Mahkemeyi bırak, uzlaşmaya bak!

Abone Ol

Bismillâhirrahmânirrahîm;

MİLLETÇE can derdine düştüğümüz salgın günlerinde, bir de hükümet ve bazı belediyeler arasında yaşanan restleşmeye şahit oluyoruz. Hem de, “Bir bu eksikti” dedirtecek üslûpla. Peki, bunlar rakamlara bakmıyorlar mı? İnsanlığın maruz kaldığı felâketin büyüklüğünden haberleri yok mu? Bu atmosfer kutuplaşmayı kaldırmaz.

Hem Cumhurbaşkanlığı, “Biz Bize Yeteriz Türkiye’m” lânsmanıyla “yardım kampanyası” başlatmış; hem de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Belediye Meclis Kararı’yla salgında kullanılmak üzere “şartlı bağış” için bazı bankalar üzerinden hesaplar açmıştı. Buraya kadar güzeldi. Ülkeyi saran virüs tehlikesine karşı “çok yönlü” seferberlik başlatılmıştı.

Daha önce de, bazı belediyelerde bağış toplandığı biliniyordu. AKP Genel Başkanı uygulamayı “devlet içinde devlet” olarak görmüş; karşı çıkmıştı. Belediyeler boş durmadı. 11 büyükşehir belediye başkanı bildiri yayınlayarak; bugüne kadar toplanan bağışlar kabul edildiği halde, ülkenin çok büyük felâketi yaşadığı son olayda yapılanın  “anlaşılmaz” olduğunu söylediler. Siyaset üstü davranmayı gerektiren bir süreçten geçildiğinin bilincinde olduklarını anlattılar. Belediyelerin bağış kabul etmesinin “yasal” olduğunu savundular.

      İç İşleri Bakanlığı, 81 ilin valiliklerine, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği yazıyla izinsiz yardım toplandığı gerekçesiyle bağış toplamayı yasakladı. Toplanan paraları bloke etti.

     İki tarafın da dayandığı gerekçeleri vardı. Hükümet yardımların Cumhurbaşkanlığı makamının açıkladığı birimlerce dağıtılacağını açıklarken; diğer taraf ise, “Hangi AKP’li belediyeden bağış için bakanlık izni istendi?” sorusunu yöneltiyordu.

SALGIN, SİYASET ÜSTÜ

MİLLÎ GAZETE dün “Tartışmaya daldık, virüsü unuttuk. Siyaset ‘yardım’ kavgasında” manşetiyle çıktı. Karar gazetesi önceki gün manşetinde “Belediye Bağış Toplasa Ne Olur?”  sorusunu yönelterek; “Tartışmaları bırakıp salgınla ortak mücadeleye odaklanma” çağrısı yaptı. Aynı gün, Karar’dan Akif Beki hükümeti, “Bağış yasağı seçim iptalinden farksız” yazısıyla hatırlattı: “Millet görür bu zorlamayı, ters teper.”

Günde onlarca can alan bir tehlikeyi yaşadığımız bir atmosferde, siyasiler arasında, insanı tedirgin edecek “mahkeme”, “suç duyurusu”, “yasak” gibi tehditlerin konuşulması hiç de iç açıcı değildi. İstişare, diyalog, uzlaşma gibi yöntemleri niçin akledemiyorduk? Şimdi mahkeme sözünün sırası mıydı? Bugün bir araya gelmeyecek, birlikte müzakere etmeyeceksek, bunu hangi güne bırakıyorduk? “Akıl, akıldan üstündür” atasözünün pratiğini ne zaman gerçekleştirecektik?

Efsanevî belediyecilik hizmetinin öncülerinden Temel Karamollaoğlu, “Vatandaşımız istediği yere yardım edebilmeli” diyerek uyardı: “Salgın, siyaset üstüdür. ‘Yardımı başkası değil, sadece ben yaparım’, anlayışı hizmet değil, partizanlıktır. Birlikte istişare ve diyaloga ihtiyacımız var. Hayırda yarışmak lâzım; engellemek değil.”

Koronavirüs Çin’de başlayalı 4 ay oldu. Türkiye’de de Mart başından itibaren ciddi bir mücadele dönemi başladı. Bu süre içinde birkaç kere “liderler zirvesi” yapılarak konunun enine boyuna müzakere edilmesi gerekmez miydi? Vaka sayısı 20 bini; ölü sayısı 400’ü geçmiş durumda. 4 bin, 40 bin olmasını mı bekliyoruz?

DİYALOG EKSİKLİĞİ

HÜKÜMET halkına güvenmeli. Görev ve sorumlulukları paylaşmalı. Probleme el atanların çokluğu bizi kısa sürede sonuca ulaştırır. Devlet, kontrol ve denetimlerini titizlikle sürdürsün; ama kurumlar yara almasın. Ayrıştırıcı uygulamalardan kaçınılsın.

2017’de ölen Savcı Ömer Deniz dünürüm anlatmıştı: Kurban derileri bağışının THK’nın tekelinde olduğu günlerdi. Deriyi camiye vermek istiyorduk. Bayram günü, THK deri toplama aracı kesim yaptığımız yere geldi. Tuzağı gördüm. Ev halkına, “Siz karışmayın” diyerek deriyi THK aracına teslim ettim. Makbuzunu aldım. Yine de soruşturma açtılar. Makbuzu gösterince soruşturmadan vazgeçtiler.

Sömürgeciler yazılım, dijital ortam, sosyal ağlar üzerinden “tekel” oluşturup kimseye hayat hakkı tanımayacak şekilde hazırlanırken; bizim hâlâ “sen-ben” çekişmesine girmemiz akıl kârı mı?  “Biz” olmaya çalışalım. Konuşalım; problemlerimizi birlikte müzakere edelim; uzlaşalım.   

Görünmeyen virüsün dünyayı teslim alışını görmüyor muyuz? İnsan kibir ve gurura kapılmasın! Gücüne, varlığına güvenmesin! İşte, virüs karşısındaki acizliğimiz! Dünya ile diyalog halindeyken, birbirimizle müzakereden niçin kaçıyoruz?

Hükümet krizi doğru yönetmeli. Sağlık Bakanı’nın yaklaşımı gibi! Fahrettin Koca iyi sonuçlar aldığı için değil; insanî yaklaşımı sebebiyle takdir gördü. Şeffaflığı, dürüstlüğü, mütevaziliğiyle… Mikrofonsuz konuşarak sesini yükselttiğinden, incindiğini hissettiği gazeteci kıza, “Kızım, kusura bakma!..” diyerek gönlünü almasıyla, halkın gönlünde taht kurdu. İcraatlarında tarafsızlığını hissettirdi. Halk onda özlediği “yönetici tipi”ni buldu.

Birlik, beraberlik, kardeşlik sözde kalmamalı; uygulaması görülmeli.