal olan bir hastalıktır bu. Hepimizin bildiği, çözümünü de uygulamalı olarak gördüğü ama bir türlü yaşam tarzı haline getiremediği bir hastalık.

Oysa daha anaokuluna gitmeye başladığımız anda ilk öğretilmeye başlanan düzen ve disiplindir. Hayatımızı daha anlamlı hale getirmek için dinlediğimiz NLP seminerlerinde bize telkin edilen düzenli yaşamak, hayatını programa koymaktır. İnsanlık adına bir şeyler yapabilme gayretiyle çalıştığımız derneklerimizde de olmazsa olmaz esas yine planlı ve programlı çalışmaktır.

Peki, böylesine önemli bir hastalığı neden kalıcı olarak tedavi etmez, neden düzenli ve disiplinli olmayı bir yaşam tarzı haline getiremeyiz? Neden gerek dini vecibelerimizi, gerekse dünyaya dair mecburiyetlerimizi daha düzenli bir hayat ile yerine getirmeye gayret göstermeyiz?

Maalesef pek çoğumuz böyleyiz. İşlerimizi yetiştiremediğimizden şikâyet ederiz fakat uykularımızı düzene koyup sabahları uyanık geçirmeye güç yetiremeyiz. Namazlar haricinde Rabbimize yaklaştıracak bir eylemimiz olmadığını biliriz fakat günümüzü güzel değerlendirip, boş kalan vakitlere nafileler sığdırmaya gayret edemeyiz. Okumanın önemiyle, insan ufkunda açtığı kapılarla ilgili sayısız söz ezbere biliriz fakat iştahla başladığımız bir kitabı elli sayfadan ileri götüremeyiz. Dost ve arkadaşlarımızı, hısım akrabalarımızı en azından telefonla arayıp yoklayacağımıza dair kendimize sözler veririz fakat koskoca günde kısa mesaja bile fırsat bulamayız. Vakıf ve derneklerimizin her dönem sonlarında, geçirdiğimiz dönemden daha düzenli çalışacağımızın sinyallerini veririz fakat aynı disiplinsizlikle ümmeti oyalamaya devam ederiz.

Aslında neredeyse hepimizin rahatsız olduğu, “Hiç vaktim yok.” bahanesinin ardına saklananların bile vicdanını sıkan bir sıkıntıdır bu. Çünkü biliyoruz ki pek çok şey için vaktimiz olmasına rağmen, hayatımızı ellerimizle düzenlemekten erinip akışına bıraktığımız için rutinin dışına asla çıkamayız. Çünkü “düzenli hayat” dendiği zaman aklımıza yalnızca memuriyet ve bir şekilde sırtını devlete dayayıp belli vakitleri çalışarak geçirmek gelmektedir. Oysa çalışıyor da olsak çalışmıyor da olsak, değerlendirilebilecek öyle çok vaktimiz, kendimizi geliştirebilecek öyle çok fırsatımız vardır ki...

Her şeyden önce vaktinde yatmaya ve bereket dolu sabahın ilk ışıklarını uyanık geçirmeye niyet alarak saatlerimizi sabah namaza ayarlamalıyız. Bu bize kendimizi zinde hissettirecek tek eylemdir! Bunu başarabilirsek göreceğiz ki gün, aslında sandığımız kadar kısa ve işlerimiz de sandığımız kadar uzun ve zor değilmiş!

Sonra her güne ayrı bir plan yaparak hatta bunu kâğıda dökerek, gün içinde neler yapmamız gerektiğini, önem ve öncelik sırasına göre belirlemeliyiz. Öğleden sonra bir arkadaşımızla görüşeceksek bütün günümüzün heba olmasına izin vermeden, işlerimizi sabah ve akşama pay etmeliyiz.

Mutlaka ama mutlaka kendimize ne olursa olsun yapacağımız bir liste belirlemeyiz. İçinde Kur’an okumak, zikirle hemhal olmak ve bir kitabı takip etmek olan bu planımızı bir gün dahi atlamadan yerine getirmeliyiz. Bu bize kendimizi iyi hissettirecek yegâne şeydir!

Kendi sınırlarımızı zorlamalı ve hayatın bize biçtiği rollerin dışında yeteneğimiz olan yönlerimizi geliştirmeye çabalamalı ve bunun planını yapmalıyız. Kalemimiz kuvvetli ise kalemimizi, çizimimiz iyi ise çizimimizi, hitabımız iyi ise konuşmamızı geliştirici metotlar bulmalı ve kendimizi insanlığın hizmetine adamalıyız. Bu bize kendimizi işe yarar hissettirecek tek şeydir!

Nasıl ki öğretmenlerimizin verdiği ödevleri, tezleri hazırlamak için büyük bir çaba sarf ediyoruz, mecbur olmasak bile önemli olduğuna inandığımız konuları, toplumu etkileyen eksiklerimizi içeren başlıkları araştırmalı ve bir gün mutlaka bir yerlerde işimize yarayacağını bilerek tezler hazırlamalıyız.

Sevdiklerimize şablonlaşmış cuma mesajları göndermek yerine onları gerçekten önemsediğimizi göstermenin yollarını bulmalı, özellikle aile büyüklerimizi arayıp yoklayarak gönüllerini almalıyız.

Gün geçtikçe bozulan sağlığımızı bize geri kazandıracak olan spora mutlaka vakit ayırmalı, evin içinde bile olsa belli başlı egzersizleri yaparak vücudumuzun da üzerimizde olan hakkını vermeye çabalamalıyız.

Ve en önemlisi de bu şekilde, yazıldığı zaman sayfalar sürecek olan sayısız eylemi yapacak vaktimiz olmadığına bizi inandırmaya ve baştan umudumuzu kırmaya çalışan şeytana hiç bir zaman kulak asmamalı ve az bile olsa düzenli yaptığımız amellerin Rabbimizin katında çok değerli olduğunu bilmeliyiz...

Evet, hepimizin kendimize göre farklı işleri, farklı yoğunluk ve yorgunlukları var biliyorum. Fakat tüm bu saydıklarımız hatta başkaca ekleyeceklerimiz ile dahi, düzene konulduğu takdirde günümüzün bir saatini bile almayacak şeylerdir. İllaki sayfalarca kitap okumaya, Kur’an’ı bir günde hatmetmeye gerek yoktur. Günde yalnızca bir sayfa bile olsa Kur’an okumaya, on dakikamızı bile olsa kitaba ayırmaya, bir tesbihi bir kez bile olsa zikir ile dolanmaya gayret ettiğimiz zaman göreceğiz ki o bir ömre yayıldığı zaman ne büyük bir amel olacaktır defterlerimizde. Yapmamız gereken, yalnızca niyet ve biraz gayret ile hayatlarımıza dokunmaktır!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?