Faiz Konusunda Yaşanan Tartışmalar Üzerine…

Ülkemizde Kasım 2021’den sonra yaşanan ekonomik krizle birlikte en çok tartışılan konulardan birisi faiz ve faiz indirimi meselesi oldu. Elbette çok geniş olan faiz konusunu bir yazıda toparlamak mümkün değil ancak tartışmalara kısaca değinmenin faydalı olacağı kanaatindeyim. İlk olarak; İslam faizi kesin ve katı bir dille yasaklamıştır. Zira faiz, bir üretim ve katma değerin karşılığı olması gereken paranın karşılıksız, üretmeden, hak edilmeden elde edilmesine olanak sağlayan ve bu nedenle sermayenin üretenlerden para sahiplerine akmasına, gelir dağılımı adaletsizliğinin süregelen şekilde artmasına neden olan bir virüs niteliğindedir. Faizin neden olduğu maliyet yatırımları zorlaştırır, insanları üretimden alıkoyarak faiz kazancına yönlendirir ve dolayısıyla da üretimi, istihdamı kısıtlayıcı etki oluşturur. Ayrıca paranın faiz kaygısı ile kenarda tutulması ekonomik durgunlukların devam etmesini sağlayıcı etkiye neden olur. Faiz ayrıca toplumda yardımlaşmanın ortadan kalkması, bencilliğin, her şeyi menfaat için yapmanın, tefeciliğin artması gibi sosyal etkilere de sebep olur…

Faiz indirimi meselesine gelince; 2002 yılından sonra 15 yıldan fazla süre düşük kur yüksek faiz politikası uygulayarak kamu, özel sektör ve hane halkını içinden çıkılmaz düzeyde borçlandıran hükümet yetkileri bir anda faiz indirme politikasını benimseyerek bunu da nassa dayandırdı. Tüm dünyada faizlerin düşük olduğu, hatta eksi faizlerin konuşulduğu 2000’li yıllarda yüksek faiz politikası uygulanırken, tüm dünyada pandemi etkisi ile ülkelerin belirli bir planın parçası olarak krizlere sürüklendiği ve faiz artırdığı bir dönemde faiz indirmek birçok yapısal problemin olduğu ekonomimiz için bugünkü yaşanan problemlerin tetikleyicisi oldu. Durum böyle olunca da Ortodoks ekonomisinin ezberlerinden başka bir şey bilmeyen, bu ezberlerinden başka her öneriyi bilim dışı kabul eden küresel sömürü sisteminin mankurtlarına gün doğdu.

Bugün yaşanan tüm problemlerin temelinde faiz indirimi politikası varmış gibi propaganda yapmaya başladılar. Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki bugün yaşanan krizin nedeni faiz indirimi politikası değildir. Faiz indirimi sadece tetikleyici unsur olmuştur. Türkiye Kemal Derviş tarafından başlatılan sözde reform süreci ve sonrasında AKP hükümeti tarafından uygulanan yanlış ekonomi politikalarının faturasını ödemektedir. Zaten söz konusu politikaların sonucunu 2018 yılından bugüne sürekli olarak tekrar eden kur krizleri ile yaşarken, faiz indirimi ile fatura daha ağır hissedilir hale gelmiştir. Bu nedenledir ki merkez bankası faiz artırma yönünde adımlar atsa dahi mevcut sistemin yapısı gereği kısa vadeli ve sınırlı rahatlama yaşansa da ekonomik problemlerimiz devam edecektir. Zira kamu, özel sektör, hane halkı borcunun tavan yaptığı, kıt kaynaklarını verimsiz yatırımlarla israf eden, en temel ihtiyaç malzemelerini, özellikle yüksek katma değerli ürünleri üretmek yerine ithal eden bu nedenle de sürekli dış ticaret açığı veren ve ithalat ve vadesi gelen borçlardan dolayı döviz ihtiyacı sürekli artan bir ülkede faizin düşmesini krizin baş sebebi saymak akılla ve yukarıda ifade ettiğimiz mankurtların dillerinden düşürmedikleri bilimle bağdaşmaz. Aynı durum ABD’de de yaşanmaktadır. FED faiz artırma yönünde karar almasına rağmen yapısal problemler devam ettiği için ekonomik problemler çözülememiş ve yeni faiz artırımı baskısı oluşmaya devam etmiştir. Zira sömürü düzeninin çarkı böyle dönmektedir. Ekonomik olarak sıkıntı yaşayan ülkeler finansal kaynak sağlamak için sürekli faiz artırma baskısı altında tutularak daha yüksek faizle borçlanmakta ve daha fazla sömürülmektedir.

