Mahpus çocuklar

Abone Ol

Modern zamanlarda doğan çocuk güneşle yakınlık kuramıyor.

Yeşille akrabalığını keşfedemiyor, yağmuru tanımıyor. Çocuk hayata, dört tarafı

çevrilmiş bir apartman dairesinde başlıyor. Gökyüzünü görememek ufkunu

daraltıyor çocuğun.

Bütün yaşamı dört duvar arasında geçiyor onun.

Evden okula okuldan eve derken vakit su gibi akıp

gidiyor.

Çocuk oyuncaklarla zorluyor hayal dünyasını. Güneşin

ışığına uzanamıyor, tabiatla yakınlık kuramıyor, olayları insanları ve çevreyi

hiç tanımıyor. Güne ıssız bir odada yapayalnız başlıyor, sonra oyun odasına

geçiyor. Duvara gelişigüzel çizikler atıyor, oyuncakları bir oyana bir buyana

fırlatıyor. Bu ıssız evde çocuğu ayakta tutan tek şey annenin şefkatli sesi

oluyor. O da olmasa çocuk bu mahpushanede yapayalnız kalacak.

Hafta içi evin kapısına kadar gelen servis çocuğun

korkularını tetikliyor. İçeri girdiğinde çocukluğu çalınmış birkaç arkadaşıyla

karşılaşıyor. Fakat güneşi yine göremiyor, perdeler kapanmış, etraf karanlık

çocuk olduğu yerde kalıyor. Okula geldiğinde kapıda öğretmenle karşılaşıyor,

içeri giriyor ve yine oyuncaklarla baş başa kalıyor.

Evle okul arasında gidip gelen çocuk, kurduğu hayallerin

sonunu bir türlü getiremiyor, kendini bir mahkûm gibi hissediyor. Bir gün

anneden habersiz odanın camını açıyor ve dışarı bakıyor. Gökyüzünde süzülerek

uçan bir kuş görüyor. Gözleriyle kuşu uzun süre izliyor ve kuş aşağı doğru

inerken yaşasın diye bağırıyor. Çocuk özgürleşmek ve tıpkı bu kuş gibi yeşille,

doğa ile güneş ile tanışmak istiyor. Fakat onun bu hayali pek uzun sürmüyor.

Anne söylenerek geliyor ve camı kapatıyor. Çocuk yarım kalan hayalini bir türlü

tamamlayamıyor. Karanlık odaya geçiyor ve oyuncakları sağa sola fırlatıyor.

Çocuk avazı çıktığı kadar bağırıyor, ağlıyor ve annenin dikkatini çekmeye

çalışıyor. Fakat ne anne çocuğu anlayabiliyor ne de çocuk hayalindeki dünyaya

ulaşabiliyor.