Edebiyat Üstadlarına Veda

Nehirler aktı geçti,
Kurudu vakti geçti,
Nice han, nice sultan,
Tahtı bıraktı geçti,
Bu dünya penceredir,

Her gelen baktı geçti” demiş Yunus Emre sultanımız.
Sanki bu şiirin hükmünü icra edercesine edebiyat dünyamızın değerleri terk-i diyar ediyor ardı ardına. Sanki sözleşmişler birbirleriyle “Refîk-i a’la’ya”, en güzel dosta gitmek için.
Ali Nar hoca, Mehmet Akif İnan, Erdem Bayazıt, Sezai Karakoç, Süleyman Arif Emre, Nuri Pakdil ve nihayet Rasim Özdenören.

İslâmî Edebiyat kavramını Türkiye’de ilk defa kullanan, markalaştıran, sistemleştiren, vakfıyla, dergisiyle yerleştiren, İslâmî Edebiyat’ın üstadı, İmam Hatip neslinin önderi, gençlerin yetişmesinde büyük emekleri olan ve “Yeni İslâm Gençliğine Mesaj” şiirinde gençlere:
“Ben İslam destanını yazmak dilerim,
Sen de söyleyecek dil olur musun
Düşmanı boğacak kemend olursam,

Sen onu çekecek el olur musun?” sorusunu soran ve aldığı cevaptan memnun olacak ki, nihai hedefin İslâm düzeni olduğunu belirten Ali Nar hoca şiirini şöyle noktalamıştı:
“Ordular yürüse Allah adıyla,
Açılıp yol veren çöl olur
musun?
Ve bir gün vurulup, şerefle
ölsem,
Sen beni örtecek tül olur
musun?
Beni yıkayamaz büyük
denizler,
Örtüp saklayacak göl olur musun?
Zafer atlarına ben nal olayım,
Basıp geçtikleri yol olur musun?
Böyle böyle gitsek... Ve İslâm gelse,
Onun için yanıp kül olur musun?”.

Benzer duyguları Mehmet Akif İnan merhum seslendirmiş ve şöyle demişti:
“Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde,
Götür Müslüman’a selam diyordu,
Dayanamıyorum bu ayrılığa,
Kucaklasın beni İslâm
diyordu”.
Nuri Pakdil merhum benzer duygularla seslenmişti Kudüs’e:
“Düşününce anne,
Kudüsler yakınlaşır,
Bir tanrı tanımazın elinde de,
Kudüs haritası bakar Kudüs yaklaşımıyla”.

Sezai Karakoç merhum “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine” şiirinde anlatmıştı gerçek sevgiyi:
“Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda,
Verilmemiş hesapların korkusuyla,
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim,
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da,
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim”.

Süleyman Arif Emre “Kan Tutar” şiirinde ilahi aşkı ne güzel anlatmıştı:
“Leblerimde emrine âmâdedir canım benim.
Al da bir bûseyle öldür haydi cânânım benim.
Lâl olur birden dilim, bilmem neden görsem seni,
Görmesem kalmaz kararım, dinmez efkârım benim”.
Erdem Bayazıt merhum da “Sürüp Gelen Çağlardan” şiirinde benzer duygularla seslenmişti:
“Evet bir hançer ağacı gibi büyüyor içimde acı,
Dağlardan bir dağ gibi kabaran yüreğimde,
Kargaların sırtlanlarla anlaştığı bir günde,
Bir yabancı fırtınaya tutulan yapraklarım,
Kudüs’te Mescid-i Aksa’da,
Belki bir batı karanlığında Topkapı’da,
Yangına uğramışsa,
Duymaz olmuşsa kulaklarım göklerin muştu sesini,
Elbet kıracağım bir gün bu ihanet kelepçesini”.

Ve aramızdan henüz ayrılan Rasim Özdenören merhum belki şiirle seslenmemişti ancak onun kalemi nesirde güçlüydü. Davaya adanmış diğer üstadlar gibi şöyle seslenmişti genç kuşaklara:
“İslam’ın ve Müslüman’ın kendine has anlayışı vardır. Ne bir dine benzemeye çalışır, ne de başka bir dinin mensubuna… İslam, nasıl sadece kendisine benziyorsa, Müslüman da sadece Müslüman’a benzer. Müslüman’ın duyuş, düşünüş, konuşuş, dinleyiş ve anlayış farklılığı onun Müslümanlığının belirtileridir.”
Edebiyat ve irfan dünyamızın üstadları “Ali Nar hoca, Mehmet Akif İnan, Erdem Bayazıt, Sezai Karakoç, Süleyman Arif Emre, Nuri Pakdil ve Rasim Özdenören”e rahmet olsun.
Onların yazılarında ve şiirlerindeki tat farklıydı. Sanki yeni kuşaklar o tadı vermiyor, ne
dersiniz?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?