Bilgi, Felsefe ve Sanat Boyutuyla Siyaset

Bir olgu olarak siyasetin, felsefe ve bilim boyutu yanında sanat boyutunu da içerdiğini, eş deyişle, onun aynı zamanda bir sanat olduğunu düşünmek gerekmektedir.

Bilim olarak siyaset, öncelikle sosyal veya beşeri ya da manevi bilim şeklinde adlandırılan bilimler kümesi içinde yer alır. Her sosyal bilim dalı, araştırdığı ve incelediği sorun ya da konuya yaklaşım farklılıkları, yani yöntem dolayısıyla kendine özgülüğünü ortaya koyarak varlığını, bir bakıma isbat ve belgelendirerek açıklar, böylece kendi bağımsızlığını ilan eder. Benzer durum siyaset bilimi bakımından da geçerlidir.
Böyle olmakla birlikte siyaset, sadece bilimsel verilerin sonucuna göre kavranamaz, açıklanamaz, uygulanamaz ve temellendirilemez. Siyaset bilimi, uyguladığı yöntem gereği “olan”ı gözlemlemek, bu gözlem/ler çerçevesinde değerlendirmelerde, yorumlarda ve yargılarda bulunabilir, ancak bu nisbi, hatta göreceli (izafi) bir nitelik taşır. Eğer siyaset bütünüyle ve sadece bilimin verilerine göre tanımlanmış, kavranmış ve uygulanmış olabilseydi, belirli bir siyasi yapı modeli, bütün insanlar, toplumlar, devletler, kültürler, özetle tüm zaman ve mekanlar için geçerli sayılması zorunlu hale gelebilirdi.

Oysa böyle bir yaklaşım söz konusu edilemeyeceği gibi, gerçek bilimsel anlayış da böyle bir yaklaşımı öngöremez. Gerçi siyaseti tanımlamada, kavrama, yorumlama, değerlendirme ve anlamada, siyaset biliminin açıklayıcı ve yardımcı olması, bizzat bu bilimin varlığını ortaya koyma ve sürdürmesi bakımından geniş bir imkan ve fırsat, ayrıca yarar sağladığı tartışılamaz. Ancak, sözgelimi fizik veya mekanik bilimlerin ortaya koyduğu sonuçlara benzer veriler, siyaset biliminde de benzer bir kesinliği ifade etmiş olsaydı, bireysel hayatlardan toplumsal yaşayışa, kültürel dünyadan devlet yönetimiyle ilişkilere kadar, ne türden kesin kurallarla sınırlandırılmış olunurdu ki, bunu tahayyül etmek bile korkunç olurdu. Buna rağmen, siyaset, bilimin yol gösterici, açıklayıcı, yapıcı ve vazgeçilmez niteliklerini göz önünde bulundurmak zorundadır. Gerçek anlamında da böyle olmakla birlikte, bilim aracılığıyla bunu açık-seçik görmek, kavramak ve anlamak söz konusudur.

Ne var ki, siyaset bilimi siyaseti “olan” olarak ele alıp tanımlar, araştırır, inceler ve yargıda bulunur. Öncelikle, bir “olan” olarak siyasetin tanımlanması, açıklanması, değerlendirilmesi, nisbi ve göreceli bir tatmin sağlayabilir. Ancak, öte yandan “olması gereken” olarak siyaseti görüp anlamak gereği de bulunmaktadır. Sözgelimi siyasi iktidarı kullanan kişi veya kadronun irade, karar ve uygulamalarında adaleti gözetmesi ve gerçekleştirme çabası içinde olması, kendiliğinden siyasetin içeriğine ilişkin bir değeri ifade etmektedir. Ancak hangi irade, karar ve uygulama adalete uygunluğu ve onu gerçekleştirmeyi sağlar, sorusu daima söz konusu olacaktır. Bu noktada, kişilerin olduğu kadar toplumun, kamu vicdanı diye tanımlanan olgunun, tarihi ve kültürel birikim ve değerlerin muhassalasıyla beliren bir adalet duygu ve anlayışının belirgin ölçüde karşılanması beklenir. Sözgelimi, siyasi iktidarı kullanan kişi ve kadronun, kamu malı ve yararını, sınırlı bir toplumsal kesimin istemine göre tesbit ederek biçimlendirmesi, söz konusu adalet duygu, anlayış ve beklentisini karşılamada yeterli olmayacak, hatta bu duygu, anlayış ve beklentisine karşıt bir niteliğe bürünecektir. Yine asıl değer üreten, toplumsal refah ve gelişmeye katkı sağlayan kesimlerin, mesela tarımsal üretim yapanların, işçilerin ve kamu görevlilerinin, kısaca çalışanların milli gelirden giderek daha az pay almalarını sağlayan irade, karar ve uygulamaların adalete uygunluğu, onu gerçekleştirme niteliği tartışmaya açık olduğu kadar, siyasetin içeriğine de aykırı olduğu kaçınılmaz olarak düşünülür, yorumlanır ve değerlendirilir.

Böyle bir durum, bir yönüyle siyasetin bilimsel boyutuyla, diğer yönüyle siyasetin felsefesi, yani “olması gereken” yönüyle, ayrıca siyasetin sanat oluş boyutuyla içten bağlantılıdır. Bu bağlamda siyasi oyuncuların (siyaset yapan kişiler, partiler, kuruluş ve kurumlar vb.), siyasi irade, karar ve uygulamalarında bilgi, düşünce ve duygu unsurlarını dengede tutarak davranmaları beklenir. İrade, kavrayış, algı, yani akıl ile duygu ve duyarlığı dengelemeyen bir siyasetçinin, siyasetin amacı olan birey ve toplumun barışını, güvenliğini, refahını, mutlu ve adaletli yaşamasını sağlaması, gerçekleştirmesi söz konusu olamaz. Her şeyden önce, barışı (iç ve dış) sağlayamayan bir siyasetçi, kaçınılmaz olarak, toplumda ve devlet yönetiminde çatışmaya neden olur, en azından çatışmanın ve kargaşanın ortamını hazırlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?