Reklamı Kapat

Ada’sına Varmak Değil Manasına Ermek Gerek

KONUŞAMAN mı,
KONUŞ AMAN mı?
Kasım 2017’de siyaset literatürümüze giren “Man adası olayı” yargıya taşınmış; sunulan dosyalar ve verilen kararlar medyada gündem oluşturmuştu.
Yargıtay’ın verdiği son kararı taraflar “Biz kazandık” memnuniyetleriyle paylaşadursunlar, geçmişteki benzerleriyle ve çağrışımlarıyla mizah dünyamıza dahil etmeye çalışacağız Değmesin Yağlı Boya sayfası olarak.

“Milli Şef” iktidarına birçok yönden çok benzettiğimiz AKP iktidarının, muhalefetle olan bu diyaloğu ve davası, “İsmet Paşa ve İsviçre bankaları” iddiasına, rivayetine, efsanesine mukayese yapılacak kadar paralel durmaktadır.
22 Temmuz 2017 tarihinde bu sayfada belgeli olarak yazdığımız “Vuramayanlar ve kucaklaşanlar” başlıklı yazımızda, kalemşoruna, İsmet Paşa’nın o suçlandığı günlerde “Beni o tarafımdan vuramazlar!” diyerek, rahatlığının boyutlarını çizmesine “Bir kabuldür bu. Tedbirleri alınmış bir vak’anın itirafıdır bu” yorumunu düşmüştük.
“Man adası davası”nda günümüzün kalemşoru kimdir sorusuna cevap aradığımızda, bir siyasetçi çıktı Vikipedi’den karşımıza.
AKP’nin ünlü isimlerinden Mehmet Özhaseki yapmış savunmayı (02 Aralık 2017). Arşivlerde kayıtlı konuşmasının son paragrafından birkaç cümlesini paylaşacağız.
“Man diye bir ada, orada bir şirket var.”

Derin bilgi sahipliğini en başta vurgulayan Sayın Haseki’nin diyorki: “Cumhurbaşkanı’mız ve yakınlarının oraya milyonlarca para aktardıkları söyleniyor. Bütün bankacılık işlemleri tarandı. Böyle bir adaya milyonlarca dolar değil, tek kuruş gitmemiş.”
Doğruluğundan emin olmak istediğimiz bu sözlere, –ki biz ne tarafız, ne de müdahil bir hukukçuyuz– merhum Demirel olsaydı tam ortasından körükle dalardı.
“Bu iddia bir söylenti ise, her söylentide bankacılık işlemleri mi taranır? Binaenaleyh nerde taranmış, nasıl taranmış? Muhalefet belgesiz konuşuyorsa bu da fevkalade hatadır, yazıktır, ayıptır.”
Sayın Haseki belgesiz konuşuyorlar demiyor: “Hiçbir hükmü olmayan bir takım bankacılık paçavralarını koymuşlardır.”

Biz sözü yine merhum Demirel’e bırakalım. “Hükümsüz ve paçavra diye tanımlanan banka evraklarıyla bir siyasetçinin, binaenaleyh Sayın Cumhurbaşkanı’nın ne ilişkisi olabilir? Hükümlü ve paçavra olmayan bankacılık kağıtlarının uzmanı olduğunu çıkarsadığımız Sayın Haseki’nin savunmasını, Sayın Cumhurbaşkanı’nın böyle konulardaki fevkalade hassasiyetini gözeterek, –ki onun bir yüzükle siyasete başladığını bilmeyen yok– istemek hakkımızdır.”

