Milli Şef’in Treni Niçin Beyaz? Dış Güçlerin Dış Güçleri Neden Yok?

DIŞ GÜÇLERiN DIŞ GÜÇLERi NEDEN YOK

KIŞLALAR BOŞALDI KENAR-I DİCLE DOLDU MU

“Türk Lirası en düşük durumda, daha ineceği bir yer yok, vatandaş rahat olsun”
AKP iktidarının sıra bekleyen derviş kontenjanından konumlu Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati’nin akıllarda kalan en ünlü icraat vecizesidir bu cümle.

Liramıza pahalı logo bulmuş AKP iktidarında, liramıza ait, liramızı tanımlayan hiçbir rakam akıllarda bir gün dahi kalmazken, Bakan Nebati’nin inilen son yer tespiti de berhava olmuştur; hem de o gün. Demirel’in “24 saat siyasette uzun bir zamandır” özdeyişini, 20 yıla dahi denk bulmamanın normal neticesi.

Türk lirasının düşük durumlarda olması ne demektir ve niçin tercih edilmektedir?
Milletimizin hafızasını yok etmek, hafıza kayıtlarını karıştırmak, yaşanmış geçmişinin yorumlarını bulanıklaştırmak ve daha çok örneğin verileceği bu “mak”ların artırılmasıyla, kolay yönetilir yapmaktır tek hedef, tek gaye.

Yüzde 10 civarında devraldığı enflasyonu sıfırlayacağı iddiasıyla evlere mektuplar göndererek iktidar olmuş T.Özal günlerini yaşayanların hiçbirisinde sabit hatıraların olmaması verilecek en yakın örnektir.
Hafızamız yok edilmekte, hayaller kuramaz hale sokulmaktayız. Liramızı “En düşük” yapanların “En dip”, “dipten daha dip” pozisyonları planlamalarının, milletimizi tanımı ve götüreceği yer, “Kenar-ı Dicle’de Ömer beklemektir” denirse, şaşıracak mıyız?

Sayfamızda çoğu haftalarda yaptığımız Türkçe anlatımların “Türkçesi”ni, bugün de örnekleyerek yazacağız. İsteyen, mizahımızın kaybolmasının sebebini, yerine konan siyasi demeçlerin işgal gücüne bağlayarak kârlı bir duruma da geçebilir.

“Serok Ahmet, Türkiye’nin başına sarılmış beladır, kumanda edilen mandacıdır, geçmişi ve geleceği ile siyasi kundakçıdır.”

20 Ocak 2015’te, Davutoğlu AKP’nin 6 aylık başbakanı iken, partisinin üyelerine, onu ‘’Serok Ahmet’’ diye tanıtan Sayın Bahçeli, geçtiğimiz 14 Haziran’da yukarıya aldığımız sıfatları da eklemiş.

“Serok” kelimesi Kürtçedir ve “Başkan” demektir. Konuşmasına bu kabulle başlayan Sayın Bahçeli’nin itirazı eylemlerinedir, icraatlarınadır. Ser (baş) ve ok birleşimini sempatik bulmasını ise tartışmayız.

AKP’nin miat kabul ettiği 17/25 Aralık’tan bir tam yıl geçmiş iken, AKP’nin mevcut başbakanını ‘’Serok’’ diye anlatan Sayın Bahçeli, tam bir yıl önce de (7 Ocak 2014) partisinin üyesi dava kardeşlerine bakın neler anlatmış.

“Geride bıraktığımız 2013 senesi, tıpkı öncekiler gibi, milletimiz adına kayıp bir yıl olarak tarihe geçmiştir.”
“Türk milletinin bin yıllık kardeşlik hukuku zalimlerin oyuncağı haline gelmiştir.”

“Dış dünyada ilişkilerde aktif değil, akıntıya kapılmış; ön alan değil, önünden alınmış; ezberleri bozan değil, ezilmiş ve eğilmiş; dinamik değil, dağılmış ve dağlanmış; sözü geçen değil, sözü yere düşmüş bir hükümet gerçeği hepimizin gözü önünde vasat bulmuştur.”

“İktidar, zenginleşmek için bir vasıta değildir.”
“İktidar, millete ait olan servet ve gelirlerin yandaş zümrelere peşkeş çekildiği yasa dışı nakil ve dağılım merkezi değildir.”

“Sözde, ‘Halka hizmet, Hakk’a hizmettir’ kabulüyle iktidara gelen AKP, sonunda kendi cebine, kendi hesabına, kendi yararına hizmet eden bir çıkar ittifakına dönmüştür.”

TÜRKÇE SIFATLAR MI BİTTİ, YA DA MAJESTEMİZ KİM?

