Hayvanlar Çiftliği

George Orwell’in “Hayvanlar Çiftliği” eseri, kötü muamele gören ve fazla çalıştırılan hayvanların bir gün toplanıp yaşadıkları çiftliği ele geçirmesini anlatır. Kötü muameleye başkaldıran hayvanların haksızlıkları ortadan kaldırmak için başlattıkları bu direnişte yanlış yaptıkları husus, başlarına domuzları lider seçmeleridir.

Yeni düzenin tesisinin baş aktörleri domuzlar, ilk günlerde hissettirmeseler de sonraları eskisinden daha adaletsiz ve acımasız bir rejim inşa etmektedir. Yani yeni düzen, zulüm üzerine tesis edilmiş, yönetici domuzlar hayvanlara eskisinden daha fazla eziyet etmiş, ülke tam bir “Domuzlar Diktatoryası”na dönüşmüştür.

George Orwell’in modern klasikler arasına giren bu önemli romanı, iyi bir politik eleştiridir. Sistem eleştirisinin hayvan remizleri üzerinden yapılması, zulme başkaldırı ve sonrasında yanlış zümrenin ön plana çıkışı ve liderin domuzlardan seçilmesi gibi vurgularla önemli bir eser.

Aslında yazımın başlığını “Hayvanlar Çiftliği” koymamın amacı roman tanıtımı değildir. Son günlerde çırılçıplak gezenlerin, Beşiktaş Bebek sahilini orman zannedip uluorta çiftleşenlerin artması, her aklına esenin istediği gibi davrandığı ve karşılığında yeterli toplumsal tepkinin oluşmaması, yöneticilerin hiçbir şeye karışmadan koltuklarında oturmayı “yönetme sanatı” zannetmesini anlatmaktır asıl hedefim.

Son günlerde planlı bir proje devreye sokulmaktadır. Toplumun sinir uçlarına yönelik bu hamleler, bir taraftan toplumun reflekslerini ölçmeye yönelik olsa da diğer yandan bu ülkenin “Hayvanlar Çiftliği”ne dönüştürülme projesi olmalı. Sınırların kevgire dönmesi ve bunun sonucunda dünyanın her tarafından göçmenin ülkeye doldurulmasıyla her alanda olduğu gibi kozmopolit bir toplum oluşturmada da ABD’nin örnek alınarak, ülkenin “Küçük Amerika”ya dönüştürülmesi; dileyenin dilediğini yapabildiği, buna mukabil karşısında devleti bulamadığı, meselelerin çözümünü sosyal medyada örgütlenen halka bırakmanın devlet yönetme sanatı zannedilmesi, ülkenin sokaklarının ahlaksızlığın kol gezdiği bir alana çevrilme projesine karşı yeterli önlemlerin alınmaması felaketini en iyi tanımlayan kelime “Hayvanlar Çiftliği” olmalı…

Bir taraftan LGBT’ye özgürlük konusunda Hıristiyan ülkeleri geride bırakan mevcut iktidarın, Hıristiyan Rusya ve Macaristan kadar bu sapkınlığa karşı durmamasıyla oluşan toplumsal çözülme; diğer yandan cinsiyet değiştirme operasyonlarının SGK kapsamına alınması, diğer yandan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ve bazı belediyelerin toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki çabaları fıtratın bozulmasını hızlandırmaktadır. Diğer yandan toplumun sinir uçlarını hedef alan ve ahlaksızlığı yaygınlaştırmayı hedefleyen, ülkeyi “Hayvanlar Çiftliği”ne çevirmeye yönelik fiiller.

İstanbul Beşiktaş’ta otomobilin üzerinde çiftleşen, verilen tepkiye “Sana ne ulan” diyen abazana, benzer görüntünün Ümraniye’de tekrarlanmasına ve ülkenin değişik yerlerinde çırılçıplak yürüyenlere karşı hangi tedbir alındı? Hangi cezai işlem uygulandı? Ya da uygulanan cezai işlemler yeterli mi? Eğer yeterliyse bu ahlaksızlık neden durdurulamıyor?

İster yabancı uyruklu isterse yerli olsun toplumun ahlakını ifsad eden bu güruha yeterli cezai işlem uygulanmalıdır. Bebek sahilinde çiftleşenlerden Carmen Maria’nın daha önce de Bodrum’da sokak ortasında cinsel ilişkiye girdiği biliniyor. Kadını nemfoman yani seks bağımlısı bir hasta gibi lanse ederek yaptığı cürmü hafifletmeye çalışanların, bu kadının neden sınır dışı edilmediğini sorgulamaması ilginçtir. Olayın diğer faili Özgür K.’nın ise Türk vatandaşlığı almış bir Pakistanlı olduğu söyleniyor.

Beşiktaş’ta ve Ümraniye’de bu işi yapanlar yerli, Bebek’teki yabancı uyruklu. Yerli ve yabancı olması ne fark eder ki! Ülke, her türlü ahlaksızlığın rahatça yapılabildiği, cezai müeyyidenin, toplumsal denetimin bu ahlaksızlıkları önlemeye yetersiz kaldığı bir yer haline gelmişse, asıl tehlike budur.

İşin daha da vahimi. Bu ahlaksızlıklara kendini mütedeyyin gören kitlenin sessiz kalması. Millî Görüş’ün yayın organı Millî Gazete, 3 Haziran 2022 tarihinde “Toplum çürüyor, daha ne bekleniyor?” manşetiyle toplumsal çözülmeye Avrupa Birliği’ni memnun etmek için 26 Eylül 2004’te çıkartılan zinanın serbest bırakılması yasasını gerekçe gösterdi. Akit gazetesi ise bu ahlaksızlıklara ve hayâsızlıklara tepki vermek yerine Millî Gazete’nin haberini hedef aldı.

4 Haziran 2022 tarihinde Akit gazetesinin manşeti şöyle: “STK’lardan ve hukukçulardan Saadet Partisi’ne samimiyet çağrısı: Ortaklarını ikna et, zina suç sayılsın”.

Akit, ahlaksızlığın ve hayâsızlığın yayılmasına tepki göstereceğine; insanların sokak ortasında çiftleşmesini zinanın suç olmaktan çıkarılması gibi haklı bir sebebe bağlayan Millî Gazete’ye tepki gösteriyor. Saadet Partisi ortaklarını ikna edip zinayı tekrar suç yapsın diyor. Saadet Partisi’nin bir milletvekili var. Diyelim ortaklarını ikna etti, “zina suç olsun” diye kanun teklifi verdi. Sonuç, muhalefetin bu yönde kanun çıkartabilecek yeterli çoğunluğu yok. Yani bunu tek başına halletmesi mümkün değil. Üstelik, zinayı serbest bırakan mevcut iktidarın bu hatasını düzeltip tekrar suç saymasını sağlayacak yeterli çoğunluğu da var, yaptığı hatayı düzeltsin, buna bir engel yok.

Akit mevkutesinin “zülfü yâre dokunur” endişesiyle iktidara tek öneri getirmemesi ve düştüğü gülünç durum efkâr-ı umumiyenin ma’lumudur; okuyucular tarafından da değerlendirilecektir.

Netice-i kelam: Sokaklarda, sahillerde çiftleşenlerle ülkenin “Hayvanlar Çiftliği”ne dönmesine tek kelime edemeyenlerden gazeteci olmaz, yazar olmaz, fikir adamı olmaz, hocaefendi olmaz, kanaat önderi olmaz, münevver olmaz. Olsa olsa “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan olur”.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?