Reklamı Kapat

“Yapmadığınız Şeyleri Niçin Konuşuyorsunuz?”

Bir diziye denk geldim. Dizi 2000’lerin başında yayınlanmış, siyaset dünyasındaki ve devlet yönetimindeki aksaklıkları, işleyişi, yanlışları, millete zarar veren davranışları mizah üzerinden işleyen bir içerikteydi. Hem de o zamanlar ana akım bir televizyon kanalında yayınlanmış. Şimdilerde televizyon ekranlarında böyle içerik ve kalitede dizi bulamayız.

Dizideki ana aktörlerden birisinin rolü uzun süredir devletin çeşitli kademelerinde, yönetim kadrosunda çalışmış, meşhur tabirle alanında duayen olmuş kişi çömezine ders veriyor ve şu düşünceyi aktarıyor: “Bir şeyi ne kadar az yapmak istiyorsan hakkında o kadar çok konuşacaksın.”

Bu söz bana imam hatipte okurken bir hocamızın derslerinde sık sık bizi uyarısını aklıma getirdi. Meslek dersi hocamız bizlere, “Hayatta insanların dillerinde ne artarsa o şey hayatlarında azalır. Yaşamda azalan şeyler kitap sayfalarında, insanların dillerinde çoğalır” derdi.

Bu iki alıntı son yıllarda Ramazan ayında artan Ramazan’la ilgili olmayan görüntülerin artmasının temeli gibi. Televizyon ekranlarında, kürsülerde Ramazan konuşuldukça sanki Ramazan hayatımızdan çekildi. Çocukluğumuzda televizyon ekranlarında tek Ramazan programı olduğunu hatırlamıyorum. Ne devlet televizyonunda ne de özel yayıncılık yapan kanallarda. Fakat sokaklarda kimse Ramazan’ı konuşmasa da çocuklar olarak Ramazan ayında olduğumuzu anlardık. Sokaklarımızda açıktan oruç yiyenlere rast gelmezdik. Kişiler oruç tutmasa bile bu durumu aşikâr etmezdi. Öyle “biz oruç tutmuyoruz ama etrafımıza saygımızdan açıktan bunu bildirmiyoruz” duyarı kasmadan, hayatın akışında bir olay gibi oruçsuzlukları görmezdik. Oruçsuz olduğunu gizlemek, öyle ‘aman saygı duyayım’ diyerek gelişmiş bir bilinçten öte toplumumuzda refleks haline gelmiş bir olaydı. Kısaca özetlersek, dini pratiklere karşı toplumun her kesimi (gayrimüslimleri bile) aynı iklimi yaşayabiliyordu.

Şimdilerde her televizyon kanalında kendi meşrebince hocaları din konusunda uzman(!) kişiler halkı ihya etmeye çalışıyor. Televizyonlardaki konuşmalar sık sık sanki İslam tarihte kalmış bir meseleymiş gibi tarihe referanslar vererek, sanki “bir varmış, bir yokmuş” diye masal anlatır gibiler. İslam’ın yaşadığımız günlere sözü yokmuş gibi, İslam yaşanacak değil de eskilerin anlatılacak kıssalarıymış gibi konuşuyorlar. Konuşmalarında biraz mistik öğelere yer verdiklerinde de “maneviyat”ı ele aldıklarını düşünüyor gibiler.
Allah’ın emrettiği ibadetlerde durum buyken hayatın diğer alanlarında durum farklı mı? Değil! Herkesin ağzında adalet, hak, hukuk, birbirine saygı, yaşama saygı, diğerkâm olma, emeğin korunması, kabiliyetlerin korunması, değerler eğitimlerinin yaygınlaştırılması… Her konuda bir uzman var, herkes her konuda uzman fakat hayatımızda düzene giren bir şey yok. Tarihte adaleti ikame etme ile ün yapmış bir milletin çocukları kendi aralarında dahi adaleti kaim kılamıyor. Fakat her ekranda herkes adaleti konuşuyor. Büyüklerden küçüklere, öğretmeninden öğrencisine, işvereninden işçisine, sokaktaki teyzeden amcasına toplumda saygının kalmadığından konuşuyor. Ama sadece konuşuyoruz.

İslam’ın en temel emirlerinden olan bir Müslüman’ın bir yanlışı, kötülüğü, çirkini, faydasızı, zulmü gördüğünde eliyle düzeltmesi emrine gelince, “Bu zamanda bu da mı olur? Onun aklı yok mu?” diyerek bu farzı yerine getirmekten geri durduğuna şahit oluyoruz. Bu emri yapmaya çalışanlara psikolojinin getirdiği tanımla “takıntılı” diyerek hasta muamelesi yapıyoruz. İslam’ın hikâyeleştirilmiş anlatımlarına bayılıyoruz. Fakat İslam’ın yaşanmasına dair bir duruş sergilemeye gelince, “Bir benimle mi olacak? Herkesin aklı var, kullansınlar” diye işin içinden sıyrılıyoruz. Peki, biz bu dünyada neden varız?

İmam hatipteki hocamın dediği gibi dillerimizde çoğalttığımız, kitap ve gazete sayfalarında çoğaltımız, televizyon ekranlarında çoğalttığımız şeyleri hayatımızda bir bir eksiltiyoruz. Bu Ramazan dillerimizde çoğalttığımız şeyleri hayatımızda da artırmaya vesile olur.

Korkarım ki; “Ey iman edenler yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır” (Saff; 2-3) ayetinin muhatabı olacağız. Bir şeyi ne kadar az yapmak isteyip o mesele hakkında o kadar çok konuşan politikacıların durumuna düşmüş olacağız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Örs - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?