Faizle ilgili bir başka tartışma da Sayın Cumhurbaşkanı tarafında ifade edilen, “Faizin enflasyonun sebebi olduğu” iddiası ile ilgilidir. Ortodoks iktisadının ezberleri enflasyonun faizin sebebi olduğu tezine dayanır. Oysa faiz maliyetinin fiyatlara yansıdığı, bu durumun da bir sonraki dönemin enflasyon verilerini etkileyeceği göz önüne alınırsa faizin enflasyona etki etmediğini savunmak kuru ezbercilikten ibaret olur.

Burada ifade etmek gerekir ki; kanaatimce faiz ve enflasyon değişkenleri arasında tek yönlü bir etkileşim değil karşılıklı bir etkileşim söz konusudur. Literatürde yer alan ampirik çalışmalar da faiz ve enflasyon arasında karşılıklı etki durumunun söz konusu olduğunu göstermektedir. Kısaca izah edecek olursak faiz gelecek yönelimli bir olgudur, gelecekte uygulanacak oranlarla ifade edilir, enflasyon ise geçmişe dayalıdır. Geçmiş dönemlerdeki süregelen fiyat artışını ifade eder. Bir dönemde belirlenen faizin maliyeti bir sonraki dönemde gerçekleşecek enflasyona etki eder, enflasyonun yüksek olması ise mevcut sistemde faizin yükselmesine gerekçe gösterilmektedir. Dolayısıyla mevcut küresel finans sisteminde faiz enflasyon ilişkisi birbirini besleyen ve sürekli olarak bir döngü oluşturan bir zincire benzer. Bu döngünün sonlandırılması için zincirin halkalarından birisinin çıkarılması gerekir. İlk olarak çıkarılacak ve bu sömürü döngüsünü kıracak halka olarak gelecek yönelimli olan ve başlangıç noktası olarak alınabilecek faiz halkasının seçilmesi akla, mantığa uygun tek çözümdür. O halde bu sömürü döngüsünün sonlandırılması için faizsiz bir ekonomik modelin oluşturulması gerekir. Küresel sistemin mankurtlarının buna itiraz edeceğini bildiğimiz için peşin olarak ifade edelim ki onların ilkelerini ezberledikleri bu sömürü sistemi içerisinde faizsiz bir ekonomiden bahsetmenin mümkün olmadığını biliyoruz. Biz tüm dünyaya model olarak sunulabilecek faizsiz bir ekonomik sistem oluşturulmasından bahsediyoruz. Bu öneri kendi ezberlerine uymadığı için bilim dışı olarak niteleyecek olanlar da çıkabilir ancak bir gerçek var ki; birçok gelişmiş ülke başta olmak üzere tüm dünyada akademide ekonomi ve finans alanında en çok çalışılan konulardan birisi faizsiz ekonomidir. Çünkü birçok ülkede ekonomistler, bilim adamları faizin yıkıcı etkisini görmüş ve alternatif bir sistem arayışına yönelmiştir. Elbette faizsiz bir ekonomik modeli bir tek ülkenin uygulaması mümkün değildir. Böyle bir girişim bir ülke tarafından başlatılırsa mevcut sömürü sisteminin efendileri tarafından cezalandırılması olasıdır. Bu nedenle İslam ülkeleri başta olmak üzere küresel sömürünün son bulmasını isteyen ülkeler bir araya gelerek faizsiz bir ekonomik sistemi hayata geçirmeli ve tüm dünyaya model olarak sunmalıdır. Faizci kapitalist nizamın sömürü çarkının insanlığı getirdiği nokta ve faizin en önemli sebep olarak ifade edilebileceği, her geçen gün derinleşen gelir dağılımı adaletsizliği böyle bir hamlenin tüm insanlığın sömürüden kurtuluşu için kaçınılmaz olduğunu ortaya koymaktadır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammed Maruf - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?