Reklamı Kapat

Nereden nereye

Bir ülkede siyaset yapanların o ülkenin yönetimine talip olmalarında temel gerekçe o ülkeye, o ülkenin vatandaşlarına hizmet etmek ve onları daha iyi bir yaşam koşullarına ulaştırmak değil midir? O ülkenin güvenliğini sağlamayı ve refahını artırmayı amaçladığı söylenir. Ya da böylesi bir amaç olması beklenir. Aynı zamanda vatandaşların da kendi haklarını en iyi şekilde gözetecek onu belli bir refah seviyesinin üzerinde yaşama koşullarına eriştirecek yöneticileri seçmesi ve daha iyisini talep etmesi beklenir. Son yıllarda ülkede yaşanan hadiselere bakıldığı zaman bu durumun böyle gerçekleşmediğini görüyoruz. Her şey ne kadar kötü olursa olsun, insanlar ne kadar zorluklara duçar olurlarsa olsunlar hep iki kutup arasında bir tercihle yüz yüze kaldıklarından olsa gerek bırakın değiştirmeyi en ufak bir talepte bulunma melekesini yitirmiş durumdalar.

Bir tarafta artık umutlarını kaybetmiş bir çaresizliğin içerisinde adeta her şeyden el etek çekmiş ve kendini akışa bırakmış bir kesim, diğer tarafta azılı bir şekilde bugüne kadar beslenmiş bir azgın azınlık ve bu azınlığın sürekli geçmiş korkularla tehdit ettiği ve hayatta inanç ve değerlerini merkeze koyduğunu söyleyen bir kesim var. Her ne şart altında olursa olsun bu kesim; hayatın yükü altında ezildiği, ekonomik ve sosyal yükün altından kalkamadığı bir ortamda bile şer, ehvenişer aralığına sıkıştırılmış bir şekilde hep aynı davranışı sergiliyorlar. Ne kadar dayak yerse yesin bunlar, cellâdına âşık kesin inançlılar. Bunlar, ülkenin yönünü belirleyenlerin verdikleri kararları, izledikleri politikalardaki zikzakları hiçbir şekilde sorgulamıyorlar. Her şeyi olduğu gibi kabulleniliyorlar ve adeta narkoz almış gibiler. Yöneticilerin hangi konuda ne karar vereceği, hangi politikaları izleyeceği konusunda hiçbir bilgi sahibi olmamalarına, öngörüde bulunamamalarına rağmen keskin bir ön kabule sahipler.

Ne ülkenin dış siyasetinde ne de dış dünyadaki gelişmelerin neye yol açtığına bakmadan hayali bir güç gösterisinin, söylevlerin peşinde geçmişi değiştirerek yeni uydurma bir geçmiş kurgusu ortaya konmasına rağmen buna müşteri bulunabiliyor ya da müşteri olunabiliyor. İnsanların ekranlardan moral bulduğu ya da kendini iyi hissettiği bir ülkede dizi sektörü de bu amaca hizmet etmekten geri durmuyor. Bilinci dizi replikleri ile şekillenen bir kitlenin gerçeği algılaması elbette zor olacaktır. Ne Rabia’lar Rabia ne Mavi Marmara Mavi ne de Brunson Brunson olmamasına rağmen her geri adımın bir mazereti ve bir sebebi bulunabiliyor. Her hâlükârda ister iç siyasette ister dış siyasette sürekli özneyi belirsizleştirerek siyasi sorumluluktan kendini sıyıran bir iktidarın muhatap kitlesi kesin inançlılardan oluşmalı elbette.

Bütün ülkenin enerjisinin maddi ve manevi anlamda dibe vurduğu bir noktada halen daha insanlar ekonomik krizin varlığını ifade edip onu kimin yaptığını söyleyemiyorlarsa gerçeğin/hakikatin o ülkenin sınırlarını çoktan terk ettiğini söyleyebiliriz. Baksanıza yirmi yıldır enerjiyi ucuza satmaya çalıştıklarını söylüyorlar. Yirmi yılda bir arpa boyu yol gidilmediğine göre yaşanan şeyin adı ne olabilir? Bugüne kadar yaptıkları ile ne gibi işler yapabileceklerini uygulamaları ile nasıl sınırlar çizdiklerini ve benzeri sorulara cevap ararken neler yapabileceklerini herkes biliyor. Bu bilginin eşliğinde halkın sadece yapacakları siyaset tercihlerinin kendi fikirleri ile ne oranda uyumlu olduğu mu yoksa bu tercihleri ile kimleri kazançlı ve zararlı çıkaracaklarını gözden geçirmeleri gerekiyor. Çünkü bugünkü tercihlerinin hangi taleplere cevap verip hangilerine veremediklerini ayrıca tercihlerinin kendilerine ne gibi siyasi, sosyal ve ekonomik maliyetler getireceğini artık hesaplamak zorundadırlar. Çünkü deniz bitti.

Bütün bunlara ilaveten ülkenin geleceğini, çocukların istikbalini hangi koşullarda bir ülkede yaşayacaklarının kararlarını verenlerin zihni haritalarının yaptıkları tercihlerin bugünü şekillendirdiği gibi geleceği de şekillendirici rolünü de eklemek gerekiyor. Bir de geçen yirmi yılda açıkça görüldü ki ne içinden geldikleri toplumsal yapı ile ne de toplumla aynı olgulara ve bilgilere sahip olmadıkları ve sahip oldukları değerler sistemi, tarih bilgileri ve bunları nasıl yorumladıkları ile ilgili hiçbir tutarlı kararın bulunmadığını görmek gerekiyor.

Arada sırada kendilerine güvenli alan olarak geçmişte yaşadıkları deneyimler ve gördükleri, taşıdıkları bir değer sistemi varmış gibi göstermeleri bunun gerçekten iktidar sahiplerinde olduğunu göstermiyor. Değiştik dedikleri noktadan bile fersah fersah uzakta olduklarını kendileri bile fabrika ayarları diyerek ifade ediyorlar. Bu saatten sonra toplumla aralarında oluşan bu farkı hiç kimse kapatamaz. Onun için bu çürümenin, yozlaşmanın ortadan kalkması ve halkın daha sağlam bir görüş kazanması için geçmiş ile yaşamayı bırakmak gerekiyor. Dolayısıyla aynı veriler mutlaka aynı tercihler, kararlar ve davranışlarla sonuçlanmaz. Bunu unutmadan bu ülkeye ve bu ülkenin insanına, doğru bir el uzatmak gerekiyor. Ancak bunu geçmiş ile değil bugünün sahihliği ile yapmak gerekiyor. Hoşça bakın zatınıza...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?