Reklamı Kapat

Hoşça git ey Ramazan!

Bir Ramazan daha gelip geçiyor hayatlarımızdan. Son günleri, son demleri yaşıyoruz. Artık oruç tutmayanların tutanlarla neredeyse eşit olduğu yıllardayız. Oruç tutanlara değil tutmayanlara saygı beklendiği, her fırsatta İslamî konularda çirkefliklerini göstermekten çekinmeyen insanların, kendilerine bir kelam etmeye kalkanlara,  İslam’ın hoşgörüsünden, yumuşaklığından dem vurdukları ama aynı İslam’ın, kendisine uyulmadığı takdirde, dünya ve ahirette nice azapla, nice tehlikeyle karşılaşılabileceği tehdidinin görmezden gelindiği bir Ramazan...

Bir Ramazan daha geçti. Toplu iftar çadırlarına yoksulların alınmadığı, kimsesiz çocukların barikatların ardından yemek yiyenleri izlerken, varlıklı kimselerin sofraları doldurduğu bir Ramazan...

Bir Ramazana daha elveda diyoruz. Bürokratik iftar sofralarının gösterişli masalarında, oruç tutup tutmadıkları bile belli olmayan, alenen ve aşikâren din karşıtı, isyan içerikli söylemleri, eylemleri ve nameleri olduğu halde, cicili kıyafetleriyle yerlerini alıp kameralara pozlar verildiği bir Ramazan...

Bir Ramazan daha bitti. Her yeni günde yeni şehit haberlerimizi aldığımız, memleketimizin farklı hanelerine can yakan ateşlerin düştüğü ama yarım dakika bile gündemlerimize düşmeyen bir Ramazan...

Bir Ramazan daha geçti. Esprili bir üslupla oruç tutmayanların herkesin gözü önünde bir şeyler yememesini söyleyen bir hocamıza edepsizce yüklenilen, doğru söyleyen dokuz köyden kovulurken Ramazan şarlatanlarının baş tacı edildiği bir Ramazan...

Saatlerce hiçbir şey yemeyip sonra bir anda yemenin sağlık olarak çok tehlikeli olduğunu ve kulağa da saçma geldiğini söyleyen büyük büyük adamlara(!) anlatamazken, uzattığı yiyeceklere karşı aldığı “Oruçluyum yavrum”  cevabından sonra “Büyüklere yazık” diyen küçük çocuklarımıza bunun niyesi anlatabildiğimiz bir Ramazan...

Dinle, diyanetle alakası olmayan, belediyelerin parası ile cebini doldurmayı alışkanlık haline getirmiş bur yığın görüntü ve ses kirliliğinin, tam da teravih vakitlerinde sahne alarak insanları coşturduğu, kadın erkek mahreminin hiçe sayıldığı ortamların yaşandığı bir Ramazan...

Dünyanın kan ağladığı, Arakan’ın yanmaya, Doğu Türkistan’ın ağlamaya, Kudüs’ün bombalanmaya, Mescid-i Aksa’nın esarete, Suriyeli çocukların elma kokulu kimyasallarla öldürülmeye, “Müslümanım” diyen tüm coğrafyalarda bir şekilde kan ve gözyaşı akıtılmasına ve Ortadoğu’nun karıştırılmasına devam edildiği, nice Müslüman topraklarda gizlice sahur yapılıp sistemin köpeklerinden saklı oruçlar tutulduğu, zorla bir şeyler yedirilmek suretiyle oruçlarının bozulduğu, yemeyenlerin ise öldürüldüğü, Siyonizm’in planlarında zerrece sapma yaşanmayan, aksine zulümlerini daha da artırdıkları bir Ramazan...

“Bari bu ayda yapmayalım” diyecekleri yerde, yüzsüzce sokaklarda “Lut kavminin çocuklarıyız” diyerek dolaşan, “Artık her yerdeyiz” pankartlarını, çağın laneti olduğundan bihaber gözlerimize sokarcasına taşıyan, bunlardan daha acısı ise bunun Müslüman yöneticileri olan bir ülkede yapıldığı ve gittikçe de gözlerimizin alıştırıldığı, LGBTI üyelerinin bile oruç tutanlardan daha fazla saygı gördüğü bir Ramazan...

En azından bu ayda adliye koridorlarının, polis merkezlerinin rahatlaması gerekirken, insanların kendilerine gem vurup suçların azalması beklenirken hiç aksamaya uğramadan yaşandığı, zinanın sokaklarda, içkinin barlarda, uyuşturucunun her köşe başında yerini aldığı, hırsızlık, gasp ve adam öldürmenin bakkaldan ekmek alma kadar basit bir şekilde yapılmaya devam edildiği bir Ramazan...

Evet, bir Ramazanı daha bitirdik. Bir bayrama daha eriştik. O bizden memnun kaldı mı bilemiyoruz. Bunca yanlışlık içinde, sistem olarak ayrı, şahsi olarak ayrı yapılan bunca hata içinde bize değdi mi, yüreklerimize dokundu mu bilemiyoruz. Tuttuğumuz oruçlarımız oruç oldu mu, kıldığımız teravihlerimiz makbul oldu mu, okuduğumuz mukabeleler kabul oldu mu, secdelerimiz, Kur’anlarımız, sahur ve iftarlarımız bizimle iftihar etti mi bilemiyoruz.

Daha girmeden “Bir daha bu yanlışları yapmayalım” dediğimiz şeylerin kaçını yapabildik, “Ramazan vesilesi ile irtibatımızı sağlamlaştıralım” dediğimiz Rabbimize ne kadar yaklaşabildik, elimizi tesbihe, dilimizi zikre ne kadar alıştırabildik, yetim ve öksüzleri ne kadar gözetebildik, açları ne kadar doyurabildik, kendimiz aç olduğumuz halde yaptığımız gıybetlerle ne kadar kardeş eti yedik bilemiyoruz. Ama bir şeyi çok iyi biliyoruz ki biz ondan çok memnun kaldık... Biz Rabbimiz için aç kalmaktan, O’nun uğrunda susuzluk yaşamaktan çok lezzet aldık. Pek çok eksiğimiz ve hatamız olsa da vücudumuzun her bir organına oruç tutturma gayretimiz bize güç verdi, heyecan verdi, enerji verdi. Şimdi ise, yapabildiklerimizi yapmaya gayret edip yapamadıklarımızı da dualar ile Rabbimize havale ettiğimiz bir bayram geldi.

O halde, Müslüman topraklarının şenlikle karşıladığı, tüm coğrafyaların acılarından arındığı, tüm esirliklerin özgürlüğe kavuştuğu, Müslümanların Müslümanca yaşadığı, yönetimlerimizin İslam’ı esas aldığı, sapkınlığın daha fazla yayılacağı politikalardan vazgeçildiği, toplum olarak da fert olarak da yapılan yanlışlardan dönüldüğü nice bayramlara ulaştırması umudu ile bayramı Müslümanca yaşayalım!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?