Mahremiyetin Yok Oluşu

Abone Ol

Değişim ve dönüşümün mutlak olarak çok iyi olduğuna dair bir kanıya sahibiz. Elbette insan yerinde sayan bir varlık olmamalı. Ancak her değişim ve dönüşüm de faydalı mıdır? Bunu sorgulamak gerek. Mimariden tutun da teknolojik gelişmelerin hayatımıza etkilerine dek bir düzine değişim yaşadık son yüzyıllarda. Zannediyorum insanlığın başına gelmiş olan en kötü değişim bunlardı. Burada teknolojinin yerinde saymasından bahsetmediğimiz anlaşılıyor olmalı. İnsanlığa faydalı olan, insanlığa hizmet eden hayırlı işleri elbette önemsiyoruz. Belki de son yüzyıllarda yaşadığımız değişimlerin fayda, hayır ve güzel ilişkisine bakılmaksızın; çıkar, menfaat, çatışma üzerine kurulu olmasının ceremesini çekiyoruzdur.

Tarihsel olarak baktığımızda her dönemde farklı bir mimariyle karşı karşıyayız. Söz gelimi Selçuklu mimarisi farklıyken, Osmanlı dönemi mimarisinin farklı olduğundan bahsederiz. Her dönemin ruhu mimariye yansımıştır ve bu değişimler göze hoş gelir. Fakat modernleşme çabasıyla yaşadığımız mimari değişim için aynı şeylerden bahsedemeyeceğim. Geldiğimiz noktada göze hoş gelmeyen, insani ihtiyaçları karşılayamayan bir mimari anlayış var.

Günümüzün dikey ve çok katlı mimarisinin tersine geçmişimizde daha yatay, birbirinden uzak, mahremiyeti koruyan bir mimari anlayış vardı. Evler bahçeli yahut avlulu inşa edilirdi. Bahçe veyahut avlu ev sahibi olan aileye özel bir alan sağlıyordu. Evler birbirine yakın inşa ediliyorsa pencereler birbirine bakacak şekilde açılmazdı. Pencerelerde perde bulunur, hava kararmaya başladığında önce kalın perdeler çekilir, ardından ev aydınlatılırdı. Bugünse çok katlı binalarda, küçücük evlere sığmak zorunda bırakılıyoruz. Binalar dip dibe inşa ediliyor, herkes birbirinin evinin içini görüyor. Bırakın akşam saatlerinde kalın perdeyi çekmeyi, artık pencerelerde ya perde yok ya da var olan perdeyi çekecek hassasiyet yok insanlarda. Kimsenin özel alanı kalmadı.

Mimarideki bu değişimin yanı sıra teknolojideki gelişmeler, sosyal medyanın, dijital platformların hayatımıza dâhil edilmesi ile insanlar özel alana dair ihtiyaç duymaz oldular. Sosyal medya sayesinde artık insanlar kendi istekleri ile mahremiyet sınırlarını kaldırıyor, hayatlarının, evlerinin her anını sergiliyorlar. Eskiden erkekler, hanımlarının isimlerini arkadaşlarının yanında anmazken, misafirleri geldiğinde haremlik-selamlık kurallarına riayet ederken bugün çok rahat bir şekilde aileleri ile olan fotoğrafları, anıları paylaşabiliyorlar. Tesettürlü olsun olmasın hanımlar giyimlerine dikkat ederken bugün giysi dolaplarının içini, yemek yaptıklarında komşunun canı çekmesin diye dikkat edip komşuya bir tabak götürürken bugün yedikleri içtikleri ne varsa sosyal medyada paylaşabiliyorlar. Hayatımızı bu kadar herkesin önünde yaşarken pencerelerde perde olmuş olmamış çok da anlamı yok sanırım…

Mahremiyet sadece evlerimizden ibaret değil elbette. Bazı insanların arasında kalması gereken, diğerlerine sır olan konular vardır. Her şey herkesin önünde yaşanmaz, yaşanamaz. Bazı şeyler başkalarına mahremdir. Hâlbuki bugün her şeyi herkesin önünde yaşıyor, her yerde konuşuyoruz. Bu hem bir kaos oluşturuyor hem de oluşan bu kaos hepimizi yoruyor.

Mahremiyet sınırlarımız gün geçtikçe iyice silikleşiyor. Hâlbuki mahremiyet insanın en önemli ihtiyaçlarındandır. Eğer mahremiyet duygumuz olmasa idi giyinme ihtiyacı da duymazdık. Bu durumda hayvanlarla aramızda bir fark da olmazdı. Bizi biz yapan en önemli değerimiz mahremiyet. İnsan kalabilmek için onu korumamız gerekiyor.