Mahrumiyetlerimiz ve Kazançlarımız

Abone Ol

  Mahrumiyet

yaşamın belli dönemlerinde daha yoğun yaşanır. Böyle durumlarda mahrum

kaldığımız şeyin yerini daha iyi olanla doldurarak yoksunluğumuzu kazanca

çevirir ve hayata kaldığımız yerden devam ederiz. Yaşamın iki evresinde

mahrumiyeti hiç olmadığı kadar yoğun yaşarız. Bunlardan biri yaşlılık diğeri

ise gençlik dönemidir. Her iki dönemde de kişi bir meşakkat sürecinden

geçmektedir. Bu süreci kazanca çevirenler olduğu gibi zorluklarla başa

çıkamayıp yenilgiyi kabul edenler de vardır. Genç yabancısı olduğu koca bir

dünyaya açılmaktadır. Burada güç savaşları vardır, genç bu savaşın galibi

olabilmek için akranları ile rekabet etmektedir. Artık çocuk değildir, güç,

enerji ve zihinsel aktivasyon olarak yaşamın doruk noktasındadır. Fakat sonu

gelmeyen hayal ve beklentiler gencin yükünü daha da arttırmakta ve onu

haddinden fazla yormaktadır. Genç bu dönemlerde geçmişinden koptuğunu hisseder

ve hayallerine ulaşamayacağı kaygısı taşır. Bu onun en büyük korkusudur.

Mahrumiyetin yoğun yaşandığı dönemlerden biri de yaşlılık dönemidir. Bu dönem

kişi, sahip olduğu güç ve imkânların yavaş yavaş elinden gittiğini hisseder.

Hareket kabiliyeti zayıflamıştır, yardım ve desteğe daha fazla ihtiyaç

duymaktadır. Yaşlılık döneminde, eski dostlukları yeniden kazanmaya ve vakti daha

verimli geçirmeye çalışanlar, nispeten mahrumiyeti daha az yaşarlar. Ancak

gençliğinde elindeki imkânları hoyratça kullanıp, gelecek için bir yatırım

yapmayanlar bu imkânları kaybettiklerinde kendilerini mahrum ve çaresiz

hissederler.  Bugün küresel etkinin yoğun

kuşatması altındaki toplumlar, iç kaynaklarından uzaklaşarak dış odaklı bir

hayata meylediyorlar. Bu durum özellikle mahrumiyet anlarında kişinin

tıkanmasına ve çaresiz kalmasına neden oluyor. Oysa her insan yaşamın

zorlukları ile başa çıkabilecek iç kaynaklara fıtri olarak sahiptir. Yeter ki

bunu görebilsin.