Mahzun mabet: Ayasofya

Abone Ol

Algıları ve zihinleri dönüştürmekte mahir malum medyamızın tek amacı kapitalist heveslerini tatmin etmek, reyting damıtarak reklâm verenlerden çuvalla parayı kaldırabilmektir. Her zaman konjonktür efendinin kulu kölesi olan malum medya, hiçbir dönemde halkın, milletin arzuladığı şeyleri gündeme getirmek noktasında hevesli olmamıştır. Her dönemde güçlü olanın borazanı olmayı içine sindirebilmiş, gerçeklerin ortaya çıkması hususunda hakkaniyetli davranmamıştır. Malum, Ramazan ayı adım adım geliyor… Bugünlerde iri tirajlı medyanın, Ramazan ile ilgili promosyonları başladı… Zannedersiniz ki, bu medya, din ve diyanet noktasında gerçekten milletin dinini imanını kurtaracak nitelikte çalışma yapar. Zannedersiniz ki, bu medya, bu milleti ahlâklı, maneviyatlı bir forma büründürebilmek için tüm kanallarını seferber eder. Böyle bir şey yoktur! Onların derdi, konjonktürel olarak kendilerine fayda sağlayacak materyalist bir niyetle insanların cebindeki üç kuruşu tırtıklamak ve kendilerini şirin gösterecek bir şeyler yaptıklarına inandırabilmektir.

Birkaç gün önce tarihin en büyük “sivil isyanlarından” birisi gerçekleşti… Anadolu Gençlik Derneği, “Seccadeni Al Gel” kampanyasıyla mahzun mabet Ayasofya’da binlerce insanın katılımının sağlandığı “Sabah Namazı” kılınması programı gerçekleştirdi. Anadolu’nun en ücra köşesinden bile insanlar, Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması, Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesi olarak hayata geçirilmesi ve bu zulmün sona erdirilmesi için sabah namazında bir araya geldiler. Kâbe imamlarından Şeyh Abdullah Basfar’ın kıldırdığı namaz sonrasında gerçekten maneviyat dozajı yüksek bir atmosfer yaşandı… Dualar edildi, Kur’an-ı Kerim tilaveti yapıldı…

Aynı günün gecesinde bu manevi atmosferin, kılıktan kılığa girmekte mahir televizyon kanallarında ne kadar yer aldığını, haber olarak kendisine ne kadar yer bulabildiğini izlemeye oturduk. Birkaç televizyon kanalı dışında bu muhteşem atmosfere yer veren bile yoktu…

Ayasofya’nın ibadete açılması vicdani sorumluluğu malum medyanın umurunda bile değildi.

Ayasofya mahzun bir mabet olarak vicdan sızımızken, kendilerini din diyanet aşığı olarak lanse etmeye çalışan malum medyamızın derdi, bu mabedin bu şekilde kalması yönünde irade sergileyenlerle paralel şekilde seyrediyordu.

Ayasofya… Mahzun mabet… Hüzünlü mabet… Fatih Sultan Mehmet’in dönüştürenler için “Lanet” ettiği yüce ibadethane…

Yıllardır Ayasofya’nın fethin sembolü olarak yeniden ibadete açılması yönünde eylemler gerçekleştiriliyor. Yıllardır, Ayasofya’nın minarelerinden ezan sesi duyabilmek için, iktidarlara çağrıda bulunuyoruz.

Bu nasıl bir güçtür ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Ayasofya’nın yeniden ibadete açılabilmesi noktasında kendi hür iradesini sergileyemiyor. Batılı devletlerin ve güç odaklarının Ayasofya’nın boş bir müze olarak kalması yönündeki baskısı, her şeyin üstesinden geliyor.

Neden kendimiz olamıyoruz

Osman Yüksel Serdengeçti’nin şu dizelerini hatırlatalım:

“Ayasofya ses vermiyor, / Ayasofya bir hoş, / Ayasofya bomboş! / Hani nerede / Şu muhteşem minberde, / Binlerce erin baş koyduğu şu temiz yerde, / Şimdi hangi kirli ayaklar dolaşıyor ”