Lübnan dönemeci

Abone Ol

Küreselleşmenin, bir başka deyişle Yeni Ortaçağın başat özelliğinden birisinin, saldırganın taltif edilerek ödüllendirilmesi olduğunu Irak ın işgâli, Afganistan ın hizaya getirilmesi ve Lübnan ın katliam ve tahribatla orta yerde bırakılmasıyla anlamak gerekiyor artık. Ödüllendirilen ya da kendisinin ödüle müstehak olduğunu fiilen ortaya koyan ABD, İsrail ve AB üyesi ülkelerden emperyalizm tecrübesi olanlardır. Yani İngiltere, Fransa, bunların yanında zayıf kalsa da, Roma İmparatorluğu nun birinci elden mirasçısı iddiasının doğal taşıyıcısı duygusuna sahip İtalya. Diğerleri, mesela Belçika, Hollanda, İsviçre, evet İsviçre, Portekiz belirlenen bir zamanda sürece dahil olurlar. İspanya, boğa öldürmeden edindiği tecrübe gereği, öne çıkmadan, varolduğu halde yokmuş gibi davranmasıyla her daim mevcuttur.

Yeni Ortaçağ ın mekanı, vurgulayarak söylemek gerekiyor, İslâm coğrafyasıdır. Saldırı noktaları, önceden işaretlendiği için, uygun zamanlarda hedefi oluşturuyor. Ancak, şimdiye kadar, gerçekleştirilen saldırıların birbiriyle bağlantılarının, yeter-neden ilişkisinin buulunmadığı kanaati özenle korunageldi. Bugün bile Afganistan ayrı, Irak ayrı, Lübnan ayrı olaylar ve sorunlar gibi anlaşılmakta, değerlendirilmekte, ihtimal dahilinde bile olsa aralarında bağ kurulmamaktadır. Tabii, bu üç belirgin olayın yan bağlantıları, hazırlayıcı unsurları, kolaylaştırıcı bir takım küçük ve yerel olayları da vardır. Azerbaycan da Karabağ ın işgali, Bosna-Hersek de etnik temizlik, Somali de iç-kabile görünümlü çatışma. İran-Irak savaşı, Saddam ın Kuveyt i işgâli ve ambargo, Kuzey Kıbrıs sorunu vb. Türkiye de 24 Ocak Kararları, 83 seçimleri sonrası hükümetlerinin kuruluş ve yıkılışları, Refah-Yol hükümetinin, özellikle D-8 projesi ve IMF reddi tutumuyla Erbakan ve Millî görüş hareketinin içten çökertilme girişimi, Ecevit koalisyonunun dağıtılması ve 3 Kasım seçimine sürüklenme, yasal olarak parti başkanı bile olamayan bugünkü başbakanın önünün açılması vb. Yeni Ortaçağ ın Türkiye yansımaları olarak mutlaka gözönünde tutulma durumundadırlar.

Evet, dünya, elbette Türkiye de yeni bir döneme doğru gidiyor. Belki de yeni dönem, farkedilmez duvarlarıyla dünyayı, insanlığı kuşatmaya, hapishanesine almaya başladı bile.

Lübnan ın ırkçı-faşist İsrail tarafından diz çöktürülmeye çalışmasında halka dayalı Hizbullah ın direncine çarpması, Yeni Ortaçağ ın şekillenmesinde bir pürüz oluşturur gibi olmasıyla, BM postuna bürünmüş ABD gücü bir el atıverdi. Süreç işliyor ama artı bazı işlerin yapılması gerekiyor. Burada ister istemez, Hizbullah ın ima ettiği ve Yeni Ortaçağ ın özüne yönelik muhalif bir gücün hâlâ var olduğunun, esefle farkına varılmasıyla yöntemde bir değişiklik yapılmasına gerek duyuldu. Tıpkı Saddam rejiminin devrilmesiyle Bağdat caddelerinde çiçeklerle karşılama beklentisi direnç şaşkınlık ve giderek öfkeye neden oldu. İslâm coğrafyasının kadim topraklarında yaşayan halklar adeta derinliklere gömülmüş bağımsızlık ruhunu yeniden tevarüs edercesine müheyya olma eğilimi gösterdi. Irak taki direniş, Lübnan da Hizbullah, Filistin de Hamas bunu işaret etmektedir.

Lübnan bir dönüm noktası olabilir ve Lübnan Yeni Ortaçağ emperyalizminin karargahı olarak seçilmiş olabilir. Ayrıca artık dünya, dünkü dünya olarak kavranılamıyacak bir olguya ve sürece girmiş sayılabilir, hatta sayılmalıdır. Elbette Türkiye ve hükûmet, dolayısıyla İktidar partisi, ister Lübnan a asker gönderme kararını alsın veya almasın, düne ait değerlendirmelerle kavranılmaz. (Yazı asker gönderme kararı alınmadan önce yazılmıştır.)