Siyaset ve Medya Ahlâkı Yasası

“SİYASİ ahlâk yasası”, uzun süredir konuşuluyor; fakat nedense bir türlü uygulamaya geçirilemedi. Yalan, hakaret, iftira içeren haberlerin artışa geçmesi ile birlikte “medya ahlâk yasası” da konuşulmaya başlandı. Bu iki yasanın çıkarılmasının “vazgeçilmez” olduğunu düşünüyorum. Hele, devlet yönetimi gibi “ciddi bir alan” yalan ve iftirayı hiç mi hiç kaldırmaz.

İnsana yakışan mertlik, doğruluk, dürüstlüktür. Köroğlu demiş ya: “Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu.” Bugün de siyasete, medyaya yalan girdi; hiçbir şeyin tadı kalmadı. Her şey darmadağın! Plan, ciddiyet, disiplin hak getire! Çünkü “Yalanın bereketi olmaz.” Allah Resulüne (S.A.V.) “Müslüman şu şu günahları işleyebilir mi?” diye sorulunca, “İşleyebilir” buyurdu. “Peki, yalan söyleyebilir mi?” denildiğinde, “Müslüman yalan söylemez” buyurdu.

Hep düşünmüşümdür: Bir çalışmayı onurla, yüz akı ile yapmak dururken, niçin bazı siyasiler birbirine “yalancı”; “şerefsiz”; “hain”; “terörist” gibi sözlerle hakaret ederler? Cevap bulmaya çalışırım. Demek ki, böyle “iğrenç” sözleri konuşanların o kadar çok sinsi, kirli işleri var ki, onları örtebilmek, dikkatleri başka yere çekebilmek için yalan ve iftiradan medet umuyorlar, diye düşünürüm.
Dünyanın imrendiği temiz bir geçmişe sahip insanların yaşadığı bir ülkede, hiçbir yönetici bu çeşitten hakaretlere “asla” tevessül etmemelidir. Sorumluluğunu bilmeli; yönettiği kişilere örnek olmalı; ülkesinin “kötü bir görüntü” ile anılmasına fırsat vermemelidir.

SÖZ KİŞİNİN AYNASI

GERÇEKTE, herkes ne yaparsa kendisi için yapar. Ancak, yanlışın tasvir ve tekrarı saf zihinleri bozar. Topluma zarar verir. Yalanın yaygın olduğu bir dönemde deizm, ateizm, uyuşturucu bağımlılığının tavan yapmasının tesadüf mü olduğunu sanıyorsunuz? Yöneticilerin söylediği ile yaptıkları arasındaki tutarsızlığı görenler, onların doğru söylediklerinden de soğuyorlar. Böylelerinin nesillerimizi sürüklediği acıklı durumu görüyor musunuz?

Manevi ve maddi eğitim üzere yetişmiş bir toplum böyle göz boyamalara aldanmaz. Eğitimimizin içeriğinin ilim, irfan, izan, basiret, feraset, bilgelik gibi manevi derinliklerden uzak olmasının acı faturasını hep birlikte ödüyoruz. Bu yüzden, yalan ve iftiranın müşterisi çok oluyor. Hukukun hiçe sayıldığı bir ülkede, hiçbir alanda mesafe alınamıyor.

Geleneksel kültürümüze sahip olsaydık, “Söz kişinin aynasıdır” deyip insanın karakterini okuyabilecektik. “Kötü söz söyleyenin sıfatıdır”; “Kem söz, söyleyenin kendisini tarif eder”; “Üslub-u lisan, aynıyla insan!”; “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” sözleri bu amaçla söylenmiştir. Manevi derinliğe sahip bir toplumda edep, terbiye, nezaket, kibarlık, centilmenlik, diğerkâmlık gibi insani özellikler en üst seviyeye yükselir.
Erbakan Hoca’nın siyasi hayata başladığından bu yana geçen 53 senedir, iyi insanlara karşı gösterilen tepkileri gözlemliyorum. Erbakan Hoca’ya öyle iftiralar attılar ki! Dünyalık elde etme hırsı insana neler yaptırıyor! Figüranları değişse de, durum bugün de aynı. Aleyhlerinde ne kötü imtihan veriyorlar!

İYİLER BAŞ TACIMIZ

KİRLİ işlerini, entrikalarını; temiz insanlara iftira ve yalanlarıyla örtmek isteyenlerin hastalıklı psikolojilerinin analizine ihtiyaç var. Kendine güvenen insan niçin yalan söyler ki! Mesela, üç ayrı TV kanalının ortak yayınında konuşan bir siyasetçi, “ Saadet Partisi İstanbul’da seçime girmiyor” yalanını söyleyebiliyor. Dil sürçmesi olmuşsa niçin düzeltilmez?

İnsan onuru ile yaşar. Yalan, iftira, hakaret onur kırıcı şeylerdir. Doğruluk, dürüstlük gibi insani değerler dururken, yalanın anlamı ne? Türkiye bir hukuk devleti! Niçin gerekleri yapılmaz? Makamı ne olursa olsun, hiç kimse karşısındakine hain, terörist gibi sözlerle yaftalayamaz. Suç işleyeni, delilleri ile birlikte yargıya bildirebilir. Adil yargı da görevini yapar. Kişi, başkasına ceza veremez. Devlet olmak, kurumsallık bunu gerektirir.

Hele, Erbakan Hoca ve Saadet Partisi’ne yalan ve iftiralarla itibar suikastı yapanlar! Ülkemize öyle zararlar verdiler ki! Erbakan Hoca gibi ileriyi gören, manevi zenginliğe sahip bir liderden hakkıyla faydalanılmasını önlediler. “Önce ahlâk ve maneviyat” bayrağını açarak yola çıkanların yolunu kesmek, iyiliklerin yolunu kesmektir. Nesillerimiz manevi çöküntüye uğradı.

53 senedir Milli Görüş kadrolarıyla iç içeyim. Erbakan Hoca’yı daha siyasete girmeden 8 ay önce, Şubat 1969’da, ilimizin bir sinema salonunda verdiği “İslam ve İlim” konferansında tanıdım. Fedakâr ve insan sevgisiyle dopdolu; dünyayı iyi okumuş; ilim, irfan, sadakat, vefakârlık sahibi insanlar! Türkiye için büyük bir hazine! Onlardan faydalanmamak ne büyük kayıp!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?