Eğitim

Maarifimizin geçirdiği buhran nedir? Burhanettin Can’ın önemli vurgusu

"Çocuklar hata yaptığında toplum onlara rehberlik etmeyi seçebilir. Mesela güvenli istihdam, yol göstericilik ve beceri geliştirme sunan, eğitimle uyumlu yapılandırılmış çalışma programları aracılığıyla katkı sunabilir."

Abone Ol

Umran dergisi Haziran 2026 tarihli 382. sayısında maarifteki buhranı merkeze alan bir manşetle çıktı.

Dergide, cezai mesuliyetten derslere devamsızlığa, sınırlı eğitim programları ve yetersiz danışmanlık hizmetlerinden anlamlı eğitim erişiminin sınırlanmasına, okul terkinden kaygı ve depresyon dâhil olmak üzere ruh sağlığı tanılarına, akran zorbalığından değer temelli seçmeli dersleri seçme oranının şaşırtıcı derecede düşmesine kadar eğitim odaklı tartışmalar terbiye krizi, dijital yetimlik ve hayat çemberi ekseninde ele alınıyor.

BURHANETTİN CAN’IN ÖNEMLİ VURGUSU

Derginin gündem sayfaları Burhanettin Can’ın “21. Asırda 5. Nesil Savaş/Sessiz Savaş Kapsamında Siber Savaş” başlıklı yazısıyla başlıyor.

Burhanettin Can’ın yazısında yer alan şu vurgular dikkat çekiyor;

“Bir çocuğun kişilik gelişiminde belirleyici olan, maruz kaldığı ve karakteristik vasfı dehşetli fısk u fücûr olan dahası bukalemun gibi her saniyede binbir renge, hokkabaz gibi bin şekle giren dijital içeriklerin çokluğundan ziyade, kurabildiği sahici insan ilişkilerinin derinliğidir.

Çocuklar hata yaptığında toplum onlara rehberlik etmeyi seçebilir. Mesela güvenli istihdam, yol göstericilik ve beceri geliştirme sunan, eğitimle uyumlu yapılandırılmış çalışma programları aracılığıyla katkı sunabilir.

Böylesi uygulamalar, çocukları tehlikelere maruz bırakmadan kazanç, amaç duygusu ve rehberlik sağlayarak beraberlik duygusunu ve dayanıklılığı güçlendirir.

Çocuklarımıza değer verdiğimizi iddia ediyorsak, yalnızca onların anlık güvenlikleri için değil, uzun vadeli refahları için de sorumluluk almak zorundayız. Çünkü bir mütefekkirin ifadesiyle “Saadet halkın yararına hizmettedir. Selamet ise hakikate yapışmaktadır.” İnsanlık yardımlaşma ve dayanışma esasına istinat ettiğinden cemaatler, gönüllü girişimler birlikte hareket ederek her çocuğun gelişme şansına sahip olmasını sağlayabilirler.

Çocukların değerli olup olmadığı sorusu, her mahalle, şehir ve bölge için ahlaki bir sınavdır; cevap, sorumluluk sahiplerinin harekete geçmeye, çocukları korumaya ve yetiştirmeye istekli olup olmamasına bağlıdır…”

BAŞKA HANGİ DOSYALAR VAR?

Mehmet Akın geçen ayın öne çıkan küresel buluşmalarından Dünya Dekolonizasyon Forumu’nu değerlendiriyor.

Cihan Aktaş “Çocuk ve Adalet” başlıklı yazısında Türkiye’deki kronik sorunları çocuklar zaviyesinden hatırlatıyor. Şunların atını çiziyor: “Kusuru hep başkasına yükleyenler, kendi haklılık payı konusunda muhakeme gücünden yoksunlaşır. Hayatı hep ezberlerle okuduğunuzda, şimdiki zamana ait sınavın tüm sorularını kaçırırsınız.”

Mehmet Beyhan “Küresel Rekabetin Yeni Cephesi Mali” yazısında Mali’deki gelişmeleri irdeliyor. Beyhan, Mali’nin önünde duran temel meselenin yalnızca bir güvenlik ya da iktidar sorunu olmadığını, asıl problemin tarihsel hafızası güçlü bu coğrafyanın kendi iç bütünlüğünü yeniden kurup kuramayacağı olduğunu belirtiyor.

