Genel olarak iyi gelir getirdiği için değil, yapacak daha güvenli bir iş bulunamadığı için tercih edilendir. Hatta karın doyuracak bir işin kolaylıkla bulunamadığı toplumlarda çalışanlar için tercihten söz etmek tuhaf olur; çalıştıranlar çalışacak olanları tercih eder, seçer, iş verir. ‘Başka iş mi yok?’ sorusunun yanıtı olumsuzdur. Suların başı tutulmuş, topraklar paylaşılmış, kaynaklar kırışılmıştır. Güvenlik önlemini alıp baretini takan madenci, olası kaza ya da cinayetleri göz önünde bulundursa da çaresiz ocağın derinliklerine doğru yol alır.
Toprağın yedi kat altında kaderine doğru yürüyen madenci, bu dünyadan geçip gittiğinde bir mezar taşının bile olmaması ihtimalini düşünür. Olsa dahi mezar taşını kim ne yapsındır? İşverenlere, patronlara, büyük büyük adamlara başka taşlar lazımdır. İşte madenci, onu bulunduğu yerden çıkarır ama kendisi çıkamayabilir! Hemen oracıkta cenaze levazımatçısına benzeyen tipler türer, açıklamalar yapar, varsa sorumluların yoksa sorumsuzların şiddetle cezalandırılacağından falan söz eder. Haber bültenleri artık maden ocağını kimin ziyaret ettiğinden, bilmem hangi üniversitenin maden profesörünün canlı yayına bağlanıp grizunun ne olduğunu anlatacağından, stüdyo ortamında sesi iyi alamamaktan falan dem vurur.
Alınan tedbirler, maden işçiliği için risk diye söylenip geçiştirilen şeylerin ortadan kaldırılmasını kapsamaz.
Gerçi madencilik diye adlandırılan iş kolu yekûnuyla ortadan kaldırılmadıkça da herhangi bir tedbir alınmış olmaz. Ancak bu pek görkemli bir faaliyettir ve ortadan kaldırılması sadece devletleri değil, dünya nimetinin başına kurulmuş bir yığın ailenin ekonomik döngüsünü sekteye uğratır. İşte onlar aç kalmasın diye, daha doğrusu patronlar çok daha iyi kazanabilsin diye hemen her yıl yüzlerce insanın yaşamından edilmesi kadere bağlanır. Geriye gözü yaşlı anneler, çaresiz babalar, aç biilaç eşler, boynu bükük yetimler kalır. Geriye umutla çocuğunun, eşinin, babasının, kardeşinin göçük altından canlı çıkmasını bekleyen insanlar kalır. Geriye, birkaç iş olsun mahkemesinde kendini akladıktan sonra daha verimli kullanılmak üzere görev verilen patronlar, CEO’lar, yetkililer kalır.
Birkaç yıl önce ünlü bir maden şirketinin çok değerli CEO’sunun, ücretlerini alamayıp grev yapan emekçilere yönelik ettiği laflar fevkalade önemlidir: “Valla biz bekleriz, nasıl ki bu maden yüzyıllardır burada bizi, onu toprağın altından çıkarmamızı beklemiş, birkaç ay ne ki, birkaç yıl da olsa bekleriz!” Gerçi o CEO, sözünü ettiği bekleyişin sonunu göremeden görevinden alınır ama insanlığa bu değerli anlayışı; irfan, idrak, şuur fışkıran bu lafları bırakır! İşçinin grev bağlamında katlanmak zorunda kaldığı yaptırımlar bir yana, yetkilendirilmiş birtakım patron tipli varlıklar ve etraflarında dolanıp duran kapı kulları resmen çıkarılmamış madenin tarihler boyunca kendilerini beklediğine inanır. Hayır, onlardan evvel yaşayanlar ve onlardan sonra yaşayacak olan insanlar, birilerinin işgücünü kullanıp çıkarmayı akıl edemezler. O zekâ, kullanım, çıkarılacak cevher ve piyasaya sürme sadece onlara bahşedilmiş nimettir. İnsanlığın karşısında konumlanan işte tam da bu varlıklar doyurulamaz. Çünkü onlar bunca zaman insan emeğiyle tüketim maddesine dönüşebilecek ama kendilerinden önce gelip geçmiş nesiller tarafından dokunulmamış her cevheri şahsi nasipleri addederler. Yine onların eliyle toprak işlenmez hale getirilmeli, yeryüzü tarumar ve cümle variyet talan edilmeli, akmakta olan sular şişelenip satılmalı, hiç olmazsa duru dereler siyanürlenmeli, solunan hava kirletilmeli, insan ise bozuk para gibi kullanılıp harcanmalıdır. Canlarından edilen maden işçileri bu tür varlıklar için ölü sayısından, yıllara vurulan istatistiklerden, alınan önlemleri ihlal eden ya da kurallara uyup daha rahat gidenlerden, anlamsız birtakım rakamlardan başka nedir?
Ölenlerin ardından “dünyayı aydınlatmak için… insanlık ısınsın diye… ekmeğini taştan çıkarmak… vb.” ifadeleri içeren beylik laflar edilir, nutuklar çekilir. Gözü yaşlı ailesinin eline üç beş kuruş harçlık sıkıştırılır ve konu kapatılır. Ya maden?.. O kapatılmaz. Çok çok faaliyetine kısa bir müddet ara verilir ama kapatılamaz. Kapanması düşünülemez, teklif dahi edilemez. Maden dediğin anayasanın baş tarafına denk düşen maddeleri gibidir, müzakere kaldırmaz, tartışma götürmez, konuşulamaz. Sonra oturup yeniden yeniden Tennessee Ernie Ford’dan ya da Johnny Cash’tan Sixteen Tons dinlenir ve zaman varsa Ümit Kıvanç’ın aynı isimdeki efsanevi maden belgeseli izlenir.