O kara yüzlü ak çocukların emeğinden kaç kişi utandı
acaba.
Bakan biraz günah çıkarmaya çalıştı.
Onların kazancı benimkinden helal, deyiverdi.
Kaç vekil, ben bu madencilerin ölümüne ekmek savaşından
kesilen vergilerle onların hakkını yiyorum , deyip içi yandı.
Ya da keneler gibi semirmiş iş adamı, tüccar, kapitalist
ağalar.
Onlar, binlerce derinlikteki mezarlarda ekmek ararken.
Karanlık kuyularda kaybolurken.
O ölüm kokulu ekmekleri uğruna can verirken.
Siz, onların bir aylığını; bir öğün yemeğinize verirken
boğazınıza dizildi mi
Anadolu da bir ağıt vardır: taş olsun boğazına diye, o
ağıta rast gelmekten korktunuz mu hiç.
Ya da pahalı bir yemeği ocağa koyan ev kadını, o yemekten
ar ettin mi
Şimdi kalkıp yaralı işçinin çizmemi çıkarayım mı deyişine serenadlar
düzmektesiniz.
Siz yapmadınız mı onca edepsizlikleri.
O işçi ile aynı ortamda bulunmak ister miydiniz
Onun kömür karası, billur ellerini tutmak ister miydiniz
Onun ayağı şalvarlı, sırtı yelekli, başı çemberli
karısını ezmek için iki yüzyıldır uğraşıyorsunuz.
Onları gördüğünüz yerde boğmak için hınçla dişlerinizi
gıcırdattığınızı bilen kaç nesil yetişti.
Onların çocuklarını okullara almadınız.
Güneydoğu şehitleri de hep onların çocukları idi, sizin
kapınıza uğramadı cenaze konvoyları.
Ne yaptınız şimdiye kadar onlar için.
Sadece düşmanlık.
Gözlerinize çarptıklarında, manzaralarınızın önünden
yanlışlıkla geçtiklerinde tepenizin attığını okumaları için hiddetle
bakışlarınızı fırlattınız.
Hatta son senelerde aynı taşıtlarda rastladığınızda,
uçakta yanınıza oturduklarda, bunların burada ne işleri var diye, suratınızı
buruşturdunuz.
Hele aynı restorana uğrayamazlar ama.
İstanbul un tarihi yerlerine ömürde bir kere yolları
düştüğünde.
Sizin de bohem zevkleriniz icabı çok seyrek takıldığınız
o mekânda.
Nee.
Bitişik masada çay içmeye kalkmıyorlar mıdır o
garibanlar.
Hırsla masaları deviresiniz gelmiştir.
Danalar gibi böğürüp gariban garsondan öcünüzü alıp
onlara ters bir defolun buradan
bakışınızı atıp, bir daha bunları burada görmek istemiyorum anlamındaki paldır
küldür kalkışınızla.
Siz onlara kaç kez hatırlattınız, düşman gibi
gördüğünüzü.
Şimdi o garip kuşlar öldükleri için mi değerli oldular.
Sizlerin buz tutmuş yüreklerinizi ısıtmak için yerin yedi
kat altına girdiler.
Binlerce metre derinlikteki mezarlarından gün ışığına
çıkmadan dar galerilerde iki büklüm çalıştılar.
Onlara bahar, çiçekli basma örtülü divanlarına uzanmaktı.
En mutlu anlarıydı çoluk çocuk sahandaki yemek etrafına
bir inci dizisi gibi sıralanışları.
Siz, onlara; o bir dilim ekmeği burunlarından getirerek,
yaşamı koklattınız.
Hayatın kıyısından geçmelerine bile tahammül etmediniz.
Yoksulların kanına ekmek bananlar!
Size her gün Soma.
Bir tiradın usta oyuncuları!
Maden işçilerine ne olur siz ağlamayın da, kim ağlarsa
ağlasın.