Bu noktada “Defansa gelmiş” Sayın Haseki ise, iddiacıların “FETÖ” ilişkisini, kumpasçılıklarını ve Deniz Baykal’ın masumiyetini vurguladıktan sonra, “Hayırlı olsun” duasında bulunuyor.
İstanbul’da hakim karşısına çıkan Temel, “Takaya bindik, denize açıldık.’’ savunmasını yaparken, hakim beyin “İstanbul’a gel İstanbul’a” ikazlı fıkrasını hatırlasak ne olacak? Sayın Haseki, durumdan vazife çıkarmayı ihmal etmiyor. Muhalefeti, FETÖ sözcülüğü ile suçluyor. “Birbirlerini çok iyi buldular. Allah sonunu hayırlı etsin.”
Sayın Haseki’nin son cümlesine biz de amin deriz ve şöyle bir sorunun aklımıza düşmesine engel olmayız.
“Sizin zamanınızda, sizin yönetiminizde bunlar oluyorsa, nasıl ve niçin oluyor?”
“Man” kelimesinin geçmişimizdeki izini anlatacağım bir yazıydı düşündüğüm ama, girişte biraz bekleme yaptık.
ANAP günlerinde ünlenmişti ilk kez “Man” kelimesi. Bir seçim sath-ı mailinde Gaziantep meydanında duyurulmuştu.
Merhum Demirel’in hayal dahi etmediği bir atamayı, hangi intikam yahut engelleme duygusuyla söylediğini bilmediğim fakat duyduğunda, dengesinin olumsuz etkilendiğini sandığım bir H.Celal Güzel vak’asıdır aklımda kalan.

Siyasi hayatında, bahse konu o Demirel cümlesinin hüznünü hep yaşamıştır merhum H.Celal Güzel.
Cem Duna’yı TRT’ye genel müdür atayan ANAP hükümetinin bir üyesi olduğu günlerde bir TV kanalında konuşmuştu: “Demirel beni TRT’ye genel müdür yapmak istemiş ama Erbakan Hoca hayır demiş.” İşte o yanlış bilgiyi, yanlış zamanda yanlış bir partide (ANAP) bakan olarak hazmetmeye çalıştığı yıllarda, bir seçim öncesinde, kendi seçim bölgesinde adı ile “Man” kelimesi bir araya gelmiştir.
Yanlış partide siyaset yapmak hatasını telafi için sonraki yıllarda ayrı bir parti kurarak varlığını sürdürmeye çalıştığı da hatırlansın merhum H.Celal Güzel’in.
Gaziantep meydanı. ANAP otobüsünde hatipler; biri iniyor, biri alıyor mikrofonu. Sıra merhum H.Celal Güzel’e geldiğinde, ANAP’a mı o kazandırdı, yoksa ANAP mı ona kazandırdı tartışmaları hep yapılan takdimci Zenger, inletiyor meydanı.
“Otobüsümüz Man dizel
Adayımız Hasan Celal Güzel!”
Olayın tanığı gazeteciler, meydan gülme krizine tutulduğunda, Hasan Celal Güzel kızgınlığının küpüne zarar veren sirke keskinliğine erdiğini yazmışlardı.
Man kelimesi işte böyledir dedik, adını andıklarımızdan göçüp gidenlere rahmet diledik!

HEM FİLİSTİN HEM AKSA

Geçen hafta yazmıştık bu cümleyi: “19 yıl, Filistin’i Yahudilere kapatmış bir Abdülhamit Han örneğini ver vere geldiler Herzg’u atlarla karşılama törenleri yapılan günlere.”
Bir Demirel kıratlarla karşılanırdı ve sadece Erzurum’da karşılanırdı. Miting yapmaya gittiğinde karşılanırdı.

O günler başkaydı, bugünler başka.
Bilinene benzemeyen, her zamankinden değişik olan, her zamanki olmayan, ayrı, değişik, öteki gibi manalarla sözlüklerde açıklanan “başka” kelimesini, partisinin grup toplantısında “Filistin davasını etkin savunmanın yolunu” anlatırken özellikle kullanmış Sayın Erdoğan.
İsrail’le siyasi, küresel, kültürel ve ekonomik ilişkileri geliştirmek için attığımız adımlar başkadır, Kudüs davamız başkadır.”