Ortadoğu’dan dünya meselelerine uzanan çevirilerde ise şu metinler var: Ramzy Baroud “Avrupa’da İsrail Destekçisi Mutabakatın Sonu”, Brivael Le Pogam “Nihilizmi Ambalajlayan Üç Parisli Filozof: Foucault, Derrida ve Deleuze”, Abdullah Raddadi “Tukidides Tuzağı”, Osame Abuzaid “Sudan İran Savaşına Kadar Neden Gündemden Düştü?” ve Hamid Dabashi “Şer İttifakı Hakikatten Nefret Ediyor”.

TERBİYE KRİZİ, DİJİTAL YETİMLİK VE HAYAT ÇEMBERİ

İnsanı metalaştıran, araçsal aklın emrine veren anlayışı bir yana bırakarak inanç, değerler ve ahlaki ilkeler üzerine kurulu çok yönlü bir insan inşasını mümkün kılmak için çaba harcamak gerekiyor. Taha Abdurrahman bunun, iradesi atıl duruma gelmiş insanı ifade eden ebter ile estetik ve özgün üretimi arttırmak, çoğaltmak ve imkânları zenginleştirmek suretiyle insanı yeniden düşünmeyi mümkün kılan kevser kavramlarını merkeze alarak yapılabileceğini ileri sürer. Şu oluş ve bozuluş âleminde dinin yüce hakikatlerinin kâinata intişarını kendilerine vazife bilen hakikatperverler şunun farkındadır: Eksik olan bilgi değil, ahlak ve terbiyedir. Çocuklara bilgi yüklemenin ötesinde, insani vasıfları, dürüstlüğü ve merhameti öne çıkaran bir karakter eğitimi verilmesi gerekmektedir. Ne var ki Türkiye’de terbiye meselesi çoğu zaman kevser insanı gürbüz kılacak istikamette değil butlan kültürün ebter insanını yetiştirecek şekilde ele alınıyor. Böylesi bir yaklaşımda terbiyeyi içeren kazanımlarsa amaçlarının aksine gelişmelere yol açabiliyor. Her geçen gün dijital yetimliği artan çocuklar eksenli kriz döngülerinin birbirini izlemesi de bununla bağlantılıdır.

Derginin bu çerçevede hazırlanan dosyasına Mustafa Aydın “Eğitimden Önce Ahlak Sorunu”, Celalettin Vatandaş “Dijital Yetimlik: Dijital Kültür Çağında Çocukluğun Yalnızlaşması”, Metin Alpaslan “Değerler Temelli Bir Nesil ve Akran Zorbalığıyla Mücadele”, Kâmil Yeşil “Seçmeli Dersleri Zorunlu Ders Müfredatına Nasıl Taşıyabiliriz?”, Abdullah Yıldız “Merhameti Tavsiye Etmek”, Mehmet Furkan Ören ise “Yeni Kuşak Neden Bu Kadar Agresif? başlıklı yazılarıyla katkı sunuyor.

DÜŞÜNCE DÜNYAMIZ, KÜLTÜR VE SANAT

Derginin kritik bölümünde Ryan Kemp “Yapay Zekâ ve İnsan Gibi Düşünmek için Mücadele” başlıklı yazısında son zamanlarda giderek artan yapay zekâ meselesini bir film üzerinden irdeliyor.

Jake Romm “Gazze’yi Düşünmek Ne Demektir?” başlıklı yazısında Batılı filozofların Gazze ve Filistin’de olup bitenleri ele alışında karşımızA çıkan sorunları Franco “Bifo” Berardi’nin Gazze odaklı son kitabından hareketle teşrih ediyor.

Aytaç Ören “Yaşayan İslâm” bölümündeki “Cuma Kayıtları” yazı dizisini “Kuyu Karanlığında Bekleyiş” metni ile sürdürüyor.

Mehmet Sefa Yalçın “İslâm’ı Anlamak ve Geleceğe Yürümek” başlıklı yazısında vefatının seneidevriyesinde Raoger Garaudy’nin metinlerini özellikle de “Sevilla Bildirisi”ni merkeze alarak müminlerin mesuliyetlerine dikkat çekiyor.

Musa Balcı ise “Yabancılaşmayan Bir İnsan: Sadık Kılıç” başlıklı yazısında geçen yılın son günlerinde bu dünyadan göçen Sadık Kılıç merhumu yâd ediyor.

Günay Bulut ise Cihan Aktaş’ın son romanını, yazarın romanları içindeki farklılığını “Kamerun’da Durmuştu Zaman Üzerine” yazısında kritik ediyor.