Magazinin kültür yerine ikamesi ya da yabancı kültürün öncelenmesi

Abone Ol

Millî Gazete muhabirlerinden Şaban Kalafat önemli haberlere imza atıyor. Gazetecilikte kimsenin umursamadığı, önemsemediği, gözden kaçırdığı kültür ve düşünceye ilişkin ayrıntıları öne çıkarıyor.

Bu ülkede, büyük medeniyetimizin büyük kültür merkezi İstanbul da geçmiş zamanın bir süreği olarak yabancılık önemseniyor, öne çıkarılıyor. Piyer Loti nin ifadesiyle: "Dehlizlerdeki Bizans kültürünün kirleri". Tarihin bir kültürü ihya edilecek ise bunu kendimize ait kılarak dönüştürebiliriz. Ne yazık ki, yapılmak istenenler çok farklı. Bu işin bir yönü.

Kültür ve düşünce giderek sıradanlaşıyor ve değersizleşiyor. Bir başka deyişle son yüzyıllardaki Batı kültürünün bestseller oluşu, basitliği, sıradanlığı öne çıkarılıyor. Bunda amaç her şeyi çıkara dönüştürme, para kazanma ve bunu önemli bir sektör oluşturma çabası var. Basit, hafif, anlaşılır çok okunur roman, şiir, öykü gibi. Müzik de böyledir. Televizyonlarda, gazetelerde magazin kültürü önceliğinden has kültür giderek göz ardı ediliyor. Niteliğin göz ardı edilişi. İslâm kültürüne ait unsurların ortadan kaldırılması yeni bir durum değil. Camilerin geçmişte amaçlarının ışında kullanılması, pavyon ve depo yapılması Özellikle belli bir dönemin yüzünü yansıtıyordu. Fakat zamanımızda çok farklı bir durum daha söz konusu: Düşünce geleneğimizde bulunmuş insanların benzer bir duruma girişi yadırgatıcı. Haberin özü şu: "İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, Ocak ayı son oturumunda AKP, CHP ve ANAP lı meclis üyeleri İstanbul Şehzadebaşı Camii karşısında bulunan ve Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa edilmiş Acemioğlanlar Hamamı nın yerine beş yıldızlı Celal Ağa Konağı isimli otelin yapılmasını oy çokluğu ile meclisten geçirdiler." [Millî Gazete, 21 Ocak 2008] Günümüz medyasıyla birlikte egemen güçlerin işbirliği de gözlerden kaçmıyor. Özellikle yarımadayla ilgili yeni bir süreçten söz ediliyor. Bu, sanki dışarıdan müdahale ile yapılıyor. Gerek pagan Bizans kültürü, gerek Hıristiyan kültürünün bu denli öncelenmesi asıl yadırgatıcı olanı.

Milliyet gazetesi bir ara Sultanahmet teki bir otel binasının altında bulunan Bizans kalıntılarıyla ilgili kampanyası anımsanırsa, buna o denli duyarlık gösterdiler, nedeni biliniyor. Günlerce vaveyla kopardılar. Ne yazık ki İslâm kültürüne ait eserler söz konusu olunca Batı ruhlular sus pus oluyorlar. Bu onların genlerinde olan bir durum.

Bir süredir İstanbul tarihi ve kültürünün önemli merkezlerinin Batı nın ruh dünyasıyla örtüşen mekânlara dönüştürülme çabasını da unutmayalım. Galataport projesiyle Perşembe pazarı ile Salıpazarı arasındaki bölgenin Yahudi Sami Ofer e verilmesi çabasını da unutmayalım. Gene benzer bir biçimde Haydarpaşa dan Salıpazarı na kadar olan bölgenin gökdelenli, Manhattan türü eğlence merkezi oluşturma düşüncesi anıtlar kurulundan döndü. Fakat, yakın zamanda yeni tuzaklarla yüz yüzeyiz. İstanbul un, para ve eğlence merkezi oluşturulması da çok masum bir davranış değil.

Tuhaf bir ülkeyiz ve tuhaflıklarla dolu halleri yaşıyoruz.

İstanbul şehrinin bir çok mekânı önemli simgelerle bilinir. Fakat simgelerin kendisi giderek ortadan kaldırılıyor. Karaköy Yeraltı Camii ile bilinir. Bu caminin içinde medfun olanlar İslâm düşüncesinin ön atlılarıdırlar. Perşembe pazarı, Arapcami, Ahzep Kapı Camii, oradaki tarihi yapılarla bilinir. Galata, kulesiyle vs. Fakat bölge galata kulesiyle o kadar da çok akla gelmez. Galata yı akla getiren Hezarfen Ahmed Çelebi olayıdır.

Üsküdar "harem toprağını" içinde barındırır. Harem ruhludur. Yani İslâm düşüncesinin, Mekke nin, Medine nin Anadolu dan balkanlara açılan kapısı. Balkanları Mekke ye ve Medine ye bağlayan durağı. Oradan Bağdat caddesine açılır.

Ne yazık ki, çocukluk yıllarımın kısa dönemlerinin geçtiği Bağdat Caddesi nin başlangıcı olan Ayrılık çeşme ve çevresi bir talana uğradı. Çeşme, orada sakil ve yalnız duruyor. Arap mezarlığının içinden yol geçti, tarihi mezarlık büyük bölümüyle tahrip oldu. Şimdi üzerinde metro çalışmalarının yapıldığı bir şantiye duruyor.

Abdülhamit amcamın gecekondusu bu mezarlığın içindeydi. O gece kondular bile o mezarlığı koruma bakımından birer bekçi gibi idiler. Onların arasında geçirdim iki yazımı. O taşların korunması bu gönüllülere kalmıştı âdeta.

İleri bir hamleye zemin hazırlayan yen bir şey daha oldu o bölgede. Demiryolu hattının üzerindeki iki katlı eski evler istimlak edilerek yıkıldı. Artık Ayrılık Çeşme ve Bağdat Caddesi başlangıcı yok. Ayrılık Çeşme de yok. Osmanlı sultanlarının hacıları uğurlarken orada hem dua, hem şenlik ile oluşunun hayali bile yapılamaz. Çünkü orada adını bile anmakta zorlandığım yabancı bir ruh oraya çöreklendi.

Üsküdar ın ruhuna metro hançeri saplandı. Gelecekte geçmiş Üsküdar ı çok arayacağız. İstanbul un fethini gören Üsküdar yok oluyor. Harem Üsküdar ına olanlar olduğu gibi.

İstanbul un silueti değişiyor. Bizansiyen kültür ile birlikte Batı nın sömüren ruhu öne çıkıyor.

Tuhaf ve garip birliktelikler de gözden kaçmıyor.

İstanbul kültürü çok büyük darbeler yedi geçen yüzyıldan bu yana. İstanbul ruhu öldürülmek isteniyor.

İstanbul kültürü İslâm kültürüdür. Adıyla, ruhuyla ve birikimiyle. İstanbul kültürünün öncesi de İslâm kültürü dairesinde İslâm kültürüne aittir. Bunu hakiki anlamda İslâm kültürü dairesinde bir anlama büründürebiliriz. İstanbul a egemen olan İslâm kültürünün dışlanması, imhası, tahribi arkaik ve pagan kültürün öne çıkmasını sağlar. Bir de buna arabesk diye tanımlanan sıradanlığın öne çıkması da İstanbul kültürüne bir ihanettir.