“Son günlerde Mescid-i Aksa’nın mahremiyetine yönelik yeni saldırılar sebebiyle yüreklerimiz bir kez daha dağlandı” da diyen Sayın Erdoğan, başka yapılanları da ilan ediyor: “İsrail’den görüştüğümüz her lidere Kudüs’ün statüsü konusundaki hassasiyetimizi açıkça söyledik, söylüyoruz.”
Sizin de dikkatinizden kaçmadığını sanıyoruz Sayın Erdoğan’ın “Başka” kelimesiz bir anlatımı tercihi. Acaba neden?

“Görüştüğümüz her lidere” ifadesi, “Görüştüğümüz başka liderlere” şeklinde olsaydı, çok Herzog varmış diye anlaşılmaz mıydı?
“Başka” zor kelimedir. Adımlar başkadır, davamız başkadır dersiniz, fakat öncelik hangisinde sorusu muallaktadır.
Aşık Veysel’imiz de vurmuş sazının tellerine, “Başka”yı misallendirerek anlatırken.
“Kim okurdu, kim yazardı,
Bu düğümü kim çözerdi?
Koyun kurt ile gezerdi,
Fikir başk(a) başk(a) olmasa.”

Başkalarının fikri başka olursa, Sayın Erdoğan konuşmasını bitirirken bu ihtimali de izah etmiş, diyor ki: “Tüm dünya sussa bile...” “Biz Kudüs davamızı en yüksek sesle sürdüreceğiz!”
Yani?
“Attığımız adımlar başkadır.”
Filistin, Kudüs üstüne bu izahları yaparken Sayın Erdoğan, bizim aklımıza da başka insanların, başka hayallerini hatırlamak düşebilir mi? Düşer. Biz, yani Sayın Erdoğan’la akran sayılanlar, onun genç olduğu yaşlarda genç olanlar. İşte onlardan biri, adı İbrahim Balcı olanı, üstelik Sayın Erdoğan’ın köylüsü de olanı, bembeyaz sakallı simasıyla çıktı, geldi. Yazımızın en başına aldığımız o cümleyle vurdun beni dedi ve arşivinde sakladığı bir notu getirdi.
1978 yılının 26 Mayıs’ında Yeni Devir gazetesinden yazmış.
(Dünya Siyonistleri Dayanışma ve Haberleşme Teşkilatı Başkanı Nahum Goldmen’in kitabında, İsrail eski Cumhurbaşkanı (Başbakanı) Ben Gurion’un özel hatıra defterine “Benim Filistin topraklarına gömüleceğimden hiç şüphem yoktur. Ama oğlum Amur’un Filistin topraklarına gömüleceğinden şüpheliyim. Zira 21’inci yüzyılın başında Filistin’de İsrail devleti diye bir devletin olacağını zannetmiyorum.” (Yazdığının notu düşülmüş.))
Başka’larının hayali, tahmini, gerçeği yukarıda anlatılanlar gibi “Başka” imiş 40 yıl önce; “Başka, başka” ayırımlı günlere gelmek hesaplarında yokmuş.
12 Eylül ihtilali en taze günlerini yaşarken haberlerde duyduğumuz “Maslahatgüzar” kelimesinin manasını aramıştı herkes ertesi günü sözlük sayfalarında. İşte o haberin tek cümlelik tarihli izahı şöyledir Vikipedi’de.
“İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgal etmesi ve Kudüs’ü sonsuz başkent olarak ilan etmesi üzerine 30 Kasım 1980 tarihinde temsilcilik, ikinci katip seviyesine indirgendi.”
Sonra “Özal” geldi, başka insanlarımızın alkış tuttuğu; biz de şanlı muhalefet yıllarımızı yaşadık onun İsrailci politikalarına karşı. Hafızalarımızın hesabından da sorumluyuz, diye böyle bitti bu yazımız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Ensar Tuna - Man'da gaymeyı medine'li hurmayı voleyi vurmayı kestane balını milletin malını çok severler.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 24 Nisan 11:13


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?