Mâide Suresi 82. Ayet’in tefsiri üzerine bir değerlendirme

Abone Ol

Mâide Suresi, 82’nci ayet-i kerimesi hakkında zaman zaman spekülasyon yapılmakta, bu ayet üzerinden Hıristiyanlara ayrıcalık tanıma konusu gündeme getirilmektedir. Özellikle dinlerarası diyalog fitnesine zemin oluşturma bağlamında istismar edilen ayetlerden birisi budur. Ayetteki Hıristiyanlarla alâkalı ifadelerden yola çıkarak, bu zümrenin Müslümanlar için “müşriklerden ve Yahudilerden” daha ılımlı ve yakın olduğu algısı oluşturularak diyalog faaliyetleri başlatılmıştır.

Gerçek İslâm âlimlerinden hiç kimse bu ayetteki ifadeden Hıristiyanlara ayrıcalıklı davranılması gerektiğini anlaması mümkün değildir. Gerek Kur’an-ı Kerim’in bütüncül yapısına bakıldığında, gerekse Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bu zümreyle alakalı ayetleri açıklarken kullandığı ifadeler ve gerekse fiili uygulamalarda böyle bir tolerans yoktur. Bu ayetten Hıristiyanlara tolerans anlamını çıkartanlar, Kur’an-ı Kerim’in anlam bütünlüğüne, nesih-mensuh, sebeb-i nuzül ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) konu hakkındaki açıklamalarını muhtevi hadis-i şeriflerini dikkate almadan tefsire kalkışmış ve hata etmişlerdir yahut bu sadece hata değil, bilinçli bir ifsat olmalıdır.

Kur’an-ı Kerim’de Mâide Suresi 82’nci ayetteki, “Andolsun! İman edenlere düşmanlıkça insanların en şiddetlisini Yahudilerle müşrikleri bulacaksın. Sevgi itibariyle müminlere en yakınını da, ‘Biz Hıristiyanlarız’ diyenleri bulacaksın. Bunun sebebi; içlerinde âlimler ve dünyadan geçmiş rahipler bulunmasıdır. Bir de bunlar (hakka tâbi olmaktan) kibirlenmezler” ifadesini istismar ederek Hıristiyanlar hakkında olumlu bir yaklaşım çıkartmaya çalışanlar Kur’an-ı Kerim’in bütüncül yapısından habersizdir. Eğer haberli oldukları halde böyle bir anlam çıkartıyorlarsa bilinçli bir ifsattan söz etmek gerekir. Zira bu ayet-i kerime, Necâşi’nin Habeşistan’dan gönderdiği heyet hakkında nazil olmuştur. Ayet-i kerimenin sebeb-i nüzulüne bakıldığı zaman belirli bir gruba yönelik olduğu, bu zümrenin tamamını kapsamadığı, Hıristiyanların tümüne teşmil edilmesinin mümkün olmadığı ve sonraki dönemleri kapsamadığı görülecektir. Hele hele günümüzdeki şirk ehli Hıristiyanları da içine alacak şekilde yorumlanması mümkün değildir. Zira bu ayet-i kerimenin Necâşi’nin gönderdiği heyet hakkında indiği, Peygamberimizin onlara Yasin Suresi’ni okuduğu, onların da Müslüman olarak Kur’an hakkında, “Bu, İsa’ya inen kitaba ne kadar benziyor!” dedikleri vakidir. Kaldı ki, Müslümanların Habeşistan’a hicretlerinde Necâşi’nin insani tavrı da malumdur.

Kur’an-ı Kerim’deki herhangi bir ayetin tefsirinde Kur’an’ın anlam bütünlüğüne, nesih-mensuh, sebeb-i nuzül ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) açıklamalarını muhtevi hadis-i şeriflerin önemi büyüktür. Bunlara dikkat etmeden yapılan her yorum insanı yanlışa götürür.

Kur’an-ı Kerim öyle mükemmel anlam bütünlüğüyle, öyle mükemmel mantıksal örgüyle örülüdür ki, yüzyıllardır hiçbir müsteşrik Kur’an-ı Kerim’de mantıksal hata bulamamıştır. Kur’an’da bir taraftan Hıristiyanları, Yahudileri delalet ehli görüp onları İslâm’a çağıran, diğer yandan da onların da cennete gideceği yönünde bir ifade kullanılmaz.

Kur’an-ı Kerim’de Hıristiyanların kâfir oldukları, “Allah üçten birisidir diyenler şüphesiz kâfir olmuşlardır” (Mâide, 73), “Meryem oğlu Mesih (İsa), Allah’tır diyenler kesinlikle kâfir oldular” (Mâide, 72) ayetlerinde açıklanmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’deki Yahudi ve Hıristiyanları anlatan ayetlerin birçoğunda bu iki zümre birbirinden farklı görülmemekte, ikisi hakkında benzer ifadeler kullanılmaktadır. Bu ayetlerden birisinde, “Yahudiler Uzeyr Allah’ın oğludur dediler, Hıristiyanlar da Mesih Allah’ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini), önceden kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl sapıyorlar!” (Tevbe, 30) buyrulmaktadır. Sadece bu ayet bile iki zümrenin birbirinden farklı olmadığını anlatmaya kâfidir.

Sonuç olarak, Maide Suresi 82’inci ayet-i kerimedeki ifadeler, Necâşi’nin Habeşistan’dan gönderdiği kafileyle alakalıdır ve kafile Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Yasin Suresi’ni okumak suretiyle yaptığı tebliğ neticesinde gözyaşları içinde Müslüman olmuştur.

Burada dikkat edilmesi gereken ikinci önemli husus da Kur’an-ı Kerim’in bütüncül yapısına bakıldığı zaman Yahudi ve Hıristiyanların şirk konusunda ayrı tutulmadığıdır. Bu iki zümreye karşı kullanılan ortak dilin isabetli oluşu tarihin seyrinde daha iyi görülmüştür. Yahudi ve Hıristiyanlar tarih boyunca İslâm’ın tam karşısında durmuştur. Hıristiyanların Haçlı Seferleri’yle yaptığını, Siyonistler Filistin’de yapmaktadır. Hıristiyan ABD ve Avrupa’nın korumasında bir avuç Siyonist, Filistin’de zulmüne devam etmektedir.

Özellikle son üç asırdır Haçlı ve Siyonistlerin Müslümanlara karşı işbirliği yaptığı artık sır değildir. İslâm dini, Yahudilik ve Hıristiyanlığı birbirinden ayırmadan “muharref” ve “batıl din” kategorisine koyduğu için onların bu birlikteliği “batılın ittifakı”dır ve buna da şaşmamak gerekir. Son üç asırdır iyice belirgin hale gelen batılın ittifakı aslında Kur’an-ı Kerim’deki, “Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır…” (Mâide, 1) ayetinin teyididir.