Macron Sözcülük mü Yapıyor?

Abone Ol

Geçen yıl Kasım ayında başlayan “Sarı Yelekliler” eylemlerinden gerekli mesajları aldığına dair işaretleri ortaya koyan Macron, ülkesini ilgilendiren, ilgilendirmeyen birçok konuda gündem oluşturacak açıklamalar yapmaya başladı.

Bir yerlere selam vermek midir bilinmez ama geçtiğimiz Şubat ayında “Anti Siyonizm’i suç haline getirme” önerisinde bulundu. Bu öneri sonrasında ise Nisan başlarında 24 Nisan’ı ‘Ermeni Soykırımını Anma Günü’ ilan etti. Özellikle son dönemlerde yaptığı değerlendirmelerin merkezinde ise genellikle, Fransa’yı Ortadoğu, Akdeniz ve Afrika’da daha ileri noktalara taşıma iddiası var.

Malum, Emmanuel Macron, Rothschild ailesinin bankasında 2008 yılında işe başlamış, herhangi bir parti mensubiyeti olmadan aday olmuş ve seçimleri kazanmıştı. Ayrıca kendisini ne sağcı ne de solcu olarak nitelendirmiş ve partiler üstü olduğu söylemini öne çıkararak seçilmişti. Bugünlerde zaman zaman kendi ülkesini merkeze alarak, bazen AB adına çıkışlar yapıyor. En son olarak da ev sahibi sıfatıyla G-7’leri konuşmalarına dâhil ederek yorumlarda bulundu. Macron’un anlamlı, anlamsız zaman dilimlerinde aktif olmaya çalışmasının, eski çalışanı olduğu Rothschild’larla bir ilişkisi var mı, bunu ilerleyen zamanlarda daha iyi anlayacağız ama bu tavrıyla bilinçli olarak gündemde kalmak istediğinde bir şüphe yok.

Peki, Macron neler söylüyor, hangi mesajları veriyor?

Popülizmin kitabı yazılırsa, ona da mutlaka bir yer ayrılması gereken İngiltere’nin yeni başbakanı Boris Johnson’ın ülkesini ziyaretinde Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki varlığını sorgulayan Macron, bu tutumuyla sınırları zorlamakta bir beis görmedi. Macron, “Fransa ve Avrupa Birliği, hidrokarbon arama faaliyetlerinde Güney Kıbrıs lehine hiçbir zayıflık göstermeyecek.” diyerek, sopayı aba altından göstermek gibi bir yolu tercih etti. Kendi ülkesinde toplanan G-7 Zirvesi öncesi, “Eğer yarın İran nükleer silaha sahip olursa bu konu bizi bizzat ilgilendirir. Ortadoğu karışırsa bizi de etkiler. Libya’daki sorunları çözemezsek toplu olarak Akdeniz’deki bu göç skandalına maruz kalmaya devam edeceğiz.” açıklaması yaptı. İran ve Libya’nın yanında Lübnan, Suriye ve Ukrayna’nın da zirvede ele alınacağını söyledi. Hatırlanacağı gibi Macron bir açıklamasını da zirve öncesi Putin ile görüşmesinde yaptı ve İdlib’i masaya yatırdı. Bu arada Amazon ormanlarındaki yangınları da unutmadı. Macron, bu yangınlar konusunda Brezilya’ya yardım edeceklerini söyledi. Daha ilginç olan bir gelişme var ki, o da gündemin akışını değiştirdi. İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’i hem de Trump’ın da katılacağı zirvenin yapılacağı yere çağırdı ve İngiliz ve Alman yetkililerin de katıldığı toplantıda Zarif ile görüştü. Bugün bunları söylemenin bir anlamı yok belki ama yine de bundan sonrası için faydası olabilir diye tekrar ifade edelim. Macron adı geçen bölgelerle ilgili bu kadar cesur açıklamalar yapabiliyorsa, bunda Türkiye’nin oralarda attığı yanlış adımların payı büyüktür. Ancak iktidarın yanlışları yüzünden tası tarağı toplayıp Macron’a veya varsa onu öne çıkarıp arkadan iş çevirme düşüncesi olanlara da meydanı boş bırakmak tabii ki doğru bir yaklaşım olmaz. Çünkü bendeniz Macron’un bütün bu girişimlerinin büyük bir planın parçası olduğunu ve Türkiye’nin ayak izlerini tamamen silmek üzere kurgulandığını düşünüyorum. Türkiye Macron’un çıkışlarını toy bir siyasetçinin heyecanı diye yorumlamadan hareket etmeli ve dış politikasını bu duruma göre şekillendirmelidir. Macron’un sadece kendi adına konuşmayabileceğini hesap ederek hareket etmelidir. Unutulmamalıdır ki, sözcüler kim veya kimler adına konuşuyorlarsa onların kanaatlerini aktarırlar.