Woody Allen, o unutulmaz, o muhteşem sinema klasiği "Radyo Günleri" filminin sonunda, "bütün bu anılar zaman içinde benden uzaklaşıyor, yavaş yavaş silikleşiyor" gibi bir laf eder...
12 Mart, otuz dokuzuncu yıldönümünde gene tartışıldı ama sesler, Woody Allen‘in dediği gibi artık daha cılız, daha sönük çıkmakta... Hepimiz yaşlandık. Bu arada Mahir Kaynak‘a da "geleneksel küfürler" edildi tabii. Şimdi emekli bir memur ve bir gazetede köşe yazarı olan Mahir Kaynak ağabeyimiz, o zamanlar genç, parlak ve çok "hızlı" görünen bir üniversite asistanıydı... Kaynak‘ın, başarısız 9 Mart cuntasını ihbar ettiği bilinir ve bu yüzden otuz dokuz yıldır bütün sol çevrelerin nefretini kazanan adam olmuştur. Bu yorum yanlıştır. Mahir Kaynak, 9 Mart cuntasını ihbar etmemiştir. Kaynak, "görevi gereği" cuntanın içine girip onları izleyen ve "Üniversiteli" kod adıyla olup bitenleri düzenli olarak rapor eden bir gizli servis ajanıydı.
Kendisine "dincileri" izleme görevi verilseydi bu kez onları izleyecekti. "Önce solcu sonra görevli" değil, "önce görevli sonra solcu kılığına girmiş" bir memurdu. Ele verdiği cuntanın da solculukla molculukla bir ilgisi olmayıp, alt tarafı "bürokrat ve sivil aydın ittifakına" dayalı Kemalist bir dikta özlemi içinde olduğunu gençler de bilirler. "Arkadaşlarını" satmamıştır. Görev gereği onlarla arkadaşlık kurmuştur. Hiçbiri babasının oğlu değildi. Kimse kendisini sevmek zorunda değildir ama Milli İstihbarat Teşkilatı‘nın da, her bağımsız ve egemen devlette bulunan bir "devlet dairesi" olduğu ve burada çalışan memurların görevlerini yapmakla yükümlü oldukları unutulmasın. Nankör bir meslektir bu...
Şimdilerde ara ara kendini savunmaya çalışıyor ve "ben devletten yanayım" diyor ama buna gerek yoktur, "bana verilen görevi yerine getirdim, işim budur, karşı çıkma hakkım yoktu" demesi yeterlidir. Fakat bu kurumdan "emekli olunamayacağı" da bir gerçek galiba... Çünkü Mahir Kaynak mükemmel bir "dezenformasyon" uzmanı!..





