Özgüven

Günümüzde “Z Kuşağı” denilen neslin, daha doğrusu gençlik kesiminin büyük ekseriyetinde özgüven eksikliği var. Bunun temeli, aileye ve eğitim sistemine dayanmaktadır. Genç 30 yaşına gelmiş, aile sorumluluğundan uzak, evini çekip çevirmekten aciz. Sadece erkekler için değil, hanım taifesi için de durum aynı. Gelinlik kız olmuş, daha menemen yapmasını, çay demlemesini bilmiyor. Akıllı telefonda TikTok takip etmenin karın doyurmayacağını öğrendiğinde ise iş işten geçmiş oluyor. Bu şekilde özgüvenden mahrum yetişen tarafların evliliğinden ne hayır gelir? Nitekim bu evliliklerin ömrü fazla uzun olmuyor.

Kendi hayatıma baktığımda, eskilerin “itimad-ı nefs” dediği özgüven, yani kendine güvenme hususunda merhum pederimin büyük katkısını görmekteyim. Henüz 10-11 yaşlarında iken bana güvenir, sattığı ürünlerin tahsilatını bana yaptırırdı. O da şöyle böyle para değil. Bazen 9-10 kamyon buğdayın parası. Günümüz parasıyla neredeyse bir daire alacak kadar para. Un ve makarna fabrikalarına satılan buğdayların parasını kese kâğıtlarına, daha sonra poşetlere doldurur, alıp gelirdim. Bazen de bu ürünler Kahramanmaraş’taki un fabrikalarına satılır, oradan tahsilâtı yapıp, gittiğim kamyonla birlikte dönerdim. Babamın bana itimadı tamdı. Çocuk yaşta bana büyük mesuliyetler yüklemişti. “Burhan yapar!” sözü bazen can acıtıcı olsa da çarnaçar katlanırdım. Bir defasından evlenecek olan halam için alışveriş yapılmıştı. Koca bir valiz dolusu eşyayı eve götürmem istenmişti. Dedem, “Çocuk nasıl götürsün?” deyince babamın o klasik cevabı hazırdı: “Burhan götürür!” Yaşım o sırada 10-11. Evet götürdüm, ama eve gidene kadar canım çıktı.

Bu şekilde bazen ağır tecrübeler, farkında olmadan bizi pişirmiş, yetiştirmişti. “Ben çile çektim, aman çocuğum zahmet çekmesin” anlayışı yanlış. Bu anlayış yüzünden erkek ve kız çocuklar gerektiği şekilde yetişmiyorlar. Oysa tarihimize baktığımızda ecdadın çok küçük yaşlardan itibaren çocuklarına özgüven aşıladıklarını görmekteyiz. Sultan II. Murat, oğlu Şehzade Mehmet’in tahta çıkmasını istediğinde oğlu henüz 13. yaşına adım atmıştı. (12 Temmuz 1444) Osmanlı Devleti gibi muhteşem bir imparatorluğun başına çocuk yaşta bir idarecinin geçirilmesi tenkit edilebilir. Ancak, bu özgüven örneğinin alt yapısı çok sağlamdır. Şehzade Mehmet çok küçük yaşlardan itibaren evvelâ İslâmî eğitim almış. Sonra muhtelif fen ilimlerini ve yabancı dilleri öğrenmiş, dünyadaki devletlerin yapısını, idare durumunu tahkik etmişti.
1432’de dünyaya gelen Şehzade Mehmet, bir müddet Bursa’da kalmış, daha sonra Manisa Sancakbeyliği’ne tayin edilmiş, devrin en tanınmış hocalarının ve devlet adamlarının nezaretinde yetişmişti. Anlatması uzun sürecek hâdiselerden sonra tahtı tekrar babasına devrettikten sonra, ikinci defa tahta çıktığında da henüz 19 yaşında idi. Bu şanlı idareci, İstanbul’u fethettiğinde henüz 21 yaşında idi.
Sevgili Peygamberimizin (A.S.M.), Medine’ye İslâmiyet’i öğretmekle görevlendirdiği Mus’ab bin Umeyr (R.A.), hicret ettiğinde, emanetleri sahiplerine teslim etmekle görevlendirdiği Hz. Ali (R.A.), vefatından önce hazırladığı büyük ordunun başına geçirdiği Üsame b. Zeyd (R.A.) tıpkı Fatih Sultan Mehmet gibi genç yaşta idiler. Peygamber Efendimizin (A.S.M.), birçok seriyye kumandanları, devlet başkanlarına mektup götüren elçileri, fethedilen yerlere tayin edilen valileri gençlerdendi. On yaşında hizmetine giren ve vefatına kadar en mühim ve en mahrem işlerini gören Hz. Enes bin Malik (R.A.) kendisine her yönüyle güvenilip itimat edilen gençlerden biri idi.

Günümüzün anne-babaları, çocuklarına mesuliyet yüklemeli, özgüven sahibi olmalarını sağlamalıdırlar. Hanım kızlar, el işi, yemek, temizlik, ev idaresi, ikram, misafir ağırlamanın inceliklerini öğrenmeli, erkek çocuklar, el becerisi olan, bilgili, yiğit bir mücahit olarak yetiştirilmelidir.

Babamdan gördüğüm özgüven dersini torunlarıma aktarmaya çalışıyorum. Kendilerince robot, araba vs. yapmaya, akıllarınca tamiratta bulunmaya çalışıyorlar. Sık sık gelip benim alet çantamı istemelerinden gına geldi, en sonunda o alet kutusunu olduğu gibi kendilerine teslim ettim. Bahçeli bir yerim olsa, marangozdan ve sanayideki hurda bilyelerden araba yapmalarını, daha birçok el becerisi ürünlerini yapmalarını teşvik edeceğim. Ancak yerimiz müsait değil. İmkânı olan, çocuklarını, torunlarını bir ustanın, bir zanaat erbabının yanına çırak olarak versin. Güreş, judo, yüzme ve diğer spor dallarında yetiştirsin. Gençler pısırık değil, yiğit birer mücahit ve mücahide olsunlar…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?