“Ne Giysem Acaba?”

Yaz mevsimi ülkemiz için tatilin yanında bir düğün mevsimidir. Düğünler yaz tatilinde yapılır da, düğün telaşesi neredeyse bir ömür milletimizin kafasında gezinir durur. Bilmem nereden, kaçıncı kuşak kuzeninin nişanına giyeceği kıyafeti altı ay öncesinden düşünür. Bir de düğünün sahibinin ne zamadan itibaren düşündüğünü siz düşünün.

Gerek sünnet gerekse evlenme törenlerine ait olduğunu söylediğimiz dinin icaplarını yerine getirmek içindir. Evlenmeye “Allah’ın emri, Peygamberimiz (S.A.V.)’in kavli” ile başlatırız lakin ilerleyen zamanlarda “el alem ne der”den başlayıp “bu zamanda da öyle sade düğün mü olurmuş, namımızı yedi cihan duymalı”ya kadar gider. Yedi cihana neyse bizim düğünümüzden?

Düğünler gibi topluma ait ritüellerden, törenlerden o toplumun ait olduğu sosyal yapıyı, inanç değerlerini, tarihi, gelenek ve göreneklerini çok iyi gözlemlenebilir. Yıllar sonra bizim düğünlerimiz üzerinden toplumumuzu anlamaya çalışan uzmanlar, “İslami akidelerle başlayıp, Hristiyanların resmi kıyafeti ile düğünlerini icra eden (beyaz gelinlik ile siyah damatlık Hristiyanlıkta kilise resmî kıyafetidir), düğün ve ev kurma süreçlerinde kapitalizmin tüm şartlarını yerine getirmek için yarışan…” gibi sözler söyleyecekler. Cami ve sohbet kürsülerinde Hz. Fatıma ile Hz. Ali’nin düğünlerini, çeyizlerini anlatanların o anlattıkları şeyi hikaye olarak anlattıklarının da en büyük delili yaptıkları düğünler oluyor.

Burada da tekrardan düşünmeliyiz, iki şahit ve velime yemeği ile hal olacak bir meselede yeni çiftlere ömür boyu borçlu yaşayacakları şekilde yapılan düğünlerimizi. Sadece mahremi olan erkeklerin göreceği kıyafetlerle ortaya arzı endam eden gelinlerimiz, kızlarımız, kadınlarımız, teyzelerimiz… Allah’ın emrini yerine getirmek için başvurulan faizli krediler… “Ömürde bir defa oluyor” diye esnetildikçe esnetilen sınırlar… Parası var diye israf yapmak hakkıymış gibi ailelerin tanışmasından sözüne, nişanından düğününe, balayından aile ziyaretlerinde harcanan milyonlar…

Ve en önemli israf kalemi zamanlarımız. Özellikle yaz dönemlerinde sanki doğal hayatta tatil ediyormuşuz gibi cihadımızdan, iyi amellerimizden, toplumsal olarak ümmet olarak sorumlu olduğumuz işlerimize de ara veriyoruz. Niçin? Çünkü sözümüz, nişanımız, düğünümüz var. Evet, ev kurmak kolay değil ama bizim toplumdaki zorluk bambaşka seviyede. Çok basit çözülecek konuları kördüğüm ederek en ufak meseleleri uluslararası krize çevirerek herkesi bir buhranın içine sokuyoruz. Yeni çiftler evlenmeden düğün sırasında gerçekleşen gerginlikler yüzünden birbirlerine giriyorlar. “Sükunet” sebebi olması gereken evlilikler kriz sahası oluyor.

İlim adamı Fuat Sezgin’e Müslümanların zaman konusundaki ahlak meselesi sorulduğunda kendi hayatından örnek vererek aşağıdaki cevabı veriyor:

“İnsanlar zamanlarının çok kısa olduğunu unutuyorlar. Allah’ın kendilerine bir lütuf olarak verdiği bu zamanı faydalı olarak doldurma vecibesinin şuurunda değiller. İki aydır Türkiye’ye sık sık gelip gidiyorum. Tesadüfen hafta sonları geliyorum. Arkadaşlarım, dostlarım var. Bana diyorlar ki: “Efendim bu hafta sonu gelmeyin, benim düğünüm var!” Evlensinler... Tamam. Ama bu düğünler Türklerin hayatını yiyor. Bazen Türkiye’ye geldiğimde dostlarımı göremiyorum. Çünkü “Düğünümüz vardı” diyorlar.

Bunu siz bir Avrupalıdan, bir Amerikalıdan duyamazsınız. Ben evlendiğim zaman nikah dairesine gittik, İki şahit geldi. Birisi kayınpederim, biri de bilimler tarihçisi bir âlim arkadaşım vardı. Yemeğimizi yedik, sonra arkadaşım bizi Frankfurt’taki evimize götürdü. Ben bu kadar insanın bir sürü zamanını alamam! Boş şeylerle uğraşıyoruz. Zamanın Allah’ın bize verdiği büyük bir nimet olduğunu unutuyoruz.”

Fuat Sezgin dillere destan düğün yapmadı diye ilim adamlığından en önemlisi adamlığından bir eksiklik oldu mu? Şu gerçeği de fark etmeliyiz ki, düğünlerimiz zamanımızı çalan en önemli kalemlerden biri. Sahi Müslümanlar olarak ölçümüzü kaçırdığımızın fotoğrafı değil mi düğünlerimiz?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Örs - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Firzan AYYILDIZ. - NE DİN KALDI NE ANANE

NE EV KALDI NE DE HANE.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 31 Temmuz 05:57


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?