O günleri (2014 öncesini) “Sanki hükmet yokmuş gibi paralel devlet gulyabanisi oluşmuş, hükümeti kuşatmıştır...” tespitiyle kayda aldıran Sayın Bahçeli, birkaç cümle sonra “Başbakan Erdoğan hem kendisini, hem de aziz milletimizi kandırmaktadır” ifadesiyle de, 15 Temmuz’dan sonra Allah’a havale edilecek “Kandırıldık” savunmasını peşinen reddetmiştir.

“Serok Ahmet” dediği Davutoğlu’nu “Beştepe hanedanlığının kuklası” ve “Saraya zimmetlenmiş” sıfatlarıyla da anarken “inanma dostuna, saman doldurur postuna” öğüdünü vermekten de geri durmayan Sayın Bahçeli’nin, “AKP- PKK-HDP-PYD ve küresel vahşilik yan yana dizilmişlerdir’’ iddiasından (27 Ocak 2015) tam bir yıl önce de (7 Ocak 2014) “ TSK üzerinden PKK’ya ve İmralı canisine can simidi uzatılmasını tasvip etmeyiz, buna karşı da sonuna kadar direniriz” demişti.

Bu Sayın Bahçeli anlatımlarını, MHP’nin AKP ile ne zaman Cumhur İttifakını kurmuştu ve ittifaklı o seçim öncesinde kim kime, ne mektubu yazmış ve nerelerde okutulmuştu gibi olağan sorulara cevap aramak maksadıyla yazmadık. Dikkatimizde, kelimeler var; bela gibi, mandacı gibi, kundakçı gibi...

Geçtiğimiz Mart ayında AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Şifa” tarifi verirken söylediği, “Ben her akşam manda yoğurdu...” cümleciğinin bir çağrışımı gibi düşünülmesin, Sayın Bahçeli’nin, Sayın Davutoğlu’nu “Mandacı” etiketli ambalajlaması. Sayın Davutoğlu’nu, Sayın Erdoğan’a yoğurt yedirmek için manda besleyen, mandacılık yapan bir siyasetçi diye suçlamıyor Sayın Bahçeli.

Kurtuluş Savaşımız öncesinde ve Erzurum ve Sivas Kongrelerinde tartışılan ve şiddetle reddedilen mandacılığın, Cumhuriyetimizin 99. Yılında ve AKP iktidarının ittifakçısı iken MHP Genel başkanı Sayın Bahçeli’nin aklına düşmesi ve ispatlanmış bir örnek gibi bir siyasi rakip adı verilerek canlı tutulmasında bir gariplik, bir acayiplik aranmalıdır.

Demirel gibi söylersek, bir siyasetçi durup dururken mandacı suçlamasında bulunamaz. Binaenaleyh biri de kalkar “Mandacı mandacıyı sütünden de tanır, yoğurdundan da tanır” derse, çarşı fevkalade karışır; kimse ayranım ekşi demez.

Yazılı bir kaydına rastlamadım ama, 1960 yılında, ihtilalin öncesinde mi, yoksa sonrasında mı bilmem, mülkiyelilerin bir formunda “Mandacı İsmet” diye bağırıldığını ve İsmet Paşa’nın o olaydan sonra tavır değiştirdiğini duymuştum. Demek ki 60 yıl sonra, yine bir siyasetçinin adı mandacılıkla anılmış oldu.
“Majestelerinin gazetecileri var. Havanın, suyun berraklığından bahsederler.”

Türk Demokrasi Vakfı’ndaki konuşmasında, siyasi hayatındaki 4’üncü partiyi, (FP) kurucusu olduğu AKP’yi mağdurların partisi sandırmak uğruna ve sonraki tarihlerde ifşa edilmiş ayak oyunlarıyla –ki buna üçüncü ayak Sayın Gül “Cemiyetçilik” der idi gençliğinde– kapattıran Bülent Arınç, hâlâ o mağduriyetin rolüyle “4 partisi kapatılmış biriyim” demiş ve iddiasını güçlendirmek için yukarıya aldığımız cümleyi söylemiş.

Bugün Bülent Arınç’ın ne dediği değildir önemli olan, önemsenecek olan. Sayın Bahçeli’nin “Mandacı”lı konuşmasından yaklaşık iki gün sonra “Majeste” demesinin üzerinde durulmalıdır.

Majeste yakıştırmasını niçin yapmıştır Bülent Arınç? Kimin çağrıştırılmasını, akıllara düşürülmesini istemiştir? Bu ülkede “Majeste” sıfatı, en çok kim için kullanılmıştır; en azından diplomatlar, hariciyeciler arasında?

Demirel’in, hükümetlerine Dışişleri Bakanı olarak atadığı İhsan Sabri Çağlayangil’e hitaben kullandığı “Ekselans” sıfatından hazzetmeyen ve sorgulayan benim neslim ve Milli Görüşçüler, bugün iktidarı, Bülent Arınç gibi kurucu, Sayın Bahçeli gibi ittifakçı olarak paylaşanların paslaşmalarını hayra yormayacaklardır.
Bu da bilinsin!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?