Türkiye’nin Gücü, Zaafında Gizlidir!

Güç üretmenin formülü bellidir: Hayata katkı yapmak, imkân ve yeteneklere odaklanmak ve çalışmaları kapsayıcı kılmak! Türkiye’de bu adımları atan herkes güç kazanmıştır. Mesele, güç kazanmakta değil, kazanılan bu gücün neye dayandığı ve nasıl harcandığıdır. Gücün dayanağı makul değilse zaaf, sadece günü kurtarma peşinde koşmaktır. Gücün harcanması meşru değilse zaaf, gününü gün etmektir. Bu iki aşırılıktan uzak olan bir güce ihtiyacımız var ve Türkiye’nin gücü bu zaafında gizlidir!

Yüksek Riskler

Güç üretmek için 20 yıl önce güçlü yönler belirlenerek fırsatlar değerlendiriliyordu. Günümüzde ise güçlü yönler riskleri bertaraf etmek için kullanılmak zorunda! Bunu göremeyen yöneticilerin verimlilik uğruna sistemi zorlaması etki üretmiyor. Hatta uzmanların öngördüğü düşük risklerin yüksek çıkması verimliliği de bitiriyor. Yaşadığımız sorunların derinliklerine indiğimizde, bizi güçlü gösteren göstergelerin aynı zamanda bir zayıflık göstergesi olduğu açıktır.

Mesela; “istihdamda ilk defa 30 milyonu geçmek” güç gibi gösterilse de işsiz sayısının 10 milyona ulaşması zaaftır. Mesela; “bütçeden tek kuruş çıkmadan, kısa sürede ve taksitle” yapılan yatırımlar güç üretiyor gibi gözükse de geleceğin döviz cinsinden borçlandırılması zaaftır. Mesela; “devlet bankalarının düşük faiz oranlarıyla uzun vadeli Türk lirası finansmanı” sağlaması finansal güç gibi gözükse de borçlanmayı tetiklemesi açısından zaaftır. Yatırım mantığı üretime dayanmadığından tarıma 1 yılda verilen ödenek, korumalı mevduat hesabı yoluyla 1 ayda zengine aktarılmaktadır.

Senaryolara Hazırlanmak

Güç üreteceğiz derken; “manevi boyutu eksik bir kalkınma ile felaket, manevi yönü ihmal edilmiş bir eğitim ile ifsat” yayılıyor. Bunun farkına varanlar ise; “sıkıntılarımız geçici ama kazanımlarımız bakidir” edebiyatıyla avutuluyor. Temel mesele, stratejik dönüşümü belirsizlik içinde yapabilmektir. Bunun için değişik senaryolara hazırlanacak içtenlik ve sağlıklı geri bildirimler gerekir.

İçtenlikle yolunu ve yönünün yeniden belirlemek isteyen insanların yol haritası nettir. Bu dönüşüm önce araştırma (kök neden) sonra değer oluşturma (yüksek sorumluluk) ile gerçekleşecektir. Böylece kurumlar yeniden konumlanarak (etki üretmek) çalışmalara samimiyet kazandıracaktır. Aksi takdirde “gerçekleri bir kişiye söyleyemediği için, seksen milyona yalan söyleyenler” ülkemizi ilk 10 ekonomi içine değil, son 10 ekonomi içene sürüklemesi kaçınılmazdır.

Özgün İşler

Sorumluluğunu bilen insan, net bir hedef peşinde koşar. Planlama yaparak, hayatında yapacak özgün işler bulur. Çünkü plan, “hedeflerin (neyi başarmak istediğiniz) ve eylemlerin (ona nasıl ulaşacağınız) kombinasyonundan başka bir şey değildir!”  Hedeflere ulaşmak için tamamlaması gereken adımları netleştirir. Böylelikle becerilerini geliştirecek işlere koyulur. Geriye bakarak kendini eleştirir, ileriye bakarak hedefini geliştirir.

Türkiye’nin yolunu ve yönünü yeniden belirlemek için ihtiyacımız olan yenilik (inovasyon) budur! Böylece sorumlu insanlar hem etkileriyle hem de becerileriyle kapasite geliştirirler. Kapasite geliştirmek, sorunu anlama, tanımlama, tasnif ve buna uygun eylemlerle olumlu sonuçlar üretir. Bu süreçte istişare ile kazanılan birikim, iletişime zenginlik katan yöntemlerle zenginleşir. Bu bilinçle ve anın sorumluluğunu yerine getiren insanlarla çalışmak her zaman kazandırır.

Köklü Çözümler

Dönüşüm, insanı yeniden özne yapacak bilinçli eylemlere önem vermektir. Bu eylemler insanlar tarafından fark edildiğinde ortak fikir ve modeller üzerinde uzlaşılır. Bu uzlaşı “becerileri, süreçleri ve dönüşümün yönetimi”ni birlikte ele alarak yeni bir yol bulur. Bu yol, artı değer hedefi ile hareket eden ve görev yaklaşımından süreç yaklaşımına yönelen insanlarla yeni bir yön çizer. Yüzeysel çözümlere bel bağlamak yerine, köklü çözümlere yönelmekle çözümler netleşir.

Türkiye’nin entelektüel çevresi, sivil toplum kuruluşları, Anadolu sermayesi ve gençlik hareketleri gibi dört önemli toplumsal gruptan alınacak güçle bu yolda ve bu yönde ilerlemek kolaylaşır. Kimseye halel getirmeyen ve bir bedel ödetmeyen adımlar benimsenir. Yargılama yerine yargılamadan karar veren bir üslupla katılımcılık artar. İş birliği ahlâkı, karşılıklı güven ve bilgi paylaşımıyla sadece bireylerin değil, ülkelerin hatta sistemlerin de “kural temelli düzen”in kurulması başarılır.

Herkesle Çalışmak

“Kural temelli düzen”in kurulması; zaman, insan, mekân ve çevre olmak üzere dört unsurla gerçekleştirir. Zamanda “üretken” çalışmayı, insan unsurunda “başarılı” yönetim, mekânda kurum “performans”ı hedeflenir. Bu birikim çevreye kazandırılarak “etki” üretilir. Böylece geçmişte yaşananlar geleceğe ışık tutar. Hayatın değerini ortaya çıkaracak bu değerli çalışma sayesinde Türkiye’nin yolunu ve yönünü yeniden belirlemek kolaylaşacaktır.

Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır. Çünkü “zor zamanlar güçlü insanlar çıkarır. Güçlü insanlar iyi zamanlar yaşatır. İyi zamanlar zayıf insanlar getirir. Zayıf insanlar zor zamanlara yol açar!” Bu döngünün sonundayız, zor zamanlardayız o halde; güçlü insanların çıkmasına hazırlanalım. Çünkü “Türkiye’nin gücü” zaafında gizlidir. Bu yüzden; “başarı çıtasını sürekli yukarıya taşıyan, kendisini sürekli geliştiren iş dünyamızın yolu da bahtı da açık”tır!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Veli - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?