Otodidaktizm

Hayatlarını hayvancılıkla sürdüren atalarım havalar ısınır ısınmaz Antalya’dan Toros dağlarına doğru yol alır ve toprağın, suyun dilini çözer, doğayı kitap gibi okurlardı. Kadınlar dağların eteklerinden topladıkları şifalı otları, çayları ve yaban meyvelerini sofraya koyar ve bu ürünlerin şifaya dönüşmesi için dua ederlerdi. Dağlar onlarca nimeti barındıran bir erzak dolabı gibiydi, burada yaşayan insanlar bu kaynakların nasıl kullanılacağını bilir ve faydalı hale getirirlerdi.

Göçerlerin hayatlarının büyük çoğunluğu göç yollarında geçerdi. Okuma yazması olmayan ve kent hayatının zenginlikleri ile hiç tanışmayan göçer kadınları doğayı kilimlere resmeder, duygularını ağaç kabuklarına aktarır, şiirlerini kır çiçekleri ile sembolize ederlerdi. Kadınlar kavuşamadıkları aşklarını kilim desenlerine yansıtırken, parmaklarını kalem gibi kullanırlardı. Kilimlerin göbeğinde tozpembesi çiçekler açar, kıyılarında nefti yeşil ağaç dalları ve gözyaşını andıran damlalar yer alırdı. Kilimler göçer kadınların şiir kitabı ya da hatıra defteri gibiydi ve duygular parmakların ucuyla buraya aktarılırdı. Kadınların ürettikleri ürünler sanatsal değere sahipti ama onlar bunun farkında değillerdi.

Aile büyüklerimizden birisi anlatmıştı: Çobanlık yapan on yaşındaki çocuğunu kaybeden anne bütün çabalarına rağmen ona ulaşamamış ve oğlu Bahtiyar’ın resmini kilime dokuyup duvara asmış. Aile büyüğümüz o resme her baktığımda bahtiyarın yüzünü görür gibi olurdum derdi. Sevdiklerini kaybedenler, dağlarda geçen ağır yaşam koşulları ve dram kokan hikayeler göçer kadınların yüreklerinden kilimlere işlenir, yemeni oyalarına dönüşür ya da toprağa kazınırdı. Kent hayatında sistematik bir eğitimle gelişen yetenekler ve üretilen ürünler sergilenip halkın hikmetine sunulurken, göçer kadınların doğaçlama olarak yaptıkları ürünler kimsenin dikkatini dahi çekmezdi.

Bütün dünyada kişinin yetenekleri, hak kazandığı diplomalarla ölçülüyor ki, elbette bu önemli ancak eğitim alma fırsatı bulamayan ve mevcut imkanları kullanarak yeteneklerini geliştiren kişilerin emekleri de aynı şekilde desteklenmelidir. Nitekim Osmanlı döneminde otodidaktik yöntemle bu kişiler sınava tabi tutuluyor ve yetenekleri doğrultusunda topluma kazandırılıyordu.

Leornardo Vinci gibi otodidaktik yöntemle yetişen şahsiyetler, sanatın gücünden faydalanarak mesajlarını bütün dünyaya iletme fırsatı buldular. Bilindiği üzere Vinci üniversite eğitimi alamamıştı fakat kendini resim, anatomi, mekanik mühendislik botanik, matematik felsefe ve edebiyat alanında yetiştirmiş ve şahsına sağlanan destek sayesinde sesini bütün dünyaya duyurmuştu.

İnsan canlı türleri içinde ömür boyu öğrenmeye ve değişime açık olan yegâne varlık. O nedenle sınırlı bir sürece tabi olan resmi eğitim kurumları bu noktadaki gereksinimi tam olarak karşılayamıyor. Bu durumun farkında insan dışarıdaki fırsatları değerlendirerek aldığı temel bilgilerin üzerine yenilerini eklemeye devam ediyor. Eğitimini sürdürme imkanı bulamayan kişiler ise mevcut olan kursları ya da özel çalışmaları fırsat olarak görüp yeteneklerini geliştirme imkanı buluyorlar. Bu insanların yetenekleri ve emekleri değerlendirilmeli ve otodidaktizm yeniden aktif hale gelmelidir.

Bilindiği üzere otodidaktizm gelişimi hayat boyu devam eden insanın mevcut imkanlarını kullanarak yeteneklerini geliştirmesi ve hayata aktif olarak katılmasıdır. Osmanlı tarihinde bu kişilerin gösterdikleri çabaya önem verilir ve ürettikleri sanatsal ürünler halkın hizmetine sunulurdu. Resmi eğitim kurumlarına devam edemediği halde kendilerini sanatsal ya da ilmi alanda geliştiren bireyler sınava tabi tutulur ve yeterli görüldükleri takdirde ilgili birimlerde görevlendirilirdi. Bugün ne yazık ki her şey elimize tutuşturulan diplomalara bağlanıyor. Edindiğimiz unvanlar, aldığımız belgeler elbette önemli ancak her şeyi bununla da ilişkilendiremeyiz. Nitekim ekonomik sorunları nedeniyle eğitimine devam edememiş bir çok kişi imkanlarını zorlayarak yeteneklerini geliştirmiş ve değerli ürünler ortaya çıkarmıştır. Bu insanların çabası ve emeği göz ardı edilmemeli ve desteklenmelidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

. - Bizde tembellik te var .hep dışarıda ararız suçluyu .elbet coğrafya kader dir .ben tiyatro yu çok severim ama maddi korkular hep önümüzü tıkadı ulan sevdiğimiz şeyleri yapamıyoruz dört elle maddi korkulara sarılmışız bir türlü kurtulamiyoruz

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 02 Temmuz 17:05


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?