Lüks Hayat mı? İmanlı, İzzetli ve İffetli Hayat mı?

Abone Ol

Bizim zamanımızda İmam-Hatip Liselerinin ortaokul kısmı dört sene idi. Ciddi bir eğitim veriliyordu. Bu dört yıllık ortaokulun son mezunu bizler idik. Zira 12 Mart muhtırasını yapanlar, bizden sonra İmam-Hatip’in orta kısmını kapattılar. Biz ortaokulda iken, sınıflar arası münazara yarışması olurdu. Ortaya ciddî bir konu atılır, her iki taraf o görüşün bir ucunda durur, lehte ve aleyhte görüş beyan edilirdi. Böylece talebelerin hem zihni, hem hitabeti gelişirdi. Gelin bir sütunluk münazara yapalım. Konu şu: “Lüks hayat mı İmanlı, izzetli, iffetli hayat mı ” Bu sütunun yazarı olarak, “İmanlı, izzetli, iffetli hayatı” tercih edenlerdenim ve bunun müdafaasını yapacağım.

Bir insan düşünün, iffetini paspas yapmış, hayâsızlığı ele almış, bütün mânevî ve kültürel değerlere sırt çevirmiş; sattığı bu değerlerin mukabilinde çok para kazanmış. Lüks ev, lüks araba, gösterişli kıyafetler almış. Olmaz olsun böyle varlık, böyle şatafat. Bir ülke düşünün. “Zengin ülke” diye biliniyor. Refah seviyesi üst seviyede. Fert başına düşen millî geliri 50 bin dolar. Ulaşım, haberleşme, altyapı hizmetlerinde eksiği yok. Ancak bu zengin ülke, kendinden daha güçlü ülkeler tarafından kullanılıyor. Kendine has bir politika çizmesine, ordusunun olmasına müsaade edilmiyor. Böyle olması mı iyi, yoksa fakir bir ülke olarak bilinse de, izzetli, haysiyetli bir politika tâkip etmesi, bütün dış müdahalelere kapalı olması, halkın kendi değerleri, kendi kültürleri ile yaşaması, güçlü bir orduya ve düşmanlarını caydıracak silah gücüne sahip olması mı Halkın çikolata yiyip de ecnebilerin tahakkümü altında ezilmesi mi daha iyi, yoksa kuru ekmek ve soğan yiyip de başı dik ve onurlu yaşaması mı Ben şahsen ikinci şıkkı tercih edenlerdenim. İsterse yollar çakır, çukur olsun. Ama o yollarda ben yürümeliyim. Tarih boyunca bize hâin gözle bakmış olan ecnebi askerleri değil. Bu ülkede benim bayrağım dalgalanmalı, devamlı kuyumuzu kazan ecnebilerin –ufacık yerde de olsa- bayrağı değil…

Biz Mü’miniz, Müslümanız. Bu Kâinatın, yeryüzünün, gökyüzünün ve ikisinin arasında ne varsa bütün mevcudatın Yaratıcısı ve Hâkimi Allahu Azimüşşândır. Hepimiz Allah’ın kuluyuz. Bu dünya imtihan yeridir. Bizler burada imtihan olmaktayız. Bu kâinatı yoktan var eden Rabbü’l Âlemin, vaktini Kendisinin bildiği bir zaman diliminde bu kâinatı adına “Kıyamet” denilen hâdise ile toz zerreleri haline getirdikten sonra ebedî hayatı başlatacaktır. O ebedî hayatta, şu anda da mevcut olan Cennet’e, yani elem ve kederin olmadığı, akla, hayale gelen bütün güzelliklerin mevcut olduğu “Dârusselâm”a layık olabilmek için “imanlı” olmak şarttır. Peki bu dünyadan izzetle ve imanla gitmek ve bunun şartları dahilinde yaşamak mı, yoksa imandan mahrum, fâsıkâne bir hayat mı Şahsen ben gür bir sesle “imanlı bir hayatı” istediğimi haykırırım. İmansız ve iffetsiz bir hayat, ucunda ne kadar maddî servet ve şöhret olursa olsun, rezil bir hayattır. Sözü şuraya getirmek istiyorum: Çok bilmiş beyler, lütfen hep maddeden, hep zenginlikten bahsetmesinler. Evet bu dünyada helal dâiresinde, izzeti, vakarı, haysiyeti fedâ etmeden müreffeh bir hayat yaşamak da meşrû bir taleptir. Ancak Avrupa’nın Müslümanların malını gasp ederek, hırsızlayarak sahip oldukları dışı süs, içi pis bir hayata özenmek de yanlıştır. Diyelim bizim zengin yer altı kaynaklarımız yok, millî geliri arttıracak sanayimiz yok. Ne yapacağız İnancımızı, tarihimizi, kültürümüzü, bizi biz yapan değerlerimizi fedâ mı edeceğiz Hayır! Ya ne yapacağız Ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız. Lüksü, israfı, şatafatı bir tarafa bırakacağız. Ekmeğimizi bölüşeceğiz. Boynumuzu büktürecek borçtan kaçınacağız. Ona mukabil dünyanın en merkezinde yer aldığımız ve üzerimize çevrili düşman gözler çok olduğu için güçlü bir ordumuzun ve düşmanı caydıracak yerli silahlarımızın olmasına bakacağız. Bir sütunluk münazara konuşması bu kadar olur. Saygılarımla arz ederim.