Kapitalizmin Kıskacındaki Müslümanlar-II

Sömüren, soluk aldırmayan, kapitalizmin acımasızlığının dişli çarkları arasında insanın bir varlık göstermeyişi bilinen bir gerçek. Bu bir gerçek ama insanların ondan kurtulma gibi bir çabaları da olmuyor. Bununla kalınsa iyi, seçeneksiz de bırakılıyor. Müslümanların bu çarka teslim oluşları asıl üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.

İslâm’a göre yasak olan her şey bu sistem içinde meşru. Müslümanlar için üzerinde en çok düşünülmesi gereken, bu sistemin içinde yaşamaya razı oluşları. Dahası bu sisteme razı oluşun ötesinde ona işlerlik kazandırılması.

Bu acımasız çarkın içinde yer alan, yöneten kişilerin Müslüman olması, namaz kılması, bir takım hayırlı işler yapması onu sorumluluktan kurtarmaz. Üstelik daha ağır bir sorumluluğun altına itilmiş olur. Kapitalizmin özelliği; meşruiyetine bakılmaksızın, haksız veya kayırılmış olarak kişi ve kurumların zenginliğine sebep olunması.

İnsanlar arasında büyüyen uçurumların kapanmayacak denli açılması sorunları daha ağırlaştırıyor. Dengesizlik ve eşitsizlik bu yapının ana özelliği. Bankaların, tefecilerin, faizin, kredi kartlarının, hayatı zorunlu kılan bağımlılıkların çokluğu bu kıskacı daha da işin içinden çıkılmaz olana dönüştürüyor.
Sistem ahtapot gibi dört bir yandan kuşatıyor, etkisi altına alıyor, istediği gibi yönlendiriyor.

İstanbul gibi bir kentin beton binaların devasa yapıların yükselişi, kenti ve bölgeyi etkisi altına alması, insana soluk aldırmamasının asıl nedeni de kapitalizm. Hırs gözleri bürüyünce insanları havadan, sudan ve topraktan mahrum bırakıyor. Her şey onlar içindir. Bu görünen somut örneklerden.

İnsanların uçurumu buralarda daha çok belirginleşiyor. Çöp konteynırlarının etrafında ekmek arayan insanlar bu yapılar önünde birer iğreti böcek gibi duruyorlar. İnsan olmaktan mahrum ediliyorlar. Bunu salt onlarla sınırlamak da yeterli değil.

Aşırılıklar ve bolluklar içinde yüzenler istedikleri gibi yaşarlarken, altlarda kalanların önlerine atılanlarla yetinmeleri öneriliyor. “Yüzünüze gözünüze dursun, bu size yetmiyor mu?” deniliyor. Gerekçe de kanaatsizlik. Üstekilerin doymazlıkları için bir kanaat belirtisinde ve uyarısında bulunulmuyor. Çünkü bu ikinci gruptakiler her hakkın sahibidirler.

Bununla yetinilmeden, onların kazançlarından arada kimi hayır işlerinde bulunmaları ya da zorlanmaları onları sahih Müslüman yapmıyor. Devasa binaların gölgesine sıkıştırılmış maket camilerle bu işin içinden sıyrılıyorlar.

Medeniyetimizde bir mekânın en yüksek yeri minarelerdir. Geçmişte böyle idi. O, bir kentin manevî ruhunu gösterir. Bir anlamda kentin yükseklik sınırlarını belirleyen göstergelerdir. Bir diğer anlamı da inanç ve düşüncenin bir beldeye olan hâkimiyetini gösterir. İnsanların eşitlik içinde yaşamalarına fırsat veriliyor.
İnsanlar arasında doğaları, yaratılışları gereği elbette tam anlamıyla bir eşitlik olması beklenemez. Aradaki uçurumların büyümesini engelleyen asıl unsurlar belirleyicidir. Faizin ve aşırı kazancın yasaklanması, tüketimin ve israfın önlenmesiyle bu denge sağlanabilir. Sağlanmıştır da. Bir devlet kendi insanının temel gereksinimlerini giderme, karşılama ile yükümlü. Bunu yaparken insanların yaşayabilir bir kıvamda olmalarını sağlamadır.

Ruhu betona, aşırı kazanca, hırsa bürünmüş olanlardan gelecek olan hayır insanlığa zulümdür. Haksız kazanç aşırı büyüme kapitalizm değirmenine su taşımadır.

Bunlar elli hac da yapsalar, devasa camiler de inşa etseler, başları secdeden kalkmasa da insanın emeği ve terini, hakkını sömürenler oldukları için, yaptıkları onları kurtarmaz. Haram olandan olan hayırlar hayır değildir. O hayırlar onların kirlerini aklamaz.

Sevgili Efendimizin ayaklar altına aldığı faizin başlara taşınmasının müsebbipleri ancak kendilerini tatmin ederler. Harama geçerlilik kazandırma, meşru kılma kara bir iz olarak alınlarında durur. İslâm değil insanlık onların yaptıklarından zarar görür.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Haydar Haksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?