Bayramın renklerini toplamak

Nisan yağmuru gibi bayramın renklerini toplamak, Hepimizin başvurduğu olgu muhtemelen.

Aslında bayramdan önce bir ay bayramı yaşadık.

Ayrı bir zaman tünelinde idik.

Oruçla, namazla, kutlu kitapla; her gün bayramdı.

Fakat o geçmişin beşiğine tutunup sallanmaktan kopamadık.

Bahar esintilerinin yüreğimize yerleştirdiği kareleri, mazinin renkleri ile yüzleştirmekten vazgeçemedik.

Bazen bülbülün nağmelerinde aradık o eski Ramazanları.

Böyle leylak vaktinde başını uzatmış nisan çiçeklerini buyur ettiğimiz sofralarda. Sokağın kalmayan eski sakinlerini dolaştık.

Yine başlarında leylaklar açmış başka bir bahçedeler.

Bir kez daha mahalle hep bir arada, kabristanın kuş cıvıltıları arasında huzur uykusundalar.

Orada olduklarını bilsek de.

Onlardan kalan hüzün tezgâhı olan evlerinde, gözümüz yine onları aramakta.

Uzun yıllar önce bir bahçenin ağaçları altında yapılmış iftar vakitlerini gidip hasretle aramaktayız.

Tavşanların etrafımızda oynadığı, küçük havuzda ördeklerin yüzdüğü hayvan dostu aileye ne çok giderdik.

Geniş salonlarında verdikleri, tarhana çorbasının kokusunun sindiği kış iftarları.

Sanki sahiplerinden sonra onlar direnmekte, şehrin kanununa.

Evlatları vermemişler o bahçeli evi, müteahhitlere.

Etraflarını saran beton canavarlara karşı çölde açmış papatya gibi tek başına durmakta hâlâ.

Onlar da bize geldiklerinde kucaklarında kedileri, yanlarında köpekleri olurdu çocukların.

Bahçeli evlerin son saltanat sürenleri idik. Arada geçerken bakıyorum tavşanların koruyucusu Tomi çıkar mı kulübesinden diye.

Zaman silip süpürmüş o güzel anıların ortamını. Sokağın en güzel güllerinin süslediği bahçe, içler acısı halde.

O heybetli ağaçlar kesilmiş, masalar toplanmış, kırık bacaklı sandalyeler bir köşeye atılmış.

Bahçedeki çıkrıklı kuyu kurumuş.

Sahiplerinin gidişi ile evlerin yaşama damarları kaybolmuş.

İçinde aile yaşamadığından sanki suyu çekilmiş değirmen gibiler.

Gülünce bütün dişleri gözüken hatta gözlerinin içiyle gülen mutluluğun otağı sandığım evinden ayrılınca Feride Hanım Teyze.

Sükûtu ile her şeyi anlatmakta idi ardında kalan evi.

O kadının gülüşü ile hayat bulan ev birden ışığını kaybetmiş.

Eşinin ayrılması ile de karanlığa gömülmüştü. Bayram, onların evinde de çok canlı yaşanırdı.

Şimdi öcü gibi korktuğumuz şeker, kapının yanında süslü kabında durur, mahallenin çocukları için adeta bir karşılama töreni yapılırdı.

Artık kapılara çocuklar da gelmemekte, anneler sıkı sıkı tembih etmekte: “Sakın çocuklarımıza şeker vermeyin.”

Şeker verecek kimsemiz kalmadı.

Annemli bayram günleri, hazırlıkların zirvesini görürdü.

Her yan temizlenir, sadece bahçe değil, sokak da bayram yapardı.

Gelecek olan bayrama hürmetle şimdi o kaçtığımız tatlılar, birkaç gün önceden oklava ile açılır, şerbetlenir, misafirlerini beklerdi.

Akrabaların, komşuların teşrif edeceği saatler için bunca yorulmalara akıl sır ermezdi.

Sanki bütün anneler, geceleri uyumaz son rötuşları kaçırmaktan korkardı. Şimdi bugünden o günlere bakıyorum da.

Çocuktuk.

Dedelerimiz, nenelerimiz hayattaydı.

Annemiz babamız dağ gibi yanımızdaydı.

Masalın bütün renkleri yerli yerindeydi.

Mine Alpay

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?