Reklamı Kapat

İftar sofraları ve dini yozlaşma

İftar; İslâm’ın beş temel esasından birisi olan orucun bir parçasıdır. Oruç tutmak ibadet olduğu gibi onu vaktinde ve adabınca açmak da ibadettir. Zira Resûlüllah (s.a.v.)  vakti girdikten sonra oruçlunun iftarda acele etmesi ve orucunu hurma veya su ile açmasını tavsiye etmiş ve kendisi de bunu bizzat uygulayarak akşam namazını kılmadan önce birkaç hurma ile orucunu açmıştır. Ayrıca da Yahudi ve Hristiyanların iftarı geciktirdiklerini belirterek iftarda acele ederek onlara muhalefet edilmesini istemiştir. Dini bir vecibe olan iftar, oruç tutanın bir hakkı olup bir ibadet edasıyla ifa edilmeli ve dua edilerek açılmalıdır.

Son yıllarda maalesef üzülerek görüyoruz ki -diğer birçok dini alanda olduğu gibi- iftar sofraları da istismar edilmekte, bir takım kişi ve kurumlarca bir gösteriye çevrilerek nerede ise dini bağlamından koparılmaktadır.

Meşru (İslam hukuku açısından geçerli) bir mazereti olmadığı halde oruç tutmayanların iftar sofralarına kurulmaları bir ikiyüzlülük ve utanmazlıktır. Ayrıca da normal hayatında toplumun ifsadı için koşuşturan, dinin ortadan kaldırmak için bütün gücüyle mücadele verdiği ahlaksızlık ve çıplaklığın elçileri, davetçileri, özendiricileri, modern cahiliye hayatının simgeleri konumunda olanların iftar sofralarında ağırlanmaları genel olarak tüm dini değerlerle ve özel olarak da Ramazan-ı şerifin ve orucun insana ve topluma kazandırmak istediği manevi değerlerle taban tabana zıttır.

 12 Eylül 1980 darbesini yapan generallerin topluma kötü örnek olacağı gerekçesiyle TRT Televizyonuna çıkmasını veto ettikleri birisinin Cumhurbaşkanlığı iftarında ağırlanması,  İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Ramazan etkinliğinde "Kaç kadeh kırıldı sarhoş gönlümde" şarkısının söylenmesi yozlaşmanın nerelere vardığını göstermektedir. Bu konuda böyle yüzlerce kötü örnek sayılabilir. Bütün bunları topladığınızda Türkiye'de dini değerlerin bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde sürekli olarak aşındırıldığını, yozlaştırıldığını görmekteyiz.

Esasen İslam ile savaşanların en büyük arzusu İslami değerleri vahiy bağlamından kopararak geleneğin bir parçası yapmak, sonrada tağyir ve tahrife uğratmaktır. Tıpkı Hristiyanlığın başına getirdikleri gibi. Kur'an-ı Kerim'in tabiriyle bu mutraf (şımarık) taifenin din ile bağlantısı -genel olarak-  tıpkı Roma Kayserlerinin Hristiyanlığı din edinmeleri gibidir. Din eğer bunların nefislerini okşayan bir şey söylemişse ona sahip çıkarlar.  Ama yaşadıkları çirkef hayata müdahale eden dini hükümleri de yok saymaktan veya inkar etmekten geri durmazlar.

Bu anlayış, yakın zamana kadar elit bir sınıfa ait iken şimdilerde genel bir kanaat olmaya başladı. İbahilik (dinî emirlerin ve ahlâk kurallarının bağlayıcılığını kabul etmeyip her şeyi mubah görme) anlayışı giderek yaygınlaştı. Şampanya ile kutlama yapan sıkmabaşlı kızlar ortaya çıktı.

Yusuf Karadavi bu maskeli yüzleri şöyle teşhis ediyor:

“Bunlar hep din kelimesini kullanıyorlar. İslam kelimesini kullanmaktan özenle kaçınıyorlar. Şimdi bu düşünce sahiplerine:  “Artık yerinizi tayin edin. Allah, vahiy, ahiret gibi konularda yeriniz neresi? İkinci olarak Peygamber (s.a.v.)’in nübüvveti ve ona gelen vahiy hakkında ne düşünüyorsunuz?  Size Müslüman kardeşime hitap ettiğimiz gibi size hitap edebilir miyiz? İslam’la mı yoksa zıddıyla mı berabersiniz?" dense büyük bir ihtimalle:

- Biz Müslümanız. Ancak bizim ilahımız yenilikçi; sizinki taklidi. Bizim İslam’ımız çağdaş, sizinki eski, bizim İslam’ımız ilerici, hareketli, sizinki donuk ve sabit, diyecekler.

Biz bu anlayış sahiplerini gerçek İslam’a çağırıyoruz ve diyoruz ki sizin bu düşünceleriniz İslâm değildir. Sömürgecilerin İslâm elbisesi giydirdikleri bambaşka fikirlerdir.” (Yusuf el-Karadavi, El-İslam ve’l-ilmaniyye, 24; Mustafa Kasadar, Aradığım Mutluluk İmam, 17-18)

Nitekim CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel Meclis'te yaptığı konuşmasında: "Bu ülkede yılbaşı gecesi aldığı bir bileti kumar görmeyen, bir iki kadeh içkiyi günah saymayan bir Anadolu Müslümanlığı var. Onun günahına da katlanıp bu ritüeli yaşayan bir Anadolu Müslümanlığı var." diyerek bu anlayışı birebir onaylamıştır.

Bütün bu dini tağyir ve tahrif hareketleri yaşanırken ulema sınıfı olarak niteleyeceğimiz kesimler ve sözde dindar çevrelerde büyük bir sessizlik yaşanmaktadır ki asıl korkutucu olan da budur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder

# CHP

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Kenan Kılavuz - Hala bu dertle dertli, Mustafa Kasadar Hocam gibi kalemlerin var olması bize umut veriyor. Allah sizlerden razı olsun. Mühim detaylar ve uyarılar. Anlayana elbette...

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 23 Nisan 13:40
01

Ne Ekersen Onu Biçersi - Toplumun yozlaşmış yaşamı. belalar musibetler hastalık kriz fayda yok sırada savaş var

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 21 Nisan 22:38


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?