Siyasetin asli seçeneği: Milli Görü - 3

Bu hafta Milli Görüş’ten konuşmaya devam edebiliriz. Geçen hafta Milli Görüş’ün 50 yıllık siyasi hayata etkisini artırarak varlığını sürdürebilmesini temel ilkelerinden vazgeçmeden zamanın ruhuna uygun dil ve söylem geliştirebilmesine bağlamıştık. Bu hafta bu farklılığın somut olarak nasıl hayatımızda yer edindiğine bakabiliriz.

Milli Görüş partilerini ayrı ayrı değerlendirdiğimizde bu farklılığı rahatlıkla hissedebiliriz. Farklı söylemlerin varlığı keskin ve net geçişlerle belirlenmiş değil. Partinin dilinin sosyal ortamın gereklerine göre zamanla netleştiğini görüyoruz. Yazının devamında ayrı ayrı partileri incelerken netleşen dil ve söylem üzerinden değerlendirme yaptığımızın dikkate alınması gerekir. 

Milli Nizam Partisi kuruluş aşamasında İslami kimliği ağır basan bir söylemle yola çıktığını görüyoruz. Partinin Müslüman kimliğinin vurgulamasıyla o güne kadar ötelenmiş, örselenmiş ve siyasetten kitlesel anlamda uzak bırakılmış Müslümanları siyasi mücadele alanına çekebilmek ve bunu o günkü konjonktüre kabul ettirebilmek amaçlanmıştır. Bu döneme kadar siyasetle arasındaki bağı sadece mevcut siyasilere el ovuşturmak olan İslami kesimin siyasette var olması anlamına gelebilecek ve özgüvenini kazanmasını sağlayacak bir söylem tercih edilmiştir. Gerek partinin içerisinde yer alan tanınmış simalar, gerekse partinin yazılı ve sözlü ifadesini hayata geçirenler o günde İslami kimliğiyle öne çıkmış şahıslardı.

Bizzat propaganda dilinin içeriği bu doğrultuda gelişmiştir. Parti sloganları, konuşmaları ve hatta müzikleri bu içerikle beslenmiştir. Parti toplantılarında “Hak Yol İslam Yazacağız” marşları okunması bunun örneklerinden birisidir. İslami hassasiyetleri ön planda tutanların siyasette tutunabilmesi ve bunu diğer kesimlere kabul ettirebilmesi için oluşturulmuş bu dil, partinin kapatılmasıyla sonuçlanmıştır ama İslami kesim için siyasette dönülmez bir yola girildiği muhakkaktır.

Milli Nizam Partisi’nin kapatılmasıyla yerine kurulan Milli Selamet Partisi’nin kuruluş döneminden sonraki aşamalarında daha farklı bir söylem ve dil görüyoruz. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik darboğazdan kurtulabilmek için kalkınma öncelikli bir söylem geliştirmiştir. “Montaj Değil Ağır Sanayi”, “Fabrika Yapan Fabrika”, “Lider Ülke Türkiye” gibi sloganlarda görüldüğü şekilde kalkınmayı önceleyen bir dil ve söylem tercih edilmiştir. Ülkenin ekonomik, sanayi ve dış politikadaki ataletine karşı atılımcı bir duruşa sahip olmuştur. Ağır sanayi hamlesi, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndaki tutumu ve yaptığı koalisyonlar üzerinden bu farklılığı görebiliyoruz. Maddi kalkınma üzerindeki bu vurgu, dışa bağımlı bir ülkenin kendi ayakları üstünde durabilecek ağır sanayiye geçmesi gerektiği inancından kaynaklanıyor. Bu dil ve söylem tercihiyle ülke siyasetini ve halkını bu kalkınmaya zihnen hazırlamak amaçlanmıştır diyebiliriz.

Refah Partisi ülkedeki neoliberal değişime bağlı olarak daha sosyal içerikli bir dil geliştirmiştir. Söylemlerindeki antiemperyalist tutum parti politikalarını da etkilemiştir. Adil ekonomik düzen olarak sistemleştirdiği politikalarının ana istikameti mevcut kapitalist nizama alternatif bir sistem tesis etme gayretidir. Enflasyonist ve tüketime dayalı sözde kalkınmanın getirdiği gelir adaletsizliğine karşı adil bölüşümü dile getirmesi, toplumun ezilen tüm kesimlerini kucaklaması, o dönemde Güneydoğu’da yaşanan hak ihlallerini gündeme alması Milli Görüş’ün o döneme ait yeni dilini oluşturmuştur. Çok kısa süren iktidar sürecinde koalisyon olmasına rağmen söylemlerine uygun eylemleri gerçekleştirmeyi başarmıştır. İşçiye, memura, emekliye verdiği zamlarla gelir dağılımdaki adaletsizliği hafifletmeye, kurduğu havuz sistemiyle faizci sermayeye akan kaynağı durdurmaya çalışmıştır. Bu uygulamaların doğurduğu rahatsızlık neticede 28 Şubat Postmodern Darbesi’ni ortaya çıkarmış ve devamındaki süreç Refah Partisi’nin kapatılmasını da beraberinde getirmiştir.

Fazilet Partisi, Türkiye’de yaşanan ara rejimde varlığını sürdürmüş bir partidir. 28 Şubat dönemi dediğimiz bu dönem, bürokratik oligarşinin ırkçı emperyalizmin etkisiyle Refah Partisi’ni kapatmış ve İslami camia üzerinde derin izler bırakacak baskıcı bir tutum içerisine girmiştir. Bu dönemde kurulan Fazilet Partisi bünyesine kattığı farklı görüşten insanlarla bu baskıyı kırmaya çalışmıştır. Dil ve söylemde bu istikamette güncellenmiştir. AİHM üzerinden hak arayışları, demokrasi vurgusu bu dönemde dil ve söylemdeki farklılığın bir tezahürüdür. Bu arayış baskının şiddetini etkilese de partinin kapatılmasına mani olamamış ve Fazilet Partisi, Refah’ın devamı olduğu gerekçe gösterilerek kapatılmıştır. Son olarak Saadet Partisi’nin ise bu konudaki tutumunu haftaya konuşmaya çalışalım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?