Maddi ve manevi kalkınmanın itikadi temeli

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.

Bütün insanların refahına, sosyal ve ekonomik adaletin gerçekleşmesine önem veren İslam iktisadı, İslam’ın kalkınma siyasetinin bir yansımasıdır. Müslümanların geçmişte, adil bir iktisat düzenini kurup uygulayabildiği halde, şimdi bunu niçin yapamadıklarının incelenmesi, sebeplerinin ortaya konulması önemli bir kazanım olacaktır. Bir toplumun yükselişi ve düşüşü ile ilgili olarak yapılacak çok yönlü ve dinamik bir değerlendirme, İslam’ın kalkınma anlayışının gelecekte, yeniden hayata ikame edilme imkânını da beraberinde getirecektir.Günümüz İslam coğrafyasının ve insanlığın içine düştüğü zilletin sebebi, doğru ve düzgün bir İslam okumasından kopmuş olunmasıdır. İslam’ı doğru ve düzgün okumayan Müslümanlar, karşılaştıkları sıkıntıları, İslam ile çözmek yerine, emperyalist dünyanın kendilerine telkin ettiği materyalist ve liberal okumalar ile çözmeye yöneldiler. Bu materyalist ve liberal okumalar ise onları zillete düşürdü. Hâlbuki İslam’ca okumalar, toplumların sadece kendi engellerini aşmalarını sağlamakla kalmaz, devrim niteliğinde değişiklikler yapmalarına da imkân sağlar. İslam’ın düzgün ve doğru okunduğu, her bakımdan hayata ikame edildiği zamanlarda İslam coğrafyası, bilim ve teknolojinin, maddi ve manevi kalkınmanın merkezi ve öncüsü olmuştur. Bu kalkınma ve teknolojik üstünlüğün zemininde ise, tek hak din ve düzen olan İslam’ın benimsediği, itikat ettiği ilah, insan ve çevre kabulü vardır. Bu kabul ve itikat, bütün insanların sosyal huzurunun, ekonomik refahının adil bir şekilde gerçekleşmesine imkân sağlamıştır.

İKİ KABUL

Haçlı ve ırkçı emperyalist Batı’nın kabul ettiği tahrif edilmiş dinin ve materyalist görüşün benimsediği ilah, insan ve çevre tasavvuru ile İslam’ın itikat ettiği ilah, insan ve çevre kabulü arasında gece ile gündüzün arasındaki kadar fark vardır. Bu farkı görmek gerekir. Müslümanlar; tek hak ilah olarak Allah Teâlâ’ya iman ederler. İnsanın günahsız olarak doğduğuna, bütün insanların Allah katında eşit kullar olduğuna, aralarındaki üstünlüğün takvada olduğuna inanırlar. Çevrenin, Allah’ın kullarının emrine verdiği bir emanet, onu gelecek nesillere daha iyi bir şekilde aktarmanın bir görev olduğunu bilirler. Materyalist batıda çoklu bir ilah anlayışı vardır. Bu inanış onların çok boyutlu kalkınmasına engel olmaktadır. İnsanın günahkâr olarak doğduğunu kabul ederler ve biri üstün insan, diğeri köle insan olmak üzere iki tür insanının varlığından söz ederler. Bu kabulün bir yansıması olarak kalkınma ve refahın üstün insanın saadeti için planlaması gereken bir eylem olduğunu düşünürler ve düzenlerini de buna göre kurmuşlardır. Çevrenin kilisenin veya üstün insanın mülkü olduğuna inanırlar. Kiliseye veya üstün insana ait olan bu mülkü kullanan her kölenin kullanma bedelini mutlaka ödemesi gerekir. Modern vergiler bu anlayışın eseridir. Bu iki kabulün her birinin diğerinden farklı olarak bir hak anlayışı ve bir kalkınma modeli vardır. İslam’ın kalkınma modeli, ıslah etmeyi hedeflerken, materyalist batının kalkınma modeli, ifsat etmeyi hedefler. İslam’ın kalkınma modeli, bütün insanlığa saadet ve refah getirirken, materyalist batının kalkınma modeli, ufak bir azınlığa saadet getirir ve büyük çoğunluğu ise ezer ve köleleştirir. İslam, maddi ve manevi kalkınmayı birlikte ele alır, materyalist batı ise, sadece maddi kalkınmayı ele alır, manevi kalkınmayı yok sayar.

İNSAN VE KALKINMA

İslam’ın kalkınma modelinin odak noktasında insan vardır. İnsan, kalkınmanın hem sonucu hem de aracıdır. İnsan kalkınmanın sonucudur, çünkü arzulanan refah onun refahıdır. İçindeki sıradan bir insanın emeğinin karşılığını alamadığı toplumlar, hızlı bir şekilde kalkınamazlar. İnsan, aynı zamanda kalkınmanın aracıdır, çünkü o doğru olana kadar hiçbir şey doğru bir şekilde çalışmaz. Kalkınmanın girdisi; insan, aile, toplum ve hükümettir. Hükümet verimli ve adil işlemeyebilir, aileler parçalanabilir ve toplum ruhsuzlaşıp korumasız hale düşebilir. Eğer bütün bu kurum ve yapıların girdisi olan insanlar, gerekli ahlaki ve akli niteliklere sahip doğru kimseler değillerse, o zaman hükümet yozlaşır, adaletten sapılır, aileler çözülür, çocuklar ailelerinden yeterli eğitimi alamaz ve toplum kutuplaşır. İnsan ve toplum olumlu ve olumsuz olarak bir değişime uğramadığı sürece Allah onları, iyi halden kötü hale, kötü halden iyi hale çevirmez. RAD 11: “…Gerçek şu ki, bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların genel durumunu değiştirmez…” Eğer toplum ve insanlık, adil bir düzeni kurmak için kendisini düzeltirse, piyasa, yönetim, aile ve toplum beraberce maddi ve manevi kalkınmayı gerçekleştirirler ve saadet bulurlar. Maddi ve manevi kalkınma ancak adalet ile birlikte yapılabilir. Çünkü zulmün olduğu yerde kalkınma olmaz.

MİLLİ GÖRÜŞ VE KALKINMA

Ülkemizde güçlenerek kalkınmanın öncüsü hep Milli Görüş olmuştur. Milli Görüş maddi ve manevi kalkınmayı birlikte ele almış ve refahı herkes için esas kabul etmiştir. Herkese refah adil olmanın gereğidir. Ahlak, kalkınmanın sürekliliğini ve kalitesini artırır. Bunun için Milli Görüş’ün önde yürüyen bayrağı her zaman Önce Ahlak ve Maneviyat olmuştur. Milli Görüş kamu kaynaklarını etkin ve verimli kullanarak içinde bulunduğu hükümetleri güçlenerek kalkınmanın etkin unsuru haline getirmiştir. Milli Görüş üreten bir Türkiye hedeflemiştir. Sanayi yatırımları, savunma sanayi, tarım ve hayvancılık, madenlerin işletilmesi gibi alanlarda ülkemizde tek yerli ve milli bir ses olmuştur. AK Parti’nin kabul ettiği faizci kapitalist düzen uygulamaları ile güçlenerek kalkınma olmaz. Borçlanarak ve parayı toprağa gömerek yok olmak olur. “Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya” ancak Milli Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi iktidarı ile kurulabilir. Selam hidayete tabi olanlara…