Zengin ve Yoksul

Neoliberal ekonomi politikaları zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul hale getiriyor. Bunu bilmeyen kalmadı muhtemelen. Rantiyeye, faizden para kazananlara büyük “fırsatlar” sunarken, emeğiyle çalışanlara, ücretlilere, küçük girişimlere ise sadece zarar veriyor. Ortaya çıkan manzara iftar-tefritten başka bir şey değil.

Yaşanan ekonomik krizler, Türkiye’deki gibi buhranlar da kolay kazananları daha da zenginleştirirken, hayatını idame ettirmek maksatlı emek harcayanları hem daha fazla çalışmaya hem de daha yüksek bir oranda yoksullaştırmaya neden oluyor. Her bir kriz, bir ülkeyi gerçek manada ayakta tutan kesim olan orta direği daha da eritirken, toplumsal katmanların en zengin-en yoksul şeklinde bölümlenmesi sonucunu doğuruyor. Bu gidişat böyle sürdüğü takdirde hem milyoner sayısının hem de yoksulluk sınırının altında kalanların sayısının görülmemiş hızda arttığına şahit olabiliriz.

Elbette ki, milyonerlerin sayısı 15-20 bin artarken, yoksulluk sınırının altına sürüklenenlerin sayısı milyon mertebesinde artmaktadır. Özal döneminden itibaren, ki neoliberal ekonomi politikalarının uygulanmaya başladığı dönemdir, duymaya başladığımız “orta direk öldü” söylemi, benzer tutum ve anlayıştaki iktidarlar eliyle orta direği törpüledikçe törpüledi.

AKP iktidarının ilk yıllarında küresel ölçekte bol olan sıcak paranın yüksek faiz vererek Türkiye’ye çekilmesi ve bu sayede oluşturulan sahte zenginlik algısı, dış kaynağın erişilebilir olmaktan çıkmasıyla gerçek manzaraya bıraktı yerini. Gerçek manzara, “ürettiğinden fazlasını tüketmeye” alıştırılan ve teşvik edilen toplumun, ekonomideki defoların yeniden belirginleşmesiyle tekrardan enflasyon kaynaklı hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısına düşmesi oldu. Milyonlarca insan, hayat gailesinin ay sonunu getirmeye indirgendiğini deneyimledi.

Bu durumun sebebinin yanlış ve sorumsuz ekonomi politikaları olduğu aşikardır. Neoliberal ekonomi politikalarının önceliğinin emeğiyle çalışanlar yerine sermaye olduğu ortadayken, bunun üzerine bir de iktisadi temelden yoksun ve manasız bir inada sabitlenmiş tuhaf politikalar eklenince, kitlesel bir fakirleşme de çok kısa bir sürede gerçekleşti. Netice olarak da, zenginlerin çok hızlı bir şekilde servetlerinin katlanması, orta direğin önemli bir kısmının da yoksullar sınıfına dahil olması oluverdi.

Neoliberal ekonominin özeti ifrat-tefrittir zaten. Türkiye, bu durumu, yetersiz ve sorumsuz bir ekonomi yönetimi anlayışı eşliğinde ve çok da şiddetli bir türbülans şeklinde günbegün yaşıyor. İfrat-tefritteki uç noktalarda gidip gelme hali, toplumun bireylerinin de alttakiler ve üsttekiler şeklinde hizalanmasına neden olacak gibi duruyor. İşinde gücünde olan, iyi kötü bir mesleki birikime, deneyime sahip ve “hali vakti yerinde” sayılabilecek insanlar bile geçim sıkıntısını yakından hissetmeye başlıyor. En temel ihtiyaç olan barınmayı, özellikle büyükşehirlerde sağlamak için asgari 5-6 bin lira gibi rakamlar telaffuz ediliyor ki, düşük gelirlileri zaten geçtik, orta direk bile bu koşullarda hayatını idame ettirmekte zorlanacak yakın gelecekte.

Yine yakın bir gelecekte ev kirasını ödemekte zorlanan insanları duyarsak şaşmamak gerek. Söz konusu asgari rakamları kira olarak ödemek isteyen bir ailenin, aylık gelirinin yine asgari ölçülerde 20 bin lira olması gerekir, ki Türkiye’de bu koşulları kaç kişi sağlayabilir diye de sormak gerek. Önümüzdeki süreçte, beyaz yakalı tabir edilen insanların büyük şehirlerden Anadolu’ya doğru bir tersine göç hareketinde bulunmaları da söz konusu olabilir.

Şayet bir ülkede uygulanan politikalar, kendi vatandaşını, bugüne kadar yaşadığı semtte, ilçede, şehirde artık yaşayamaz hale getiriyorsa, ortada koskocaman bir sorun var demektir. İdeal olan politikalar, sosyal adaleti önemseyen, geliri adil dağıtan, herkesin pastadan eşit bir pay almasını sağlayan politikalardır. Maalesef bizdeki durum bunun yakınından bile geçmemektedir. Her geçen gün bu adaletsiz dağılım ve fakirden zengine servet transferi de artmaktadır.

Bu durum toplumun ayarlarıyla ve toplumsal katmanların yıkıcı bir başkalaşıma uğramasıyla sonuçlanacak gibi görünüyor. Küçük bir zengin kesim ve milyonlarca yoksuldan müteşekkil bir toplum ise ne hakla ne adaletle ne de iktisatla bağdaşmayacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder

# lira

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?