Kibarlık, Anlatılarak Öğrenilir mi?

Günlerden beri gazete sayfalarına yansıyan haberler beni derinden üzüyor. Çünkü hemen her gün gazetelerde birden fazla cinayet haberi görüyoruz. Kimisi babası ya da annesini öldürüyor, ya da bir başka akrabasını, bu da olmazsa hemşerisini öldürüyor. Bunca cinayetin sebebi nedir diye düşündüğünüzde karşınıza çıldırmış bir toplum görüntüsü çıkıyor. Çünkü öldürenler genellikle erkekler oluyor ama genellikle olaylar sadece ölümü vermekten ibaret kaldığı için meselinin sosyolojik boyutu incelenmiyor. Böyle olunca da nasıl olsa suçluyu bulmuş olmanın rahatlığı ile hareket ediliyor, niçin insanlar düne kadar sevdikleri insanları gözlerini kırpmadan öldürebiliyorlar diye sormadan geçmek mümkün olmuyor. Çünkü öldürülenler ya eski sevgili ya eski eş. Nasıl oluyor sorusunun cevabını bende araştırıyorum. Çünkü gerçekten eski eş ya da sevgili öldürülmüş ise ya geçmişte sevgili değillermiş ya da tesadüfen bir evlilik yapmışlar görüntüsü ortaya çıkıyor. Bu eş ve sevgili kavramlarına yüklediğimiz manayı zayıflatıyor. Böyle olunca da toplumda neler oluyor, toplum nereye gidiyor diye fazlaca sorgulamanın anlamı kalmıyor. Çünkü öyle görünüyor ki, pek çok manevi değerlerimize eskiden yüklediğimiz anlamlar ya unutulmuş ya da anlam değişikliği oluşmuş. Evlilikler eskiden olduğu gibi pazara kadar değil ölene kadar olmaktan çıkmış. Bir takım istekleri de sevgi olarak isimlendirmeye başlamış olacağız ki, insanlar gözlerini kırpmadan, geçmişte yaşanan sevgiyi bir takım maddi çıkarlar uğruna bir kenara itmiş olacağız ki, işlenen cinayetlerin de sayısı her geçen gün artıyor. Yani, öyle anlaşılıyor ki, artık hayatımızdan sevgi, saygı, kibarlık gibi manevi değerler tamamen çıkmamış olsa bile eski anlamını yitirmiş görünüyor.

Ebemle (büyükannem) dedemin (büyükbabam) evliklerini düşünüyorum da ikisine de hayranlığım artıyor. Çünkü ebemin tedavisi mümkün olmayan bir rahatsızlığı vardı. Buna rağmen dedem bir kenara itmedi, onu tedavi ettirebilmek için İstanbul ve Ankara’ya götürdü. Şimdi cicim ayları geçince üç günde eşler arasındaki ilişkide sevgiden eser kalmıyor.

Hemen belirteyim ki derdim geçmişe övgüler düzmek değil. Bazı gerçekleri hatırlatmak istiyorum. Okullarda her sabah bir marş söylerdik. İçinde hiç unutmadığım, “Büyüklerimi saymak, küçüklerimi korumak” dizesi vardı. Şimdi ne küçükler büyüklere saygı duyuyor, ne de büyükler küçüklere sevgi ile yaklaşıyor. Söz gelimi çocukluk yıllarımda okula ve iş yerime belediye otobüsleri ile giderdik. Bu bakımdan da otobüse hangi duraktan binersek binelim ilk durakta tanıdığımız bir büyüğümüz binerdi. O daha kapıdan görünür görünmez yerimizden kalkar o büyüğümüze yerimizi verirdik. Ancak o büyük de elimizdeki çantamızı, varsa eğer başka bir yükümüz alır, bizi de yanına oturturdu. Şimdilerde küçükler büyükleri görmezden gelirken, büyükler de oturmakta olan bir çocuğu görünce azarlayarak kalkıp kendisine yer vermesini istiyor. İstemesin demiyorum ama nezaket ve kibarlık sadece küçüklere has bir özellik midir? Küçüklerin sevgiye ihtiyacı yok mu?

Kaldı ki, b sevgi, saygı ve kibarlık toplumda görülerek genellik kazanır. Bunu yapmak da büyük küçük herkese düşer. Özellikle de artık ilişkilerde kibarlığa yer kalmadığını sanıyorum söylemeye bile gerek yok. Böyle olunca hayatımız sinir savaşı yapmakla geçiyor. İnsanlardan kibarlık bekleyenler önce kendileri kibarlığı hayatlarında yaşar hale gelmelidirler. Bu noktada 65 yıl öncesine ait bir hatıramı paylaşmak istiyorum

Sanıyorum yıl 1952 falandı. İstanbul’da idim. Sirkeci’den param olmadığı için tramvayın içine binmek yerine arka tarafta bulunan bir çıkıntıda baktım üç genç daha var, ben de onların yanında yer aldım. Ancak, bir süre sonra biletçinin bilet kutusu kafamda patladı. Patladı dediysem canım yanmamıştı ama böyle bir şey ilk defa başıma geldiği için bir anda kendimi yere atmıştım. Atmamla birlikte rayların üzerine kapaklandım. Hemen tramvay durdu, biletçi koşarak geldi. Durumumu kontrole etti, beni yerden kaldırarak özür diledi. Bu arada yol kenarındaki insanlar da hemen yardıma koşmuşlardı. Aynı durum şimdi olsa acaba ne olurdu?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?